<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629</id><updated>2012-02-28T16:33:42.366-08:00</updated><category term='http://www.blogger.com/img/blank.gif'/><title type='text'>Kitaplar ve Tekin SonMez</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>54</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3695541198491316969</id><published>2011-11-16T07:18:00.000-08:00</published><updated>2011-11-17T05:32:46.053-08:00</updated><title type='text'>75. doğum yılı yeni bir kitap..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kppbBsA9T7w/TsPUiqwOlKI/AAAAAAAAGQs/irNbt00BJEU/s1600/DSCN8585.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kppbBsA9T7w/TsPUiqwOlKI/AAAAAAAAGQs/irNbt00BJEU/s320/DSCN8585.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675613647474168994" /&gt;&lt;/a&gt;Yazarımız da soruyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta ne var? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta bir; aşk... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki; Beyoğlu var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte  böyle bir yanıt... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem ki bu yanıt size yetecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk, bir yerde yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yerde yetmez diyeceğim ya... her neyse... Bu sırada gök gürledi, şimşek çaktı. Pencerenin önünde yangın gibi bir ışık çevreyi sardı ve ne oluyor diye ayağa kalktım. Korktum da! Sonunda durum açığa çıktı, olay açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki yazarımız aşk sözcüğü ile yetinmedi, ışıkları yaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu kadar mı diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Dahası var! Bakın ne oldu!Damlaya damlaya göl oldu.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Lo2ssUhYTeQ/TsTlPuWUPqI/AAAAAAAAGRE/wOG6uAbK1BY/s1600/DSCN8682.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Lo2ssUhYTeQ/TsTlPuWUPqI/AAAAAAAAGRE/wOG6uAbK1BY/s320/DSCN8682.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675913488696098466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aralıklarla iki yıl doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhat'ın gürzü, bir boşlukta sallanan o ince demiri oydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferhat ve gürz, bakın bu bir abartı sanatıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatta imgelem, betim sanatı denilir. Düzeltmek isterim. doğrusu şudur! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada ne bir Ferhat var, ne de onun gürzü... İyi de peki, ne olacak? Boşlukta sallanan demir bir levha nasıl oyulacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Labirentlerle kesişen bir oyun mu bu, yoksa? Şimdi bakalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşıldığı kadar, ortada bir demir levha oyulacak da neden demir levha ben de bunu bilmiyorum. Yazarımız araya girdi ve dedi ki, yazmanın şiddeti şudur. İyi bir kalem, hepsi bu kadar ve bu kalem havada sallanan bir demiri oydu, oydu.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Pqc1za3SkjM/TsT3O3IZdDI/AAAAAAAAGRQ/fmlKOGZkP5k/s1600/DSCN8682.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Pqc1za3SkjM/TsT3O3IZdDI/AAAAAAAAGRQ/fmlKOGZkP5k/s320/DSCN8682.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675933265083069490" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarımız böyle bir tanım yaptı da bakalım gerçekler nedir ve şöyle ki satrancın taşları yerlerine oturdu mu... kısaca bir göz atalım izninizle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarımız ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarımız diyor ki, ellinin üzerinde güncel yayınla okura sunulan, ilgiyle izlenen  ve iki yıl süren bir öykü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü derken ne demek istedin, diyerek bu kez ben evet ceketimi ilikleyerek, sayın yazarımıza soruyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü türü mü, yoksa bu yapıtın öyküsü mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikisi de! Fakat edebiyat! Edebiyat, yazınsal metin, dedi ve eline aldığı taşı satranç tahtasındaki yerine koydu. En başta edebiyat, diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog yazıları, öykü, günce, deneme, söyleşi, kısacası tüm bunlar bir arada ve bu çalışma bir yazınsal metin öyküsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu da var, bir bu yaptın tasarım, kurgu öyküsü, iki yazılış öyküsü, bir de bu süreye yayılan yazarın yaşam öyküsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar da var evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bir arada; http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle ki kitap sahaf blog, sonunda 'aşk'ı kitap kitab'ı aşk beyoğlu' adı ile okura sunuldu. Şimdi okurunu bekliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;Sonmez, Tekin Sönmez&lt;br /&gt;17 Kasım 2011, Tüyap, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-wdgPdJZkU2Q/TsT9FDwyeVI/AAAAAAAAGRc/GvGookisToc/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN8550.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 305px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-wdgPdJZkU2Q/TsT9FDwyeVI/AAAAAAAAGRc/GvGookisToc/s400/Copy%2Bof%2BDSCN8550.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5675939693744781650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3695541198491316969?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3695541198491316969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/11/75-dogum-yili-ve-yeni-bir-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3695541198491316969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3695541198491316969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/11/75-dogum-yili-ve-yeni-bir-kitap.html' title='75. doğum yılı yeni bir kitap..'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kppbBsA9T7w/TsPUiqwOlKI/AAAAAAAAGQs/irNbt00BJEU/s72-c/DSCN8585.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-7304675256774061667</id><published>2011-10-09T07:03:00.000-07:00</published><updated>2011-10-09T07:31:55.017-07:00</updated><title type='text'>Aydın Doğan bugünkü kitap teknolojisi konusunda vurgu yapıyor ve diyor ki, 'Naylon, selefon geçiriliyor. Kapaklar, kanserojen..' Söyleş: 56. yayın...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-aPog2bXuyvU/TpGqdbe6bOI/AAAAAAAAGIU/wsIMqQdAlbk/s1600/DSCN9389.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-aPog2bXuyvU/TpGqdbe6bOI/AAAAAAAAGIU/wsIMqQdAlbk/s320/DSCN9389.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661493629151767778" /&gt;&lt;/a&gt;Aydın Doğan sahaf ve deneyimli bir yayıncı. Kitap konusundaki gelişmeleri izliyor. Eski basım kitapla yeni basım arasındaki kalite farkına değindi dün. 'Tipo sistemiyle yapılan kitapları açtığın zaman bir, böyle hayat kokuyor, yani kokusu var. Kokusu var ve ölmüyor,' diyor. Dikkat çektiği konular var. Diyor ki; 'şimdi tutmuş dijital şeylerle baskı yapıyorlar ve naylon aydınger çıkışla baskı yapıyorlar. Kağıdın üzerinde yazılar siliniyor bir süre sonra ve mahvoluyor, o kitap ölüyor bir ölçüde. Naylon, selefon geçiriliyor. Kapaklar, tamamen kanserojen. Kitap kokusu kalmadı.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın Doğan'ın yıllara yayılmış yayımcılık deneyimleri ile vardığı bugünü, daha özü bugün.. sahnenin arkasını konuşacağız. Yaba Dergisi'ni de tüm zorluklara karşın yıllardan beri yayınlayan Aydın Doğan, kimdir? Nereden, nasıl geldi buraya. Galata Yokuşu, hemen Tünel Meydanı'na çıkmadan onun kitap ve sahaf hazinesi var. Oradayız.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 9 Ekim 2011, Pera, Beyoğlu, İstanbul&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-96sTmpN7uzo/TpGtX6eZNvI/AAAAAAAAGIc/1Mv1SkVOtbY/s1600/DSCN9375.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 374px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-96sTmpN7uzo/TpGtX6eZNvI/AAAAAAAAGIc/1Mv1SkVOtbY/s400/DSCN9375.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661496832926758642" /&gt;&lt;/a&gt;Aydın Bey arkaplanı.. nedir? Kitap salt Kerem ile Aslı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kitabı hatırlayamam da.. fakat o çocukluk yıllarının kazandırdığı şeyler... Çıraklıklara başlayınca, Pazar günlerimiz tatil günü oluyor, sinema, eğlence günleri, sinemalara gitmeden önce, bizim o dönemde,  Elazığ’da üç tane sinema vardı. Bunların hepsinin önü biz yaştaki çocuklarla dolu, şimdi Teksas Tommiksler, bu resimli romanlar, sıralanır böyle, beş kuruşa okunuyor, veya on kuruş.. beş kuruşa okuyorsunuz. Şimdi.. filmin dağılması için en azından.. iki saat üç saat bekliyorsunuz, orada iki film oynuyor ya, biz filme girmeden önce o Teksas Tomiksleri okumayı yapardık. Veyahut Teksas Tommiks, bizim sonradan birçok insanların zararlı kabul ettiği kitaplar, aslında bir okuma alışkanlığı yarattı bende bir ölçüde.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;‘İnsanların zararlı kabul ettiği,’ dedin bunu açar mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tom Braks.. Kızılderilileri savunan bir adamdı. Teksas Tommiks Kızılderili katleden.. sonradan bunları öğreniyoruz tabii. Ben ona rağmen.. o çocukluk duygularıyla.. Tom Braks beni sarıyordu! Neden, Kızılderililere Beyazların yaptığının intikamını alıyordu, beyazları cezalandırıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On beş on altı yaşları sinema önleri, Kerem ile Aslı sonrası çizgi romanlar, Elazığ’da okuma kültürü.. kitap biriktirmek.. bu dergileri biriktirme başladı mı o yıllarda Aydın Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! Okuyoruz, kitap o zaman bırakılıyor, başka birinin eline geçiyor. Ben mesela okuyorum, birisi alıyor elimden. Öbürünü de ben onun elinden alıyorum.. bu şekilde oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap tamam, sahaflık nasıl gelip seni buldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlıkevler’de bir kitabevi, oraya dalıyorum, her taraf, kitap dolu. İstanbul’dan Ankara’ya göç etmiş bir kitapçı, Selim Sabit Pülten. İki gittim, üç gittim dostluk oluştu Tekin Bey. &lt;br /&gt;(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydın Doğan / Tekin SonMez, Eylül 2011, Tünel, Galata, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-7304675256774061667?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/7304675256774061667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/10/aydn-dogan-deneyimli-bir-yaync.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7304675256774061667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7304675256774061667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/10/aydn-dogan-deneyimli-bir-yaync.html' title='Aydın Doğan bugünkü kitap teknolojisi konusunda vurgu yapıyor ve diyor ki, &apos;Naylon, selefon geçiriliyor. Kapaklar, kanserojen..&apos; Söyleş: 56. yayın...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-aPog2bXuyvU/TpGqdbe6bOI/AAAAAAAAGIU/wsIMqQdAlbk/s72-c/DSCN9389.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5290395059059042237</id><published>2011-10-08T00:12:00.000-07:00</published><updated>2011-10-09T07:23:50.391-07:00</updated><title type='text'>Kitap.. aydınger çıkışla baskı yapılan kağıtın üzerindeki yazılar siliniyor, o kitap bir ölçüde ölüyor, diyen Aydın Doğan söyleşisi 55. yayın...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-9zH1OkCnKAQ/TpGf4XEKERI/AAAAAAAAGIE/s7u41aRFEsM/s1600/DSCN9383.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9zH1OkCnKAQ/TpGf4XEKERI/AAAAAAAAGIE/s7u41aRFEsM/s200/DSCN9383.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5661481997194367250" /&gt;&lt;/a&gt;Sahaflık açısından bu söyleşide jenerik olacak neler var? Sahaf kitap bağı farklı bir kulvardır. Aydın Bey’in kitap bağı, Kerem ile Aslı öyküsü gibidir söylediğine göre, ilk okuduğu da o. Bir jenerik mi aranacak? Keban, Lorikan köyünden Elazığ’a gelen bir çocuk, sahaf, yayıncı, yazar olacak bir çocuk mudur, o bakalım. Elimizdeki söyleşinin açtığı kapıdan içeriye girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim kitap felsefem şu, mesela bakın burası pek havalı bir yer değil. Vantilatör çalışıyor işte idare ediyorum, ama bu kitaplar olduğu sürece, kendi gözümle baktığım zaman, bir yerde kitap varsa, ben orda hayatımı sürdürürüm,’ diyerek  Aydın Doğan karşıladı beni. Yaba Dergisi sahibi ve yönetmeni olan meslektaşımla kitap konusunu söyleşeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 8 Ekim 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s400/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586923614072475538" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap olursa hayatımı sürdürürüm, dedin. Nasıl, Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sürdürebilirim, kitabın olması şart. Kitabın olduğu yerde yalnızlık olmaz. Bin kitap mı var, bin tane arkadaşım var. Her birinden ayrı bir tad alırsın, her biri ayrı konuşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın yaşamı sürecek mi, kitabın geleceği var mı Aydın Bey?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tabii, ölene kadar devam eder kitap, devam eder. Ben eski yapısını savunuyorum kitabın. Şimdi teknoloji, kapitalist sistem, farkındaysanız bunu dijitale aktarmak için birinci derecede kağıdı bozdu. Baskı sistemini bozdu ki, millet caysın dijitale dönsün. Şimdi basılan kitaplar eski kitapları arattırıyor, niye arattırıyor? Eskiden müthiş bir baskı sistemi vardı, o baskı sistemini bertaraf etti. Tabii şimdi tutmuş dijital şeylerle baskı yapıyorlar ve naylon aydınger çıkışla baskı yapıyorlar. Kağıdın üzerinde yazılar siliniyor bir süre sonra ve mahvoluyor, o kitap ölüyor bir ölçüde. Naylon, selefon geçiriliyor. Kapaklar, tamamen kanserojen. Bu birincisi. Bunun kimse farkında değil. Alıyor kucağına, bağrına basıyor, yatağın kenarında okuyor. Bunların hepsi zarar ama eski kitapta bu yok. Ağacın has hamurundan kağıt yapılıyor, kapaklar ona göre yapılıyor ve bir işçilik var. Tipo sistemiyle yapılan kitapları açtığın zaman bir, böyle hayat kokuyor, yani kokusu var. Kokusu var ve ölmüyor. Yazılara bakıyorum, yüz, iki yüz sene. 17. 18. yüzyıllardan kitaplar var burda. Bakıyorsun pırıl pırıl. Dün basılan, iki sene önceki sisteme göre basılan kitabı alıyorsunuz, onun yanında cılız kalıyor. Evet, şimdi bu sistem bunun yerine daha pratik bir şeyi yaratıyor işte. Bu dijital kitabı devreye soktu, burada para kazanacak ve o makinalarla işi yürütmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: Aydın Doğan / Tekin SonMez, Eylül 2011, Tünel, Galata, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5290395059059042237?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5290395059059042237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/10/sahaflk-acsndan-bu-soyleside-jenerik.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5290395059059042237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5290395059059042237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/10/sahaflk-acsndan-bu-soyleside-jenerik.html' title='Kitap.. aydınger çıkışla baskı yapılan kağıtın üzerindeki yazılar siliniyor, o kitap bir ölçüde ölüyor, diyen Aydın Doğan söyleşisi 55. yayın...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-9zH1OkCnKAQ/TpGf4XEKERI/AAAAAAAAGIE/s7u41aRFEsM/s72-c/DSCN9383.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-2226945549222106265</id><published>2011-09-14T13:13:00.000-07:00</published><updated>2011-09-14T14:05:35.154-07:00</updated><title type='text'>Deniz Harp Okulu mezunu olarak, 1773’te kurulduğu söylenen Deniz Harp Okulu’nun ilk hocasının ders kitabı elime geçince.Turgay Bey söyleşi: 54. yayın.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-jdukI_dF8Ms/TnEMJoTJHOI/AAAAAAAAGH0/BnZS4FvFDRk/s1600/DSCN9276.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-jdukI_dF8Ms/TnEMJoTJHOI/AAAAAAAAGH0/BnZS4FvFDRk/s320/DSCN9276.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652312366902746338" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap, sahaf konusu dallandı budaklandı ve denizler konusunda basılmış kitaplar konusu ile burada keşif masasına geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırasında ders kitabı olabilir tarih belgeleri de sahaf alanına girer. Deniz konusu olduğu gibi, savaş gereçleri basılmış, madalya, kılıç, vuruşma öyküleri olan kitaplar da var. Sövalyelerin yaşamlarını konu alan serüven romanları da budur. Pardayanları unutacak mıyız? Reşat Ekrem Koçu'nun deniz kahramanlık romanlarını yok mu sayacağız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş günceleri de, o cehennem ateşinin arkaplanını verir. Geçmişten gelir ve günün insanına, meraklısına sunulur. Kitap severlerin hemen tümü de roman, şiir tiryakileri olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“1773’te kurulduğu söylenen Deniz Harp Okulu’nun ilk hocasının ders kitabı, elime geçince koşmaya başladım. Evet.. niye koştum.. nereye koştum.. ben de bilmiyorum,” diyen, Deniz Harp Okulu mezunu, bir dönem Deniz Subayı olarak da görev yapan Turgay Bey Söyleşi sürüyor.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 14 Eylül 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Htj3lJAEYto/TnEO_TRv_hI/AAAAAAAAGH8/OA9z3ziAQ-o/s1600/7.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Htj3lJAEYto/TnEO_TRv_hI/AAAAAAAAGH8/OA9z3ziAQ-o/s400/7.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5652315487995952658" /&gt;&lt;/a&gt;-Nasıl bir duygu bu Turgay Bey?&lt;br /&gt;-Evet. Ben, Deniz Harp Okulu mezunu olarak, Deniz Harp Okulu’nun 1773’te kurulduğu söylenen Deniz Harp Okulu’nun ilk hocasının ilk on öğrenci için yazdığı ders kitabı elime geçince, çok büyük tabii heyecan ve aslında.. daha fazla nereye ulaşılabilir ki sorusuyla da karşılaşma.. o noktaya geldim.. Tabii, yani koşabildiğim yere kadar da koştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ağladın mı o sırada? Kitap, kitap ne oldu?&lt;br /&gt;-Ağlamadım ama çok heyecanlandım. Bir arkadaşım vardı ve niye koşuyorsun diye arkamdan devamlı bağırıyordu. Evet bu kitabı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na hediye ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kimdi o zaman Deniz Kuvvetleri Komutanı?&lt;br /&gt;-Donanma Komutanı Özden Örnek’ti. Evet, ve bunun mutlaka Deniz Harp Okulu’nda bulunmasını istedim. Şu an onun resmini de verebilirim. Ve Deniz Harp Okulu müzesinde camekan içerisinde bu eser duruyor şu anda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kimin üzerinden gittiği de yazılı mı?&lt;br /&gt;Evet! T. Erol’un hediyesidir diye belgeyle orada duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çok güzel. Onun kopyelerini aldın mı?&lt;br /&gt;-Almadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tekrar okumak, neler olduğunu anlamak...gerekmez mi?&lt;br /&gt;-Teknik bilgi, ama ordaki çocuklar bu tarz çalışma yaptılar, tercüme yapmaya çalıştılar, teknik bilgi, o yüzden.. onun mevcudiyetinin önemi var. Ordaki öğrenciler.. dünkü okul olmadığını, bir geçmişe sahip olduğunu hissedebilsinler diye orda olmasını istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Geçmişe sahip olduğunu hissetmeleri.. yüksek bir duygu...&lt;br /&gt;-Evet, tabii. Yani aristokrat bir yapı içerisinde olduğu... Modern anlamdaki Osmanlı’daki, en eski üniversitedir Deniz Harp Okulu. Daha sonra işte 2000 senesinde bu, şu anki kitabevimize geçtik. Ve bu arada da yayınlar yapmaya başladık. Yayınları da nasıl yapıyoruz? Denizcilikle ilgili ihtiayaç olabilecek, teknik, tarihi ihtiyaç hissedebileceğimiz, yok dediğimiz eserleri üretmeye çalıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu kez bu çalışma başladı. Neden?&lt;br /&gt;-Mecburduk, çünkü, söylemesi ayıp o gün satacak kitap bile yoktu. 96’da 97’de, denizcilikle ilgili, bir amatör denizcinin yelken öğrenmesi için bile bir kitap yoktu. 60’lı yıllarda yayınlanmış bir kitabı fotokopi yapıp veriyorduk. Pupa Yelken, Sadun Boro’nun Pupa Yelken kitabı 70’li yıllarda yayınlanmış fakat piyasada yoktu. Onları tekrar yayınladık. Şu anda da birçok eser var bizde, 60’ın üzerinde. Yayınladık. Ayrıca geçen sene ‘İstanbul Haritaları’ üzerine bir kitap yayınladım, Sedat Simavi ödülü aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çok güzel! Sedat Simavi ödülü aldınız. Kutlarım...&lt;br /&gt;-Evet. Çok güzel bir kitaptı. Şimdi de bir iki tane daha projemiz var. Siz geldiğinizde onları inceliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Böylece ufuk ve projeler masa üstünde genişledi, büyüdü. Küçük bir şeyle başlamak, sadece biriktirmeyle yola çıkmak ve Türkiye’nin bir eksikliğini görmek. Bu kitapların içinde gezi günlükleri, seyahatler, daha önce buralara gelip gitmiş yabancıların gezi yazıları da çevirileri de var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tabii denizcilik aslında beynelmilel bir konu, sadece Türkiye’ye özgü değil. Ama, biliyorsunuz ilk dünyayı gezen Türk yelkenli Sadun Boro’nun Pupa Yelken isimli kitabı vardı. Bu faaliyetler sonucunda beş kitap daha yayınladı. Diğer seyahatlerini de yazıya döktü. &lt;br /&gt;(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 26 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-2226945549222106265?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/2226945549222106265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/deniz-harp-okulu-mezunu-olarak-1773te.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/2226945549222106265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/2226945549222106265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/deniz-harp-okulu-mezunu-olarak-1773te.html' title='Deniz Harp Okulu mezunu olarak, 1773’te kurulduğu söylenen Deniz Harp Okulu’nun ilk hocasının ders kitabı elime geçince.Turgay Bey söyleşi: 54. yayın.'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jdukI_dF8Ms/TnEMJoTJHOI/AAAAAAAAGH0/BnZS4FvFDRk/s72-c/DSCN9276.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-6100553400645132419</id><published>2011-09-13T12:43:00.000-07:00</published><updated>2011-09-13T21:23:57.740-07:00</updated><title type='text'>'Topkapı Sarayı’nda Piri Reis Haritası sergilenmiyor.  Memphis’te sergilendi. Amerikalılar benden önce gördü.' KaptanTurgay Erol söyleşisi;  53. yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-CqnRxjNFz7g/Tm-yrOezq-I/AAAAAAAAGHc/_HybjPmtO_0/s1600/DSCN9343.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 207px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-CqnRxjNFz7g/Tm-yrOezq-I/AAAAAAAAGHc/_HybjPmtO_0/s320/DSCN9343.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651932513064692706" /&gt;&lt;/a&gt;Denizler Kitabevi kurucusu Turgay Bey, bir konuya doğrudan girdi. (bakınız: blog, 12 Eylül 2011) ‘Hayır! Şimdi toplayacak kitap kalmadı. Denizcilikle ilgili yeni ilginç heyecan verici, yeni eserler çıkmıyor Türkiye’de,’dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflıkta, ‘yol giderek yokuş yukarı ..’ ne demek, diye bir soru geldi. Şu demek, eski eserler eskisi kadar ortaya çıkmıyor. Bu da sahaflık mesleğini tetikleyecek yerde etkilemeye başladı. Madalyonun bir öteki yanı. Bundan öncesi var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir nükte, '..yol yokuş yukarı,' diye yaptığım tanım, bir gerçeği keşif masasına yaklaştırdı. Yol giderek yokuş yukarı çıkınca, sahaflık da bir anlamda açıklama isteyen bir noktaya vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu savı doğrulayan başka örnekler de var. Albert Sapan (bakınız: blog, http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com, 26 Nisan 2010) ‘Eski kitapları, çok eski kitapları alıp satmak daha riskli oldu ve eski kitaplar artık bulunmuyor,’ diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgay Erol (bakınız: blog, 12 Eylül 2011) ‘Hayır! Şimdi toplayacak kitap kalmadı. Denizcilikle ilgili yeni ilginç heyecan verici, yeni eserler çıkmıyor Türkiye’de,’dedi. http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret İşli (bakınız: Cumhuriyet, 12 Eylül 2011) ‘Kaynaklarımız giderek azalıyor ve kuruyor. Geçmişte her yıl 2 bin eski harfli kitap alırken şimdi yılda ancak bu sayının onda biri kadar eski harfli kitap bulabiliyorum.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün yayımlanan söyleşide: 'Haritalar da var mıydı bu işin içinde, 'diye süren konuşmada, Turgay Bey ilginç bir yanıt verdi. ‘Haritalar pek fazla.. deniz haritası vardı tabii. Elbette, şimdi zaten.. konu genişliyor,’ dedi. Ben de genişlemesini istedim ve konu derinleşti. Şimdi söyleşiyi izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 13 Eylül 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-Zi7F9z6KHJg/Tm-3V0JpldI/AAAAAAAAGHk/1vGYxDl4e-w/s1600/6%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 380px; height: 278px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-Zi7F9z6KHJg/Tm-3V0JpldI/AAAAAAAAGHk/1vGYxDl4e-w/s400/6%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651937642777515474" /&gt;&lt;/a&gt;-Konu genişlesin Turgay Bey... bunların bir başı olmalı, bir nedeni var mıydı? Denizcilik konusunda bir kitabevi açma fikri, nasıl oldu?&lt;br /&gt;-Aslında birkaç sebep vardı, bu denizcilik üzerine bir kitabevi açılmasının. O dönemlerde Turgut Özal’ın eşinin öncülüğünde Memphis’te Piri Reis Haritası, Ali Macar Reis Atlası sergilenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu sergi fikri nerede Turgay Bey?&lt;br /&gt;-Memphis’te.. Memphis’te bir sergi vardı, Türk eserleri sergisi vardı ve de orada, benim gidip ziyaret ettiğimde göremediğim haritalar orada sergilendi, ben görememiştim ama Amerikalılar benden önce gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Önce yabancılar gördüler. Bunun bir etkisi mi oldu?&lt;br /&gt;-Tabii. Ben Deniz Müzesi’ne de gittim görmek istedim, göremedim. Topkapı Sarayı’nda Piri Reis Haritası sergilenmiyor, hala da sergilenmiyor, göremedim. Amerikalılar benden önce gördüler. Ben de çok sinirlendim. Dolayısıyla haritaya da girdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kitaptan sonra haritaya da girdin.. yine o seksenli yıllar...&lt;br /&gt;-Tabii. Bu arada, aslında, bu denizcilikle ilgili hiçbir şey çıkmıyor demem şu şekilde; müsaade ederseniz küçük bir anı anlatacağım... Rahmetli Sami Önal Bey vardı Kadıköy’de. Kendisi bir gün aradı, sağolsun, bütün arkadaşlarım, bu konuyla ilgilenen bütün arkadaşlarım, ellerine denizcilikle ilgili bir şey geçtiği zaman bana haber verdiler. Çok büyük destekleri oldu. Hem Halil abi, işte tanıyorsunuz, karşıda Lütfü Bey var, Sami Önal Bey, rahmetli oldu geçen sene.. bence bir iki sahaftan biriydi.. bir gün bana telefon etti ve bir eser bulduğunu söyledi, denizcilikle ilgili.. çok iyi hatırlıyorum 97 veya 98 senesiydi, gittim. Bu Deniz Harp Okulu’nun kurucusu Cezayirli Hasan Hoca’nın ilk on öğrenci için yaptığı “Sefinetül” diye seyir ile ilgili bilgilerin derlemesi.. Türkçesi... Ben bunu bulunca.. o kitabı aldıktan sonra, Kadıköy’de Moda’daydı yeri.. iskeleye kadar koştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çok ilginç, çok hoş... Koştun! Ben de olsam koşarım. Fakat neden koştuğunu biliyor musun Turgay Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet.. niye koştum.. nereye koştum.. ben de bilmiyorum...&lt;br /&gt;(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 26 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-6100553400645132419?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/6100553400645132419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/denizler-kitabevi-kurucusu-turgay-bey.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6100553400645132419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6100553400645132419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/denizler-kitabevi-kurucusu-turgay-bey.html' title='&apos;Topkapı Sarayı’nda Piri Reis Haritası sergilenmiyor.  Memphis’te sergilendi. Amerikalılar benden önce gördü.&apos; KaptanTurgay Erol söyleşisi;  53. yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-CqnRxjNFz7g/Tm-yrOezq-I/AAAAAAAAGHc/_HybjPmtO_0/s72-c/DSCN9343.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-761482358334444108</id><published>2011-09-12T13:30:00.001-07:00</published><updated>2011-09-13T20:30:05.654-07:00</updated><title type='text'>Beyoğlu'nda, Denizler kitabevi 93’te kuruldu. Türkçe basılmış denizcilik kitaplarının elde edilmesine bir ömür adamış Turgay Erol söyleşisi, 52. yay</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-IkEFnSHiUZI/Tm5sBrwmNZI/AAAAAAAAGG8/k451xtOm3n0/s1600/DSCN9340.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 205px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-IkEFnSHiUZI/Tm5sBrwmNZI/AAAAAAAAGG8/k451xtOm3n0/s320/DSCN9340.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651573358578775442" /&gt;&lt;/a&gt;Yaklaşık yirmi ay önce başlayan blog yayınlarımız Denizler Kitabevi ile sona yaklaşıyor. Elimizde üç yüz sayfalık bir kitap var şimdi. Bu blog çalışmaları kitap insan konusunu öne alarak &lt;br /&gt;yola çıktı. Belgeler oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol giderek yokuş yukarı çıkınca biz de Denizler Kitabevi ile denizlere açıldık. ‘..yokuş yukarı,’ bu ne demek? Bu bir nükte! Sonuç olarak kitap konusu konuşuldu. Denizler konusunda ve Türkiye’de, Türkçe basılmış eski kitapların elde edilmesine bir ömür adamış Turgay Erol söyleşisinin üçüncü bölümünü izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 12 Eylül 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-b20JbRU7cWk/Tm5suLtyZDI/AAAAAAAAGHE/JwBzRUzo4lc/s1600/DSCN9354.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-b20JbRU7cWk/Tm5suLtyZDI/AAAAAAAAGHE/JwBzRUzo4lc/s400/DSCN9354.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651574123071169586" /&gt;&lt;/a&gt;-Tekrar denize çıkmak ve denize açılmak, Turgay Bey.. o sırada bir kitabevi açıldı değil mi, ona ne oldu?&lt;br /&gt;-Evet, ama sadece almak içindi, Tekin Bey, satış yapmak üzere değildi. Evet! Kitabevini açmamızın sebebi aslında, insanlar kitaplar getirsin de ben kitap alayım diye açmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu da müthiş bir duygu. Bu da tabii ki bir belgecilik oluyor İstanbul’da gelmiş geçmiş denizci kitaplarını toplamak.. tıpkı pul gibi peçete, sıgara paketi gibi toplamak.. değil mi bu konuda bir birikim sağlamak için... &lt;br /&gt;-Bu ruh hastalığı aslında ama onu ayrıca konuşabiliriz tabii.  İlk.. yani  projem her zaman başka bir iş yapıp sadece kitapları kendim için toplamaktı. Yani kitabevini açmamızın sebebi kitap almak içindi, satmak için değildi. Evet, daha sonra, 96 senesinde, denizden döndükten sonra, kitaplarımın ben yokken çoğalamadığını gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu biriktirmeler, ‘başkaları için değil, kendim içindi’ dedin. Kitaplarla mistik bir ilişki. Turgay Bey bu nasıl oldu?&lt;br /&gt;-Bu noktada kararımı verdim ki kitabevini daha ciddi boyutlara ulaştıralım, sonra denize çıkmayı bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Denize açılınca kim baktı kitabevine, kitap toplama sürdü mü? İki buçuk yıl denizlerde seyrü sefer, bu gerekli miydi?&lt;br /&gt;-Hayır, hayır eş, kardeş değil. Başka bir arkadaşım baktı. Evet, daha öncesinde de yapıyordum 89’dan itibaren denizdeydim. Fakat 93 senesinde resmi olarak kitabevimiz kuruldu. Dükkanı açtıktan sonra yani 93 senesinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Denizler kitabevi 93’te kuruldu.. ve bundan sonra iki buçuk yıl yine, denizler ve kaptanlık diyelim. Böyle mi? 95-96’larda geri karaya dönüş... Ve  bir daha denize açılmak yok!&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-9lhM0dnmhOU/Tm5wZvXevMI/AAAAAAAAGHM/FXjDRoPGjrc/s1600/DSCN9348.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-9lhM0dnmhOU/Tm5wZvXevMI/AAAAAAAAGHM/FXjDRoPGjrc/s320/DSCN9348.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651578169910541506" /&gt;&lt;/a&gt;-Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki, neydi.. yani, dediğin gibi ilkin 'kendim için kitapları toplamaya başladım,' dedin. Şimdi yine kendin için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayır! Şimdi toplayacak kitap kalmadı. Denizcilikle ilgili yeni ilginç heyecan verici, yeni eserler çıkmıyor Türkiye’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki eski eserleri toplamadın mı Turgay Bey?&lt;br /&gt;-Topladım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Topladın, hangi dillerde bunlar?&lt;br /&gt;-Genelde Osmanlıca. Türkiye’de yayınlanmış olarak yeni bir ilginç kitap yok yani.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-eCQmtSa8zx0/Tm5wsMWx6vI/AAAAAAAAGHU/08mQfOOp5kM/s1600/DSCN9357.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-eCQmtSa8zx0/Tm5wsMWx6vI/AAAAAAAAGHU/08mQfOOp5kM/s320/DSCN9357.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651578486929877746" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O zaman ben şunu algılıyorum, Turgay Bey, Osmanlıca dahil, burada yazılmış kitapları toplama fikri var, ya da vardı... &lt;br /&gt;-Evet, o zaman o şekildeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dünyanın öteki dilleriyle yazılmış denizcilik kitapları değil.&lt;br /&gt;-Hayır, yok, hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye’de, Osmanlı’dan önceki, Venedik, Cenevizliler falan yok mu? Papirüsler elyazmaları falan.. yok mu?&lt;br /&gt;-Hayır hayır, onlar... Basılmış eser yok. Matbaa yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki, haritalar da var mıydı bu işin içinde?&lt;br /&gt;-Haritalar pek fazla.. deniz haritası vardı tabii. Elbette, şimdi zaten.. konu genişliyor...&lt;br /&gt;(Sürecek) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 26 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-761482358334444108?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/761482358334444108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/yaklask-yirmi-ay-once-baslayan-blog.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/761482358334444108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/761482358334444108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/yaklask-yirmi-ay-once-baslayan-blog.html' title='Beyoğlu&apos;nda, Denizler kitabevi 93’te kuruldu. Türkçe basılmış denizcilik kitaplarının elde edilmesine bir ömür adamış Turgay Erol söyleşisi, 52. yay'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-IkEFnSHiUZI/Tm5sBrwmNZI/AAAAAAAAGG8/k451xtOm3n0/s72-c/DSCN9340.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-581026615110296518</id><published>2011-09-11T07:34:00.000-07:00</published><updated>2011-09-11T11:01:28.463-07:00</updated><title type='text'>Denizler Kitabevi kurucusu Turgay Erol söyleşisi, 51. yayın, on beş sahaf ve kitapçı sonrası denizlere açıldık...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-3mlfMWGtc_s/TmzHTR9eWrI/AAAAAAAAGGk/B9d2mibG6qE/s1600/DSCN9355.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-3mlfMWGtc_s/TmzHTR9eWrI/AAAAAAAAGGk/B9d2mibG6qE/s320/DSCN9355.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651110766495816370" /&gt;&lt;/a&gt;2003’e kadar... kıyılar rehberi olmayan bir Türkiye’de kaptan Turgay Erol bir boşluğu doldurmak için, bir ilke imza atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Yapmaya çalıştığım ufak tefek koleksiyonları, hepsini elimden çıkararak İstanbul’u gezip ne kadar denizcilikle ilgili kitap varsa toplamak istedim,’ diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırların yazarı da başlangıçta ileriye bir hedef koydu. Sahaflar ve kitap tarihi konusunda bir şey yapılmayan Türkiye’de 04 Nisan 2010 günü bir sunum yaptı: ‘Bu konuda boşluk gördüğüm için, ‘Kitapçılar ve Sahaflar’ başlıklı blog yayına girdi. Kitaplar üzerine kısa sözler, yorum, görsellik arada bir güncel yazımla sunulacak,’ sözleriyle uzaya ilk sözcükleri yaydı. Bugün 11 Eylül 2011. Aradan aylar haftalar geçti ve şimdi ne oluyor? Denizler fatihi olacak değil bu satırların yazarı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-kqSz-UyQMVY/TmzJe1RzDoI/AAAAAAAAGG0/oZJ3ZsfIj2I/s1600/DSCN9344.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-kqSz-UyQMVY/TmzJe1RzDoI/AAAAAAAAGG0/oZJ3ZsfIj2I/s320/DSCN9344.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651113163978116738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar adına kitap denilen ve her konuda işlev yüklenen, kağıt uygarlığı ile doruğa varan bir olgu için. Kitap için. Evet bu uygarlık kağıt üzerinde yükseldi ve bugünlere geldi. Kitap için yola çıktı, sahaf söyleşileri geldi. Türkiye’de bu derlitoplu bir ilk çalışma oldu. Çıkış ilkesi olarak: ‘Kitaplar üzerine kısa sözler, sahaflarla söyleşiler burada yayımlanacak,’ dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak ne oldu? On beş genç, ünlü, ünsüz, tanınmış sahaf ve kitapçılarla yapılan ve burada sunulan söyleşilerden sonra denizlere açılma vakti gelmiş demektir! Neden denizler? Kaptan Turgay Bey bunun yanıtını veriyor.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 11 Eylül 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-iVz9BH9IqyE/TmzI_lzzdpI/AAAAAAAAGGs/L21x4uACEaE/s1600/DSCN9347.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-iVz9BH9IqyE/TmzI_lzzdpI/AAAAAAAAGGs/L21x4uACEaE/s400/DSCN9347.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5651112627249837714" /&gt;&lt;/a&gt;Turgay Bey, ‘..denizcilikle ilgili kitap toplamak istedim,’ dedin. Doğum 1967. Hangi yıl bu kitap toplama başladı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;84-85 yıllarında. Tabii öğrenciydim o zamanlar. Evet, şanslıydım aslında, şanslıydım, çünkü birbirine benzeyen iki üç tane bir şey olduğu zaman hemen onun koleksiyonunu yapmaya çalışıyordum ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biriktirme duygusu, dizi yapma coşkusu.. nasıl başladı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! 1973’te yedi yaşındayken, işte, sigara içilmezdi evimizde ama, gelen insanlar, bu, tabii yabancı, işte Malrboro vesaire.. benim yaklaşık yani 81 senesine kadar, yani yedi yaşından on dört yaşına kadar 125 çeşit sigara paketi koleksiyonum vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz önce bu dikkatimi çekti. Bir vurgu gerekiyor. Evde sigara içilmediği halde.. biriltirme duygusu, dizi yapma..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii. Ama her yurt dışına giden gelenden bir paket isterdim hem de dolu biriktirirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolu.. dolu paketler ve sıgara içilmiyor.. bu hangi yıl? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte 73’le 81 yılları arasında, fakat o sıralarda serbest bırakıldı mesela, serbest bırakılınca vazgeçtim ben de. Ama o zaman maskotlar vardı, peçete koleksiyonları mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibrit kutusu belki. Ben boş kibrit kutularını toplardım, tren yapardım onlarla bunun gibi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibrit kutum yoktu ama, ablamın peçete koleksiyonunu çikolata vererek devraldığımı hatırlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi durun bakalım ailenin tarihine giriyoruz. Kaç kardeş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç kardeştik. Babam Amerikan Haberalma Merkezinde çalışırdı, orada çok güzel peçeteler olurdu. Özellikle bu happy hourlarda ve  yılbaşı partilerinde, özenirdim tabii. Ama ablam toplardı onları, sonra bir gün onları devraldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çikolatayla, yetti.. çok güzel.. buradan Denizler Kitabevine bir yol bulup çıkacağız galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak da İstanbul’da veya Türkiye’de denizcilikle ilgili ihtisaslaşmış herhangi bir kitabevinin olmadığını görünce ki o sıralarda okulun sağladığı gemi gezileri sayesinde yurt dışına da gidip geliyorduk. Biliyorsunuz her limana yakın yerde denizclikle ilgli kitapların satıldığı yan yana birçok dükkanı görürsünüz. Buna gerçekten gıptayla bakmıştım ve Denizler Kitabevi mevzusu aslında o zaman oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de, İstanbul’da, Beyoğlu’nda.. böyle bir şey yoktu.&lt;br /&gt;Yani yoktu böyle bir Denizler Kitabevi, devir falan değil, bunu Turgay Erol kurdu. Böyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet/hayır, bir tek Deniz Kuvvetleri’nin Kasımpaşa’daki kendi yayınlarını üretip sattıkları, toptan, elli tane yüz tane kitap varsa var ki onu da bulamazdınız, bütün tedavülden kalkmış kitaplardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bir kurucuyla karşı karşıyayız. Beyoğlu İstiklal Caddesinde bu konuda ilk kez, bu branşta bir kitabevi kuruyor Turgay Bey. Bu kurucu ile karşı karşıyayız. Müthiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet.. daha sonra tabii ki, bu kitabevini açmak için Donanma’dan ayrılmam gerekiyordu. Onu bir şekilde hallettim. daha sonra da denizciliği gerçekten.. Denizci olabilmek için de ehliyetim de vardı tabii ki, bunu yaşamak gerekiyordu, kitabevini 1993’te açtıktan sonra, (Rejans’ın yanındaydı o zaman) ben tekrar denize çıktım ve iki, iki buçuk sene denizde çalıştım. Kitabevimiz vardı o sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 26 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-581026615110296518?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/581026615110296518/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/2003e-kadar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/581026615110296518'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/581026615110296518'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/2003e-kadar.html' title='Denizler Kitabevi kurucusu Turgay Erol söyleşisi, 51. yayın, on beş sahaf ve kitapçı sonrası denizlere açıldık...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-3mlfMWGtc_s/TmzHTR9eWrI/AAAAAAAAGGk/B9d2mibG6qE/s72-c/DSCN9355.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-9191687796846053318</id><published>2011-09-08T01:39:00.000-07:00</published><updated>2011-09-08T14:07:29.492-07:00</updated><title type='text'>Türkiye Kıyıları Rehberi yapımcısı kaptan. Her taraf kitaplar, haritalar, pusula ve çıpa, ip, urgan, yoldayız! Kaptan Turgay Erol  söyleşisi 50. yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-M3t-KdkejeI/Tmh_syOGb7I/AAAAAAAAGFs/sbVSzrY3JTs/s1600/DSCN9361.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-M3t-KdkejeI/Tmh_syOGb7I/AAAAAAAAGFs/sbVSzrY3JTs/s320/DSCN9361.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649906139908173746" /&gt;&lt;/a&gt;Turgay Bey’in... sarayı diyelim ya da hazinesi diyelim, ya da definesi diyelim, oradayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaptansız büyük denizlere açılmak sarsar insanı. Bir de kitaplar okyanusu varsa önde ve tekne çatıdıyorsa daha açılmadan enginlere ya tekne değişir ya da bir kaptan aranır. Bu satırların yazarı, çatırdayan küçük bir tekne ile büyük dalgalarla boğuşa boğuşa sonunda küreklere asılarak bir kumsala ulaştı bu yıl ortalarında. Tekne varsa kaptan da olacak. Her taraf kitaplar, haritalar... Pusula ve çıpa, ip, urgan ne gerekse hepsi burada. Kitaplarla büyük denizlere açılmak için sonunda kaptanımız da var. Kaptan Turgay Erol da burada. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap sahaf blog, bir ilke imza atmak ve  gövde gösterisi yapmak için küpeştelerin hizasında, güverteyi kitaplarla doldurdu. İskarmoz bağlarına tutturulan dikmeler, kitapların ağırlığı ile gerildi. Türkiye sahillerine balıkçılara kitap taşıyan bir tekne diyelim buna. Erol Kaptan, diyor ki; Tekin Bey, daha 2003’e kadar... Türkiye kıyıları rehberi yoktu. Nasıl yoktu, bir Türk tarafından yazılmış bir şey yoktu,’ diyor. Biz işte şimdi Turgay Erol tarafından basılmış rehber kitabıyla yola çıkmaya çalışaşacağız. Sonunda bu da oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 8 Eylül 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ZBbjk3MhtzM/TmiAlI95BPI/AAAAAAAAGF0/BXafZVJ9Vbk/s1600/DSCN9365.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ZBbjk3MhtzM/TmiAlI95BPI/AAAAAAAAGF0/BXafZVJ9Vbk/s400/DSCN9365.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649907108086875378" /&gt;&lt;/a&gt;Turgay Bey doğrudan konuya girelim.. şöyle.. nasıl oldu da denizcilikle ilgili kitapları toplama eğilimi başladı sizde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatayım onu Tekin Bey, ilk önce denizcilikle ilgili her tür, ne karşıma çıkarsa toplamaya çalıştım. Yani dümeninden, artık brövesinden... gibi.. düğmelere kadar ve fakat, ne toplarsanız toplayın mutlaka bu topladığınız şeyleri de bir yerden ne olduğunu anlamaya çalışmanız gerekiyor. Yani bir referans gerekiyor. Dolayısıyla bütün toplanan şey... asıl toplanması gereken şeyin kitap olduğuna karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap! Sonunda buradan geldi.. buraya dek algıladıklarımla kendim için bir özet yapacağım. Denizcilikle ilgili ne varsa bröve, dümen ne varsa toplama kararı içinde ilk başta kitap yok. Fakat toplama sonunda her yol kitap dedi size. Buraya geldik. Burası kaptan adı ile tanınan Turgay Bey’in Denizler Kitabevi. Her yerde kaptanlar ya da denizcilik kitapları... Turgay Bey için ilginç bir seyrüsefer haritası çizilmiş. Turgay Bey’i biraz daha tanıyabilir miyim? Doğum yeri neresi?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-rDzaHS9PXmI/TmiFMg45FdI/AAAAAAAAGGU/95BTDyHNeUw/s1600/DSCN9342.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 193px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-rDzaHS9PXmI/TmiFMg45FdI/AAAAAAAAGGU/95BTDyHNeUw/s320/DSCN9342.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649912182569768402" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara’da (1967) doğdum fakat daha sonra Deniz Lisesi, Deniz Harp Okulu, iki sene teğmenlik sonra da ticari bahriyelide de beş altı sene kadar uzak yol olarak kaptanlık yaptım. Çalıştım, ama dolayısıyla özellikle deniz lisesini Heybeliada’da bitirdiğimden itibaren denizcilikle ilgili herşeyi toplamaya çalıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kitap nasıl dokundu, kaç yaşında? Ailede kitap anne baba ilişkisi ya da kısaca Nasıl oldu, toplama sürerken o sıda kitap nasıl dokundu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailemizde böyle bir şey yok. Kitap obje olarak yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailede obje olarak kitap yoktu, okulda mı kitap öne geldi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;E tabii. Yani küçükken o Tommiks Teksas gibi şeyler.. Ama o kadar etkisi olmadı yani...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-p4ocf1PQ_9I/TmiGQx87NtI/AAAAAAAAGGc/4ibF4gaS_ZY/s1600/DSCN9364.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-p4ocf1PQ_9I/TmiGQx87NtI/AAAAAAAAGGc/4ibF4gaS_ZY/s320/DSCN9364.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649913355381192402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Turgay Bey sözü balla kestim. Kitabın nesi ilgi çekti? Kitabın bu konuda daha belgesel olacağını mı düşündün de kitaba yöneldin? Biriktirme düğmelerden başladı kitaba gelinceye dek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani şöyle söyleyim, Tekin Bey, düğme önemli değil düşünün ki bir para koleksiyonu yapıyorsunuz ki ben lise birdeyken son altı parça para koleksiyonu yapmaya başlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durun bakalım Denizler Kitabevi tarihi de burada gizli galiba. Lise birde, başladı.. para koleksiyonu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet.. Fakat tabii bilirsiniz ki o sikkeler mecidiyeler vesaireler hepsi birbirinin aynıdır aslında.  Bunların arasındaki nüanslarını, önemini, hangisinin daha değerli olduğunu anlayabilmek için size bir referans gerekiyordur. Dolayısıyla objenin kendisinin bir önemi olmadığını asıl kıymetli olanın bilgi olduğunu hissederek denizcilikle ilgili olduğum için de bütün o elimdekileri, o yapmaya çalıştığım ufak tefek koleksiyonları, hepsini elimden çıkararak İstanbul’u gezip ne kadar denizcilikle ilgili kitap varsa toplamak istedim. (Sürecek) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 26 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu &lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-9191687796846053318?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/9191687796846053318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/turgay-beyin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/9191687796846053318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/9191687796846053318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/09/turgay-beyin.html' title='Türkiye Kıyıları Rehberi yapımcısı kaptan. Her taraf kitaplar, haritalar, pusula ve çıpa, ip, urgan, yoldayız! Kaptan Turgay Erol  söyleşisi 50. yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-M3t-KdkejeI/Tmh_syOGb7I/AAAAAAAAGFs/sbVSzrY3JTs/s72-c/DSCN9361.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8287812991084987205</id><published>2011-08-25T09:59:00.001-07:00</published><updated>2011-09-13T21:03:12.906-07:00</updated><title type='text'>Miltiyadis Nomidis ve Talya Nomidis kültür varlığını, onu yükselterek sürdüren, bu günlere vardıran Uğur Güracar söyleşisinin sonu geldi . 49.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-uNyVw084tvs/TlZ_olY4gGI/AAAAAAAAGEs/dpJ9gcSfY_Q/s1600/DSCN9129.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-uNyVw084tvs/TlZ_olY4gGI/AAAAAAAAGEs/dpJ9gcSfY_Q/s320/DSCN9129.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644839518163468386" /&gt;&lt;/a&gt;Açılan küçük bir parantez, yarım kalan bir kaç konu ile Beyoğlu sahaflar tarihinde son yüz yılı koşuyorlar. Evet son yüz yılı, son yüz metre gibi koşuyor Uğur Bey ve bu satırların yazarı. Bu dostluk koşusunda göğüsleyecekler ipi birlikte. Onları izliyoruz. Şöyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kitap kurdu olmadığı söylenen Talya Hanım, baba ‘yadigarı’ (böyle derler) bir anıtı, sonuna dek korumuş ve taşımış ve kendince sağlam ellere teslim etmiş. Muhteşem! Çocuklarımıza bırakacağımız muhteşem bir yaşam öyküsü bu benim açımdan. Yazarların ölümünden sonra, yayımcısız kalan, sahipsiz kalan kitaplar var ve bu yazarların kimilerinin çocukları da var. Ben Talya Hanım’ı idol seçiyorum. Buradan ayrıldığımda, onun anısını yanıma alacağım Talya Hanım’ın anısı beni saracak ve sıcak tutacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 25 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-EIXEtAVj0YA/Tlat41E3ALI/AAAAAAAAGFc/a33zXpTN_cQ/s1600/DSCN9125.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-EIXEtAVj0YA/Tlat41E3ALI/AAAAAAAAGFc/a33zXpTN_cQ/s400/DSCN9125.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644890374787236018" /&gt;&lt;/a&gt;Bir! ‘Başka bir parantez’ dedin, biraz önce buna Uğur Bey. Özeti, bu tarih, kültür yuvasını Uğur Güracar nasıl kurtaracak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası bir müze evet. Türkiye’nin en eski kitabevi, sahaflar çarşısından da eski. Sahaflar çarşının en eski yeri Kapalı Çarşı içidir. O da, 40’lı 50’li yıllardır. Burası Türkiye’nin en eski kitapçı dükkanı, her şekliyle her haliyle yüz yıl Tekin Bey.&lt;br /&gt;Şimdi gelelim meseleye! Bu, bina olarak ikinci dereceden tarihi eser. ‘Gayri maddi kültür varlığı,’ yani ‘somut olmayan kültürel varlık’ diye bir Unesco kriteri var ki Türkiye de imza atmış sözleşmeye. Somut olmayan bir kültürel varlık, işkolu olarak tescil edilirse, Vefa Bozası gibi, Hacışakir Sabunu gibi... Gerekli başvuruyu yaptım... bekleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki! ‘Kıymetli kitaplar ve sahaf.. bir hayal vardı kafamda,’ dedin bu söz kesildi! Ya hayal! Hayal ne oldu?&lt;br /&gt;Evet! Böyle bir işyerim olsun.. diye bir hayalim vardı.. bir gün böyle burda, alışveriş sırasında Talya dedi ki dükkanı devredeceğim ilgilenir misiniz, dedi. Çok isterim ama, benim dedim, param yok pulum yok. Valla Talya öyle koşullar öne sürdü ki bana, resmen burayı böyle hediye etti. İşte dedi ki siz yeter ki isteyin, ben dedi buranın kitapçı olarak sürmesini istiyorum. Siz dedi alın burayı gidin. Bir statü imzalayalım sizinle beraber işte altı ay dedi hiç bir para ödemeyin, ondan sonra işte satar satar ödersiniz dedi. İşte böyle bir seneye uzanan senetler bir şeyler...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-cfAmLSA8Wtk/TlZ_8EOPU-I/AAAAAAAAGE0/plF-4uZ-oxU/s1600/DSCN9124.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 308px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-cfAmLSA8Wtk/TlZ_8EOPU-I/AAAAAAAAGE0/plF-4uZ-oxU/s400/DSCN9124.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644839852857840610" /&gt;&lt;/a&gt;Üç! Hayalin ikinci parçası vardı! Kıymetli kitaplar! Açık artırma günleri.. nasıl oldu? Kim başlattı?&lt;br /&gt;Tabii ben başlattım hasbelkader Cumhuriyet döneminin ilk kitap müzayedesini Tekin Bey ben yaptım Librarie de Pera’da. Devam ediyor, tabii, ben size kataloglarımdan veririm hatta. Osmanlı zamanında iki tane böyle kataloglu mataloglu düzenlenmiş kitap müzayedesi bir iki tane sadrazam filan kitaplığı.. onun dışında Batılı anlamda, sistematik, kataloglarla desteklenmiş, belli kurallarla satılan bir kitap satış platformu olarak ilk biz başlattık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir rastlantı mı, tesadüf mü... Kitap müzayedesinin de bir başlama öyküsü olmalı mı?&lt;br /&gt;Kitap müzayedesi de bir tesadüftür, Marmara Otelinde 2. kitap fuarıydı, Tüyap’n danışmanlığını da Demirtaş Ceyhun yapıyordu, tanırsınız o aradı bizi. ‘Gelin size burda bir sahaflar galerisi yapalım,’ dedi. Birkaç arkadaşı aradım kimse oralı olmadı. Demirtaş Ceyhun’a ‘yapacak bir şeyimiz yok,’ dedik. ‘Tek başımıza gelip galeriyi işgal etmemiz olamaz ama size bir kitap mezayedesi yapalım,’ dedik. Yıl 1985. 150 – 200 parça kitabı, iki tam gün satış yaptık, ama ne heyecan, ne heyecan, böyle çok önemli bir kitap satmıştık orda. Meninski (!!) diye bir adamın yaptığı, Türkçe sözlük vardı, her bir cildi şu kalınlıkta, yerden yüksekliği şöyle filan, Türkçe, Farsça Arapça, Latince, çok önemli elektriğin olmadığı zaman yapmış.. olağanüstü görseniz bitersiniz yani. Bir Japon aldı mesela onu.  O zaman 900 liraydı yani satış fiyatı ve bütün böyle gazetelere haber olmuştu. 900 liraya kitap satıldı filan diye. Dört ciltti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir Japon! Türk yok muydu? Türklerden kitap düşkünleri olmadı mı? Sayısı nereye vardı bu müzayedelerin?&lt;br /&gt;O zaman Çelik Gülersoy bir İspanyol gezginin (Murenoo !) seyahatnamesini aldıydı. Böyle çok hoş heyecanlı bir şey olduydu, sonra devam etti böyle her sene.. 70’e yakın müzayede yaptım.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-2eCj7BNGGl0/TlapysYWlJI/AAAAAAAAGFU/m_f4VgiMsfw/s1600/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN9128.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-2eCj7BNGGl0/TlapysYWlJI/AAAAAAAAGFU/m_f4VgiMsfw/s320/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN9128.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644885871327351954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Librarie de Pera, bu ad nereden geliyor? &lt;br /&gt;Şöyle.. bütün bu tarihsel geçmiş ve bu öykü.. 1900’lerin başından Otto Keil’den gelen bu öyküyü özetleyen Pera’nın kitabevi burası... Librarie de Pera, onu ben buraya giydirdim o ismi ben uydurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlamı verdin ve ‘buraya giydirdim’ dediğin ‘Librarie de Pera’ adını da açan ve 1920’lerden buraya dek işleyen bu serüveni anlatan bir kitap yazmak nasıl olur Uğur Bey?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-u9_0ixDALgo/TlapVpV5oVI/AAAAAAAAGFM/c5XPThL54ec/s1600/DSCN9126.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-u9_0ixDALgo/TlapVpV5oVI/AAAAAAAAGFM/c5XPThL54ec/s320/DSCN9126.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644885372295553362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bunları anlatan bir kitap yapabilirim tabii, daha çalışmak şartıyla, birazcık daha araştırma yaparak.. yani bir dönem, bazı dönemler var çok karanlık işte o Patriyakiyas kimdir tam olarak onu bilmiyorum, ondan sonra, bir de tabii benim burda otuz yıldan beri yaşamış olduğum şeyler var, bu kitabı düşünüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılma vakti geldi Uğur Bey! Bu ayrılık salt buradan ayrılık değil! Bay Nomidis ve kızı Talya.. bu olayın duygu yanıyla ilgiliyim, dedim beride. Müthiş bir kadın, dedin. Ben Talya Hanım’ı idol seçiyorum. Buradan ayrıldığımda, onun anısını yanıma alacağım Talya Hanım’ın anısı beni saracak ve sıcak tutacak. Ayrılmadan önce onu biraz daha tanıyalım ve yaşayalım,onu anarak onu bir an daha yaşatalım. Uğur Bey.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-8IVeYxmyz1M/TlavdigrRJI/AAAAAAAAGFk/3u6y_reEmmw/s1600/Copy%2Bof%2BCopy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 211px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8IVeYxmyz1M/TlavdigrRJI/AAAAAAAAGFk/3u6y_reEmmw/s400/Copy%2Bof%2BCopy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644892104970421394" /&gt;&lt;/a&gt; Müthiş bir kadın! Yani inanamazsınız Tekin Bey! Bakın size şöyle bir şey anlatayım. Herhalde ölümünden bir sene önce bile değildi, beni aradı bir gün: ‘Uğur bey, dedi sizinle Doğubank’a gidebilir miyiz? Benim’ dedi ‘evdeki müzik aletim’ dedi ‘artık çok kötü sesler çıkartmaya başladı,’ dedi. ‘Güzel bir müzik aleti alalım sizinle:’ Biz kolkola gittik. Biz onunla flört ederdik, bir anlamda flörttü bizim yaşadığımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey flört sözünü Batılı anlamda algılıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii tabii bu çok sosyal bir şey, çok beşeri bir şey, insan mahareti bu.. yani anlatabildim mi yani böyle bir şey, ondan sonra... biz gittik ordan böyle çok güzel bir şey... Mesela çok güzel şey dinlerdi klasik müzik dinlerdi falan, ondan sonra klasik müziği daha iyi duyabileceği, böyle orta sesleri filan daha iyi çıkartan, speakeri olan ona bir şey aldık, bir dünya paralar verdik..  yani yaşlanmadı kadın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8287812991084987205?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8287812991084987205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/yarm-kalan-bir-kac-konu-ile-son-yuz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8287812991084987205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8287812991084987205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/yarm-kalan-bir-kac-konu-ile-son-yuz.html' title='Miltiyadis Nomidis ve Talya Nomidis kültür varlığını, onu yükselterek sürdüren, bu günlere vardıran Uğur Güracar söyleşisinin sonu geldi . 49.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-uNyVw084tvs/TlZ_olY4gGI/AAAAAAAAGEs/dpJ9gcSfY_Q/s72-c/DSCN9129.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1404920582383235526</id><published>2011-08-24T12:20:00.000-07:00</published><updated>2011-08-25T00:17:16.923-07:00</updated><title type='text'>Miltiyadis Nomidis ve sahaflık tarihimizdeki yeri. Uğur Güracar söyleşisi; 48. yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-RKJlNvC0TcI/TlVSJsrsTiI/AAAAAAAAGD8/gi6Ak_Ru_6M/s1600/DSCN9132.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-RKJlNvC0TcI/TlVSJsrsTiI/AAAAAAAAGD8/gi6Ak_Ru_6M/s320/DSCN9132.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644508034545503778" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap meraklısı ile sahafı sahneye davet edelim. Bu konuyu düşünelim. Bir sahafın bir müşterisi oldu. Salt müşteri tanımı yetmiyor,’müdavim’ oluyor bir süre sonra. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan birisi, her hangi birisi, o kendisine sayısı az olan kitapları ‘tedarik’ eden bir sahafı yakından tanımak istemez mi? O sahaf, sahaf olmakla birlikte midavim olanla sohbet tiryakiliği ile de yakındaştır artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür yakındaşlıklar, sohbet tiryakiliği; baba, oğul, kardeş bağlarından da öteye geçebilir. Böyle bir bağlamda, o sahafın bireylik tarihi ilginç olmaz mı bu müşteri/müdavim için, bunu merak ediyorum. Deneyimli sahaf Nedret İşli’nin bir betimi var. ‘Tekin Bey, çünkü niye, o ilk arayacağımız kişi bizim için, bizi hoşnut etmiş, bizi hiç kırmamış kişidir.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Size evet, iyi davranmış insan! Bu ne demek,' diye soruyorum.  ‘Tabiii! İyi davranmış insan demek, şu demek, dolayısıyla kitap düşkününün biraz da bu tür şeyler yapması lazım,’ diyor.  Kitap düşkünü/sahaf ilişkisinde bir sır var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sır da sahafı iyi tanımaktan geçer. Ben bir kitap sever olarak, yıllarını, ömrünü kitap olgusu içinde geçirmiş insanların bireylik tarihlerini merak edilmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enderun Kitabevi’nde çıraklıkla işe başladım’ diyen engingönüllü bir sahaf Nedret Bey özel bireylik tarihi ile, bu ülkenin sahaflık genel tarihi içinde de bir yer açar kendisine. Onun ilk el sürdüğü kitap hangisi diye merak edilmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Ne istiyorsa onu alıp bulup vermek çok güzel benim için,’ diyen İbrahim Yılmaz’ın bireylik tarihi, bir kitap sever için ilgi çekmez mi? ‘Babamın kitapları bana kaldı ve onların kokusu beni çekti buraya getirdi,’ diyen Halil Bingöl bireylik tarihi, genel kitap severlerin de tarihinden bir parçadır.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-BPAp6L7ydYs/TlX2EbTzEZI/AAAAAAAAGEc/FEvp80P6swM/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN9120.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-BPAp6L7ydYs/TlX2EbTzEZI/AAAAAAAAGEc/FEvp80P6swM/s320/Copy%2Bof%2BDSCN9120.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644688263889490322" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“..hayatım boyunca burda türbedar gibi burayı bekledim,” diyen deneyimli sahaf, Uğur Güracar nasıl yaşadı ve yaşlandı ve tarih sahnesinden çekilirken geride kültürel varlık olarak ne bıraktı? Bunu kimse merak etmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miltiadis Noumidis, kimdir, bireylik tarihi nedir, merak edilmez mi? Burada yalın bir soru var! Ben kitap sever miyim değil miyim? İster Miltiadis, ister Talya Noumidis olsun, bu ülkenin değerleridir. Onlar Galata ve Beyoğlu’nun kitap/ sahaf tarinini de temsil ederler. Bu nedenle onların özel bireysel yaşamları ilgi çekmelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venetia konusunda fazla bir şey yok elimizde. Bunu nasıl açıklarız. Bugün yaşayan bir sahaf ki o bir kitap severdir de, yarın, bir on yıl sonra onun bu ülkedeki sahaflık tarihine katkısı ne oldu diye düşünmeyecek miyiz? Bu tür soruları uzatabiliriz. Şimdi herkesin düşeş atacağı bir parantezi yeniden açalım ve Uğur Bey söyleşisi ile tarihin talihsiz bir oyunla bize bıraktıklarına yeniden dönelim. Bakın şimdi buradan nereye gideceğiz... Tarihin talihsiz bir yaklaşımı...&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 24 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-w7802mw0VOQ/TlVUF7yQcQI/AAAAAAAAGEE/XWNgR2Mr_Ew/s1600/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-w7802mw0VOQ/TlVUF7yQcQI/AAAAAAAAGEE/XWNgR2Mr_Ew/s400/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644510168903348482" /&gt;&lt;/a&gt;Bu müze olan, yüz yılı kapsayan yerde bir Talya Nomidis yaşadı ve onu en son tanıyan kişi de Uğur Bey, nasıl oldu? Nomidis ailesini yakından bakabilirmiyiz?&lt;br /&gt;Talya’nın babası Miltiyadis Nomidis, İstanbullu çok eski bir rum aile, Osmanlı zamanında kereste ticareti yapmış. Balkanlardan kereste getiriyorlarmış. Rus tebasına geçmiş ki, rahat ticaret yapayım diye. 1917’de Rusya’da devrim oluyor, bunlar, burda beyaz Rus oluyorlar. Bakınız şimdi işe, ondan sonra 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan ediliyor bunlar bin yıllık Bizans ailesi birden bire haymatlos oluyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-wRdegGccepM/TlXzuTyy6LI/AAAAAAAAGEU/-8uFM3PNBI4/s1600/DSCN9131.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-wRdegGccepM/TlXzuTyy6LI/AAAAAAAAGEU/-8uFM3PNBI4/s320/DSCN9131.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644685684891642034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz mizahi fakat Mevlana Celalettin Rumi de bu demek, Romalı Celalettin. Öncesine gidelim Romalı Miltiyadis Nomidis Rumi demek değil mi? T.C kimlikleri yok mu, olmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rumi.. Hıristiyan Roma evet. &lt;br /&gt;Hiçbir şekilde Türk vatandaşı, TC kimlikleri olmadı bunların Tekin Bey. Bu toprakların en eski insanları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romalı Miltiyadis Nomidis Rumi.. TC kimliği istemedi mi?&lt;br /&gt;Hayır istemediler değil,  istediler, devlet vermedi. Vermedi tabii, Talya altı ayda ya da bir senede bir gidiyordu Kapıkule’ye bir şeyler damgalatıp geliyordu, 80 küsür yaşında. Yani korkunç bir şey, yabancıydı, Yunan vatandaşıydı sonra, bunlar Haymatlos olunca Yunan vatandaşı oldular bu sefer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübadeleye bile uğrayacabileceklerdi miydi nerdeyse?&lt;br /&gt;Nerdeyse! Fakat Miltiyadis, çok enteresan ha bir de, bunlar malum varlık vergisi hikayesi bütün varlıklarından oluyorlar bir haltları da kalmıyor işte, Gedikpaşa’da bir dükkan, Kurtuluş’ta bir apartman dairesi... Adam 40 küsur yaşında bu dükkanı kuruyor, ondan sonra.. ve 40 küsur yaşından sonra Almanca öğreniyor, ve dünyanın sayılı Bizantologlarından biri oluyor. Ben kitabını göstereceğim size, çok enteresan. Bakın bu, mesela Kariye Camii’nin ilk arkeolojisini yapan adamdır. İstanbul surları üzerine çok ciddi araştırmaları vardır, dünya Bizantoloji literatüründe ilklerdendir. İlklerden Alfons Maria Schneider işte Ernest Mamboury.  Böyle bir adamdır. 40’ından sonra Almanca öğrenip, elinde metrelerle yerleri ölçüp.. böyle müthiş bir şey, müthiş bir şey yani olağanüstü bir başarı öyküsü. Birçok konunun ilk makalelerini ilk eserlerini yazmış bir adamdır... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miltiyadis Beyoğlu sahaflık tarihinde bir köşe taşı. Ya Talya, o da sahaflık tarihinde zincirin önemli bir halkası mı?&lt;br /&gt;Talya tabii! Bizans tarihi ile babası gibi çok ilmi bir ilişkisi yoktu, babasına karşı çok büyük bir sevgi ve saygı doluydu babasının yaptığı işlerin çok anlamlı, önemli olduğunun farkındaydı. Hayata çok bağlıydı, hiç yaşlanmadı Talya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1404920582383235526?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1404920582383235526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/birinin-bir-musterisi-oldu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1404920582383235526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1404920582383235526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/birinin-bir-musterisi-oldu.html' title='Miltiyadis Nomidis ve sahaflık tarihimizdeki yeri. Uğur Güracar söyleşisi; 48. yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-RKJlNvC0TcI/TlVSJsrsTiI/AAAAAAAAGD8/gi6Ak_Ru_6M/s72-c/DSCN9132.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5691059945114364763</id><published>2011-08-23T21:10:00.000-07:00</published><updated>2011-09-13T21:02:31.306-07:00</updated><title type='text'>Osmanlı Sarayı’na kitap satan bir Otto Keil ve başlayan Tarih ve Patriarchia, Noumidis ailesi ve   Uğur Güracar.. söyleşi sürüyor: 47.yayın</title><content type='html'>Miltiadis Nomidis'in kızı olan Talya Nomidis'in dükkanı bir mücevher kutusudur. Uğur Bey'in kendi betimiyle :'Uğur Güracar o tarihte henüz bir üniversite öğrencisidir Büyük bir heyecanla bu asırlık dükkanı olanca dağınıklık ve karmaşasıyla ama muhteşem tarihi geçmişiyle devralır.'&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-aFZXS7P4OJw/TlR-pVfKt9I/AAAAAAAAGDU/ushA9LvDKJ8/s1600/DSCN9120.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-aFZXS7P4OJw/TlR-pVfKt9I/AAAAAAAAGDU/ushA9LvDKJ8/s320/DSCN9120.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644275481609680850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1984, Talya Nomidis seksen küsur yaşındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarih labirentine girdiniz mi, oradan nasıl çıkacağınızı düşünmeye başlayın ilk. Daha bu efsanenin kapısından içeri girmeden önce, oradan nasıl çıkacağınızı düşünün. Şimdi herkesin düşeş atacağı bir parantez açalım! Önümüzde bir tarih var. Konuyu daraltalım. Tarih tarih de nedir sınırları? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar mı, insan mı? Roma İmparatorluğu, dedik. Böyle kocaman devasa bir konuyu burada kaldırmak olanaklı mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar bir alana sıkışmadan tarih olacak. Beyoğlu, Galata yine de büyük bir alan. Fakat sahaf ve kitap diye yola çıktık.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-tW4M1gCNvcU/TlSCprBg-TI/AAAAAAAAGDc/TEm6Nj48UYA/s1600/DSCN9126.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-tW4M1gCNvcU/TlSCprBg-TI/AAAAAAAAGDc/TEm6Nj48UYA/s320/DSCN9126.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644279885437401394" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu labirentten yokuş aşağı olmasa da, yokuş yukarı ağır ağır çıkacağız ve Tünel'de bir yol bulup gün ışığına kavuşacağız. Belki de bilmiyorsunuz! Tünel Geçiti diye bilinen yerdeki dükkanların altında geçitler var. Hacer Hanım'ın dükkanları var. Kohen Kitabevi var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buralardan bir yerden, sıkış sıkış olmasa bile uygun bir yerden dışarı çıkalım. Hemen üç adım ötede Uğur Bey'in asırlık çınar gibi kültür evi duruyor. Dün yarım kalan söyleşiyi orada bir yöne doğru tarihe doğru kaydıralım.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 23 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-uBlVXQ9Q13w/TlR9-IYg5bI/AAAAAAAAGDE/_irxLwINvPU/s1600/DSCN9124.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 308px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-uBlVXQ9Q13w/TlR9-IYg5bI/AAAAAAAAGDE/_irxLwINvPU/s400/DSCN9124.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644274739357738418" /&gt;&lt;/a&gt;Talya Nomidis Kaç yaşındaydı o zaman Uğur Bey?&lt;br /&gt;1984, Talya 80 küsur yaşında. 1956 doğumluyum gerisini hesap edin. Çok hoş bir insandı. Aristokrat bir rum hanımdı. Hiç evlenmemişti. O da babasından almış, babası bir başka Rumdan. Dükkanın hikayesi aslında çok enteresan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey, sizin ağzınızdan, bu canlı tarihin canlı bir betimini alalım... Geçen yüzyılın başlarındayız... Evet!&lt;br /&gt;1900’lerin başında Tünel civarında Otto Keil diye Alman ya Avusturya asıllı bir adamın adını taşıyan bir kitapçı var. Bu kitabevi o dönem İstanbul’un, belki bütün Osmanlı’nın en önemli kitabevi, çünkü Osmanlı Sarayı’na kitap satan bir kitabevi. Hatta antetli kağıdın üstünde yazıyor. İşte; Hazreti Şehriyarinin Kitapçısı Otto Keil ya altında da işte Sir de la Meajeste de Sultan falan bu, günümüzde mesela İngiltere’de yaşayan böyle majestelerinin işte şarapçısı, majestelerinin, yani o bir kalite belgesidir. Saraya bakabilen  hizmettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey, bu tarih İstanbul sahaflık tarihi, açalım mı...&lt;br /&gt;Evet! Abdülhamit zamanı Osmanlı Sarayı’na kitap satan bir adam Otto Keil. Otto Keil’ı kuran, kurucu ortaklarından bir tanesi ki soyadı A. Plathner. Adolf olabilir, bilemiyorum, o 1920’lerde burayı bu dükkanı kuruyor. Bakın şu fotoğraf 1920'lerden kalan bu fotoğrafta da eski türkce tabelasında “Enva'ı Alaman Te'lifat ve Harita Kitaphanesi” yazmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey burada geçen yüz yılın başlarına varan bir tarih var. Evet! Fakat Uğur Güracar'ı çarpan bir şey de var, nedir?&lt;br /&gt;Bildiğim kadarıyla fiilen 1920’lerde kurulan fakat geleneği 1900’lerin başına, yani 100 yıl öncesine dayanan çok enteresan bir olgu burası esasında. Bu beni çok cezbetti hayatım boyunca ben burda türbedar gibi burayı bekledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı cezbeden ve bir türbedar gibi beklenen yer, burası bugün Librairie de Pera. Galip Dede Caddesi 8 numarada Uğur Güracar’ın yönetiminde sahaf kitapcı dükkanı. O zaman Galata Mevlevihanesinin bulunduğu cadde olması nedeniyle ‘Tekke Caddesi’ diye anılır. Eski adreste ‘Tekke Djaddessi 426’ yazılıyor. Fakat iş orada kalmıyor.Tarihin de bir ayıklaması var! Sonra ne olur, kim gider kim gelir Uğur Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, Patriarchia diye bir rum aileye geçiyor, Patriarchia&lt;br /&gt;döneminde romantik şiirler yazan enteresan bir adam, onunla iligli çok bilgim yok ama kitapları var bende, Atina’da basılmış, çünkü burdan çıkıyor Atina’ya gidiyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-NdKgcfBpFsk/TlSMHmIKtkI/AAAAAAAAGDs/LooFzboR1-8/s1600/DSCN9121.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 209px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-NdKgcfBpFsk/TlSMHmIKtkI/AAAAAAAAGDs/LooFzboR1-8/s320/DSCN9121.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644290295123850818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otto Keil’in kurucu ortaklarından biri Plathner. Sonra, Patriarchia, yıl 1930 mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir on sene sonra Patriarchia 30’a kadar, evet 1940’da Nomidis’in burayı aldığını biliyorum Vakıflardan verilmiş olan kontratı bende.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih ayıklaması dedim! Sahaflık tarihi işte Bay Miltiyadis de Atina’ya mı yolcu?&lt;br /&gt;Hayır! Miltiyadis ölüyor, öldükten sonra oğlu Constantin var, o devam ediyor. O sıtmadan mı bir hastalıktan ölüyor, sonra kızı Talya, ondan sonra da bendeniz...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İşte tarih! Uğur Bey burayı müze yapmayı düşünür mü?&lt;br /&gt;Başka bir parantez bu Tekin Bey, şimdi burası Vakıfların idaresinde bu bina. Burada rantlar yükseldi, burası İstanbul’un Soho semti gibi oldu, böyle New York’da Londra’da Soho vardır böyle, onun gibi bu rantt ortaya çıktı ve  beni burdan çıkartmaya uğraşıyorlar.&lt;br /&gt;Sürecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5691059945114364763?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5691059945114364763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/talya-nomidisin-dukkan-bir-mucevher.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5691059945114364763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5691059945114364763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/talya-nomidisin-dukkan-bir-mucevher.html' title='Osmanlı Sarayı’na kitap satan bir Otto Keil ve başlayan Tarih ve Patriarchia, Noumidis ailesi ve   Uğur Güracar.. söyleşi sürüyor: 47.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-aFZXS7P4OJw/TlR-pVfKt9I/AAAAAAAAGDU/ushA9LvDKJ8/s72-c/DSCN9120.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5833327481792153846</id><published>2011-08-22T23:33:00.000-07:00</published><updated>2011-08-25T00:15:19.386-07:00</updated><title type='text'>Miltiyadis kültür varlığı, onu sürdüren Uğur Güracar ve Romalı İmparator Constantinus dedik, bugün söyleşinin dayanılmaz hafifliğine geldik 46.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-LA8h4UTW7yg/TlOkxeMT6DI/AAAAAAAAGCs/CcDrGrMPPdQ/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN9128.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 192px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-LA8h4UTW7yg/TlOkxeMT6DI/AAAAAAAAGCs/CcDrGrMPPdQ/s320/Copy%2Bof%2BDSCN9128.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644035927850608690" /&gt;&lt;/a&gt;Önümüzde kapalı bir tarih alanı var, dedim bir yerde. &lt;br /&gt;Fakat bazı yerler alaca bir tan vakti gibi ağarmaya başladı. Elimizde Uğur Bey’in verileriyle biraz belge toplandı. Şimdi buralardan bir yerlerden, açık bir kapıdan içeri gireceğiz. Girmeden önce bu açılımı da açalım! Söyleşi nasıl olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran söyleşi tanımı var. Sıkıcı, tekdüze. Bir de akan söyleşi tanımı var. Karşılıklı ateş havası olur bu tür söyleşilerde. Su söndürmez bu tür söyleşideki alevleri. Yaratıcı veriler de böyle ortamlarda, böyle konuşmalarda ortaya çıkar. Bir giz daha var! Bu tür söyleşiler günce yazımı gibidir, maskeler aşağı iner biraz. Her birey kamuya dönük durunca maske takar. Bu söyleşilerde, bu biraz da resmi tarih görüşü gibi olan statik maske, asık yüzler sarsılır. Bu tür söyleşilerden yeni bir şey çıkabilir. Bu satırların yazarı bu türün peşinde koşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka türlüsü de olmaz. Söyleşide sentaks gramatik dizin esner ve özneler nesneler kayar. Fakat söz canlanır. Ateş gibi işler söz bu durumlarda. Böyle olmayacaksa, söz dizgin altına alınacaksa, söyleşiye ne gerek var kardeşler! Her sahaf otursun makalesini yazsın, uslu uslu. Değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğaldır ki bir de şu var! Bu yayınlanan söyleşiler, yine de belli bir düzenle rahle'i tedristen geçiyor. Hani bir bıraksak ucunu, kimse yetişemez. Bu anlamda söyleşiye katılanların içleri rahat etsin. Yetmişli yıllarda, Yansıma Dergisi genel yayın yönetmeni aramızda. Bu arkadaş bize kök söktürüyor, yazılanları sildiriyor sık sık, deneyim deyip duruyor bir yandan, öte yandan 'bağcıyı mı döveceksin, üzüm mü yiyeceksin' diye soruyor; içeride ne olup bittiğini tahmin edemezsiniz. Bununla birlikte diyor ki: 'Türkçenin konuşma romantizmindeki ritmini, kesmeyin.' İşimiz oldukça zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özeti şudur: 'Söyleşiyi kelimesi kelimesine bire bir konuşma söz dizimine ait formatta yazıya dökmüş,' değiliz. Daha önce konuk olan genç kuşakla birlikte Halil Bey'in, Nedret Bey'in, İbrahim Bey'in, Püzant Bey'in ve son virajı dönerken canlı yayınla blog ekranına son günde konuk olan Uğur Bey'in kulakları çınlasın. Bıraktığımız yerden Uğur Bey söyleşisi ateşli bir coşkuyla sürüyor. Öğreneceğimiz çok şey var.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 22 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-M4Jb8wdsbQI/TlOk9ua5wZI/AAAAAAAAGC0/-ZyEKuN0JvY/s1600/DSCN9123.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 282px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-M4Jb8wdsbQI/TlOk9ua5wZI/AAAAAAAAGC0/-ZyEKuN0JvY/s400/DSCN9123.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644036138365206930" /&gt;&lt;/a&gt;Adam ölünce bu kesin olur, ya da olurdu değil mi? &lt;br /&gt;Yani söz meclisten dışarı şimdi şurdan başlayım, orda kadınları da anlamaya çalışmak gerekli aslında. Yani haklılık anlamında söylemiyorum ama aslında orda..(kitabın çok dışına çıktık başka bir yere gittik.) insan işte yanlış insanların beraberlikleri.. fazla seçenek yok, o konuda hiçbir çaba harcamaksızın pat diye ya beşik kertmesi ya görücü usülü, ya geleneksel usullerle, başka insanlar başka dünya kuruyorlar. Adam da kendine kitapla bir dünya kuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey’de de böyle bir sorun oldu mu Uğur Bey?&lt;br /&gt;Benim olmadı öyle bir sorunum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söyleşide konu, nirengi noktası Uğur Bey, kültür tarihi ikincil sırada. Şimdi otuz kırk bin kitaptan söz ediliyor o kadar büyük bir birikim var.  Nasıl oluyor hanımla bu konu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırk - elli bin benim şahsi kitaplığım değil, benim iki üç bin kendi şahsi okuduğum kitaplar ama.. bu kitabevinin elli bin belki altmış bin kitabı var. Zaman içerisinde oldu işte. Kitabı alış hızı, kitabı satış hızınızdan daha fazla olduğu için birikti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruda nirengi noktası hanım! Evde itiraz sesi yok mu? &lt;br /&gt;Evde durmuyor bunlar, depoda. Evde şöyle bir şey oluyor, benim kitapla kurmuş olduğum ilişki kadar yoğun ve romantik böyle sıcak bir ilişki kurmadığı için eşim, o.. o kadar benim kitaplarla yaşadığım mutluluğu o yaşamadı büyük ihtimalle.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ozOeOAcb8M0/TlX2cYQ_VVI/AAAAAAAAGEk/3GwPgUyi4cM/s1600/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN9128.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ozOeOAcb8M0/TlX2cYQ_VVI/AAAAAAAAGEk/3GwPgUyi4cM/s320/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN9128.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5644688675389265234" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın ve kitap...rahatsız oluyorlar ya olmuyorlar.. Uğur Bey, kusura kalmayın çünkü bunun böyle bir yanı da var, kiminle söyleşsem bu soru çıkıyor ortaya kitap  kimseyi paylaşmaya izin vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, kitap çok tek kişilik birşey yani, birebir yaşanan bir şey. Tabii kitap şu! Nermi Uygur, biliyorsunuz felsefeci, onun çok güzel bir tabiri vardır, kitap tek kişilik bir yangındır der. Hakkaten kitabın böyle bir özelliği var, yakar insanı böyle tutuşturur. Kitabın yakıcı tutuşturucu özelliğinden ben de nasibimi aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan Nomidis.. bir hanımefendi olarak, ben bunun duygu yanıyla ilgiliyim. Bir kez bir bayan, bayanlarla kitaplar konusu ortada. Talya da bir kadın.. aristokrat fazla abartı olabilir, burjuva diyelim ona. Burjuva olması mı onun kitapla olan ilişkisini belirledi... Düşünüyorum. Fakat o başka birisi... Nasıl bir  temas, bir böyle dokundu ve çekti Uğur Bey’i...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciydim, Tekin Bey, İstanbul Üniversitesinde Siyasal Bilgilerde o zaman ve buranın müşterisiydim ve işte ikinci defa okuyorum, niyetim üniversitede kalmak akademisyen olmak ama işte o 12 Eylül sonrasının o saçma sapan kaotik ortamı, falan üniversite de bir tad tuz kalmadı, hayatta bir tek kitaptan anlıyorum hiç olmazsa kitapçılık yapayım, böyle işte. Yurt dışında kıymetli kitaplar satan sahaflar.. öyle bir hayal vardı kafamda. Dedim, böyle bir işyerim olsun.. Nerde olsun.. işte Tünel’de iki tane rum kadın aşağıda bizim Talya, yukarda Venetia vardı. O ikisinin sağında solunda bir dükkan bulursam ne kadar hoş bir şey olur filan falan. Neyse.. bir gün böyle burda, alışveriş sırasında Talya dedi ki bu dükkanı devredeceğim ilgilenir misiniz, dedi. &lt;br /&gt;Sürecek....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5833327481792153846?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5833327481792153846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/onumuzde-kapal-bir-tarih-alan-var-dedim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5833327481792153846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5833327481792153846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/onumuzde-kapal-bir-tarih-alan-var-dedim.html' title='Miltiyadis kültür varlığı, onu sürdüren Uğur Güracar ve Romalı İmparator Constantinus dedik, bugün söyleşinin dayanılmaz hafifliğine geldik 46.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-LA8h4UTW7yg/TlOkxeMT6DI/AAAAAAAAGCs/CcDrGrMPPdQ/s72-c/Copy%2Bof%2BDSCN9128.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-6244398564337700882</id><published>2011-08-21T12:41:00.000-07:00</published><updated>2011-09-13T21:14:02.761-07:00</updated><title type='text'>Miltiyadis Nomidis, sahaflık tarihi derken, Constantin I.'e, Roma İmparatorluğu ve İstanbul'a sıra geldi. Uğur Bey söyleşisi 4. bölüm; 45. yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ctjHDa77D9I/TlFg4QLSkPI/AAAAAAAAGB8/CYLEOxSqBeY/s1600/DSCN9129.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ctjHDa77D9I/TlFg4QLSkPI/AAAAAAAAGB8/CYLEOxSqBeY/s320/DSCN9129.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643398327603204338" /&gt;&lt;/a&gt;Sözlü bellek diyorlar, ağız tadı anlatıcıları.&lt;br /&gt;Ağızdan ağıza, kulaktan kulağa, kişiden kişiye sözle giden ve bellekte kalan anlatıyı yapanlara eskiden kıssahan denirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de elindeki o kitap nasıl ortaya çıktı? Harf olma şansına erişen seslerle ortaya çıktı. Bu tümce şunu verir! Her ses harf olma şansına erişti mi? Elbette abece simgeleri değildir ilk keşif. İnsanlık keşif peşinde koşarken, neler oldu neler. Bir sesten öteki sese geçen notalar gibi bu evrilme, yıllar yılı akıp duruyor insanlığın belleğinde, kolay mı! Yazıdan önce abece, yazı sesten sonra gelir. Dahası var; yazı, insan sesi ile başlayan tarih felsefesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ses, tını, sonra bir daha, zincirin halkaları gibi tutunarak geldiler. Ses hızını aşan sözcükler, yazılıdır. Bir kitap elimize gelir de, nasıl, işte böyle çıkar gelir. Düşünceyi açıklayan ve onu aşan ses toplamıdır. Çok uzun bir yoldan geldiğini böyle anlarız onun. Ses olarak kalanlar yok olur çünkü. Dahi deliler ve veliler, ses yok olmasın diye yaşamayı bile unuttular. Seslerin toplamı olan kitaplar geride kaldı. Bu kitapların toplandığı yerlerden biri de Librairie de Pera. Pera Kitabevi. Kitabevinin tarihi 1900'lü yılların başına uzanıyor. Kurucusu Adolf Plathner. Alman asıllı bir levanten olduğu sanılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşiler de arka arkaya geliyor. Söyleşi coşkusu başka. Ben söyleşi ateşi diyorum. Ayrıca Türkçe konuşma dilinde romantizm de var. Türkçenin doğal ritmindeki romantizm coşturucudur. Bizim insanımız yaşayarak capcanlı konuşur. Bu canlı, dinamik söyleşiler burada sürüyor. Uğur Bey'i biraz daha tanıdık. Geçende yayımlanan söyleşide iki, üç, dört ayrı koldan Beyoğlu sahaflar tarihine doğru yürüdük. Kitap, sahaf derken ne demek istiyoruz, bu söyleşilerin doğal akışı oraya doğru yol alıyor. Efsaneler zincirinin yaşandığı bir yer olan Beyoğlu'lundan sahaflar da geçti, diyebilmek için. Beyoğlu insan ve kültür tarihi hazinesi üzerindeki en güçlü halkaya sarılan vu bunu günümüze taşyan Uğur Bey yine karşımızda. Söyleşinin sıcak, canlı ritmini bozmadan birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 21 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-KzcygZ3RLrQ/TlFsSoCISJI/AAAAAAAAGCE/RToHFPaSxtk/s1600/DSCN9123.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 282px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-KzcygZ3RLrQ/TlFsSoCISJI/AAAAAAAAGCE/RToHFPaSxtk/s400/DSCN9123.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643410875311736978" /&gt;&lt;/a&gt;Constantinus I., burayı boşuna mı başkent yapıyor...&lt;br /&gt;Tabii Constantinus I  burayı Neo Roma yapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden, burayı başkent yapıyor, Uğur Bey, buraya girdik!&lt;br /&gt;O tabii bizim sahaflık konumuzun çok dışına çıkıyor ama..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflık ayrı bir tarih değil, konu  sahafa bağlı, kitaba bağlı tüm bunlar.. bunları anlamadan kitabı nasıl anlayacağız. 400 yıl bildiğimiz kadarıyla Anadolu Latince yazıyor. Hıristiyanlığın doğuş yeri de Kapadokya. Büyük Basileios boşuna mı orada? Pagan Constantinus I. niçin burayı başkent yaptı; yazı, kitap, sahaf açısından önemli değil mi Uğur Bey?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-qxBgN6Q2iwI/TlFuvQG8xqI/AAAAAAAAGCM/JIjGydbLaFg/s1600/DSCN9133.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-qxBgN6Q2iwI/TlFuvQG8xqI/AAAAAAAAGCM/JIjGydbLaFg/s200/DSCN9133.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643413566128965282" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii yani Hıristiyanlığın varolduğu ve Roma sistemiyle temas kurduğu yer burası, Anadolu yani. Paganizmin büyük bir olasılıkla bunda çok büyük etkisi var diye düşünüyorum şundan dolayı: Batı Roma’nın baş şehri olan Roma’da o zaman bir geçiş dönemi var. Roma’nın hıristiyanlığa doğru geçişi, ya da hıristiyanlığın Roma’ya geçişi diye bir şey söz konusu ve Roma’da kurulmuş statüler var diye düşünüyorum. Orda belki çok güçlü pagan aileler, pagan oluşumlar var. Ve onlarla mücadele etmek yerine Constantin I. Hıristiyanlık üzerine inşa edilmiş bir idari yapıyı Roma’dan daha uzak bir yerde kurmayı tercih etmiş olabilir diye düşünüyorum ve bunu çok doğru görüyorum. Ayrıca, Constantinopolis, yani burası birçok açıdan coğrafi olarak Roma’dan çok daha olanaklı. İşte bir doğal limanı var Haliç gibi, zaten bu en son Yenikapı deniz kazılarından sonra şehrin tarihi milattan önce 8000’lere gitti, düşünebiliyor musunuz, Romalılardan önce.. korkunç bir şey. yani dünyada böyle bir şehir yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet işte üç imparatorluk geçirmiş böyle eşsiz bir başkentte kitaplar ve sahaflar oldu. Bir yazar olarak diyorum ki kitap arkeolojisi de olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın arkeolojisi olabilir tabii, sosyolojisi de olur, kitabın her şeyi olabilir. Bir olgu yani kitap her şeyden önce, onun kültür tarihi içinde bir yeri, tarihi var onun teknolojisi var onun sosyolojisi var insanın kitapla kurduğu ilişkilerin kategorileri var, biblioman diyoruz mesela, manyak diyoruz psikolojisi de var demek ki dolayısıyle, kitabın arkeolojisi niye olnasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Biblioman diyoruz mesela, manyak...’ Kitap hayranları için ya da kitap düşkünleri için ilginç şeyler söylendi mecnun, tanımı kullanıldı, kimileri de aynen böyle manyak diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte manyak, işte şey yani frenkçesi.. arapçası  mecnun..&lt;br /&gt;Arapçası, Türkçesi.. Türkçesi işte düşkünü.. tabii orda bir durum var, manik bir durum var, mecnun olmak manik durumla ilgili...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekle kadın arasında manik fark var mı Uğur Bey?&lt;br /&gt;Var! Erkekte daha çok manik. Biz şöyle trajik öykülerle de karşılaşmışızdır, ‘allah gecinden versin derler,’ adam ölür, birkaç gün içerisinde kitaplığı sahaflar çarşısına gazlanır giderdi. Ben bunlara çok şahit oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ölünce bu kesin olur, ya da olurdu değil mi? &lt;br /&gt;Şurdan başlayım, benim şimdi siyasalda okurken, hocam rahmetli Tarık Zafer Tunaya’ydı, çok önemli bir anayasa hukukçusudur biliyorsunuz. Derdi, işte.. çocuklar, kitabın üç tane büyük düşmanı vardır, bir tanesi su, bir tanesi ateş, öbürü de ondan sonra kadın derdi. Yani söz meclisten dışarı şimdi şurdan başlayım, orda kadınları da anlamaya çalışmak gerekli aslında. Yani haklılık anlamında söylemiyorum ama aslında orda..(kitabın çok dışına çıktık başka bir yere gittik.) insan işte yanlış insanların beraberlikleri.. fazla seçenek yok, o konuda hiçbir çaba harcamaksızın pat diye ya beşik kertmesi ya görücü usülü, ya geleneksel usullerle beraberlikle başka insanlar başka dünya kuruyorlar. Adam da kendine kitapla bir dünya kuruyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-6244398564337700882?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/6244398564337700882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/sozlu-bellek-diyorlar-agz-tad-anlatclar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6244398564337700882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6244398564337700882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/sozlu-bellek-diyorlar-agz-tad-anlatclar.html' title='Miltiyadis Nomidis, sahaflık tarihi derken, Constantin I.&apos;e, Roma İmparatorluğu ve İstanbul&apos;a sıra geldi. Uğur Bey söyleşisi 4. bölüm; 45. yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-ctjHDa77D9I/TlFg4QLSkPI/AAAAAAAAGB8/CYLEOxSqBeY/s72-c/DSCN9129.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3698321914545560304</id><published>2011-08-20T23:40:00.000-07:00</published><updated>2011-08-21T10:37:09.488-07:00</updated><title type='text'>Sahaflar Tarihi diyoruz! Tarih serüveni kesik bir yerden ötekine atlamaz.  Uğur Bey söyleşisi; 3. bölüm: 44.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-qJhbYShnxMU/TlCo5C994jI/AAAAAAAAGBc/peYki7EKu7c/s1600/DSCN9127.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-qJhbYShnxMU/TlCo5C994jI/AAAAAAAAGBc/peYki7EKu7c/s320/DSCN9127.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643196031098020402" /&gt;&lt;/a&gt;Beyoğlu sahaflar tarihine daha yakın bir yerdeyiz. Salt sahaflar da değil, Beyoğlu insan ve kültür tarihi de burada. Gerçekten de bir hazine üstündeyiz. Aralık, 2009’da başladığımız kitap sahaf Beyoğlu arkeolojik kazılarında bir bulgudan ötekine yürüye iz süre buraya geldik. Zincir halkaları diyorum, işte bu nokta da güçlendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gün önceki yayında kırk yıllık sahaf Uğur Güracar söyleşisinde hazinelerden, definelerden söz ettim. Kırk yıllık sahaf sözüne aşağıda açıklık vereceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talya Nomidis, 1984'te dükkanını gedikli müşteri ve müdavimlerinden Uğur Güracar'a devreder, bir belge. Bu belgede ‘gedikli müşteri ve müdavim’ sözcükleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne demektir? Tarih serüveni kesik bir yerden ötekine atlamaz. Bir şeyin içinde sürer oluşan öteki süreç. Bu bireylik de olur kitlesel de. Bireylik, öteki bir bireyin yaşamı içinde yoğrulur. Zincirin halkaları bireylik sarmalında iki, üç, beş vb. kez farklı yerlerden her iki bireyi de dokur. Dokur, dokumak eylemliği düpedüz. Kilim dokumak diyelim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-KT-HvDpgdpI/TlC1APR9-8I/AAAAAAAAGBk/H3udeQ-58tk/s1600/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 114px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-KT-HvDpgdpI/TlC1APR9-8I/AAAAAAAAGBk/H3udeQ-58tk/s200/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643209348801756098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güracar, farkına varmadan belki, Talya Hanım’ın öğrencisi olmuştur. 1984'te dükkanını müdavimlerinden Uğur Bey'e devreden Talya Hanım, o gün 29 yaşında olan Uğur Bey'in oraya her gelişinde ve belli bir süreç boyunca, bu genç adamın bireyliğini inceden inceye dokumuştur. Karşılıkllı bir oluşumdur bu, fakat güçlü olan ötekini etkiler. Böylece, eksik 'kırk yıllık sahaf' sözü doğrulanır. Sahaflar tarihi diyoruz. Yaşanan dönemi paylaşanlar arası rekabeti biliyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlar, ressamlar böyledir. Çağdaşlarını görmemek ve onları göstermemek bu ülkede bir gelenektir de. Bunu neden söylüyorum! Nomidis, Nomidis diyoruz da, onun nerede doğup yaşadığını, geride ne bıraktığını biliyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009’da başladığım kitap sahaf Beyoğlu arkeolojik kazısında, yoğun kazı yapan yorgun arkeologlar gibi ancak ve güç bela Nomidis dükkanına daha dün geldim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-QkLubeEjswA/TlC1UCZlCHI/AAAAAAAAGBs/u5xInoBBTZU/s1600/DSCN9122.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 141px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-QkLubeEjswA/TlC1UCZlCHI/AAAAAAAAGBs/u5xInoBBTZU/s200/DSCN9122.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643209688941398130" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talya Nomidis diyoruz, Uğur Bey diyoruz, bunların bireylik tarihleri ile oluşan sahaflık tarihimizi göremiyoruz. Bu olay Uğur Bey olayı değil, Beyoğlu sahaflık ve kültür tarihidir. Talya Hanım neden önemlidir? Babası olduğu için değil, Beyoğlu sahaflığının en güçlü halkası Miltiyadis Nomidis'in kültür varlığı olan sahaf dükkanını sırtlanmış ve bir bayrak yarışı gibi getirip yeni bir koşucuya bu bayrağı gururla ve onurla vermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle ise zincirin tümüne bakacağız. Arada zayıf halkalar, güçlü taşıyıcı halkalar var. Nomidis ailesi en güçlü halka. Uğur Bey bu en güçlü halkaya takılmış. Beyoğlu insan ve kültür tarihi burada ve bir hazine üstündeyiz,’ dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu vargımın adresi çıktı ortaya. Diyeceksiniz ki bundan ne çıkar, birkaç ayrı şey çıktığını bu kısa deneme ile gördük. Sahaflar tarihi, bireylik tarihi değil, Beyoğlu insan ve kültür tarihidir ve böyle olduğu için bireylerle yükselen bir hazinedir. Söyleşiyi izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 20 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-EE9LaMlY3jc/TlC16236gyI/AAAAAAAAGB0/pDQXjtd6cAs/s1600/DSCN9124.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 308px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-EE9LaMlY3jc/TlC16236gyI/AAAAAAAAGB0/pDQXjtd6cAs/s400/DSCN9124.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643210355862307618" /&gt;&lt;/a&gt;Uğur Bey, sahaflıkla ilgili bir alana geçersek, sahaf neyle ilgileniyor ya da sahaf nasıl oluyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaf eski kitapla ilgilenir, sahaf tabii Arapça bir kelime. Sahaf, sahifeden geliyor, malum. Kitap, yani.. kitap, sahifeler.. çünkü eskiden, kitaptan evvel sayfalar vardı, yapraklar vardı, bilmem.. formalar vardı. Filan falan.. papirüsler falan, böyle, ordan.. sahifeden gelen bir şey. Sahaf, sahifeleri toplayan filan bir adam belki bilemiyorum, o da olabilir. Yani bunlar somut bilgi değil, bir yerden aldığım. Ama düşünüyorum, neden kitap, çünkü kitap da Arapça, sahife de Arapça. Neden sahaf, çünkü sahaf, eski yeni ayırt etmeksizin kitapçının karşılığı uzun yıllar, yani yüzyıllarca daha doğrusu. Arapça kitapçı diye bir kavram yok, sahaf diye bir kavram var. Kitap satan insan sahaf, çünkü o zamanlar zaten matbaa diye bir şey de yok, el yazısı mel yazısı.. bu el yazısı olan şeyler sonuçta ya 200 sayfa ya birkaç forma vesaire vesaire... yani çok sahifeyle ilgili bir dönemden gelen, çok eski bir kavram, sahaf. Bugünkü anlamıyla eski kitapla uğraşan adam demek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahife, sahaf sözcüklerinden dil konusuna döneceğim. Bir önceki söyleşide ‘..belki yüzde doksanımız Roma, Bizans da değil, Roma.. ve Uğur adı Roma’dan gelen isim, Roma lisanında bir keşiş aslında,’ dedin. Roma’nın lisanı Latince değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latince, Latince. Roma lisanı tabii Latince. Bizim burda hayatımızın bir çok şeyi Latince ve biz bunun farkında değiliz. İsimlerimiz, otlarımızın ismi, hayvanlarımızın ismi.. o kadar çok şey var ki, Latince. Bu ülke böyle biz bu referanslarımıza doğru gitmeye kalktığımızda, önümüze tabii korkunç şeyler çıkıyor. İşte bu Türkistan sentezleri, malum hikayeler. Bu ülkede Türk de var Hıristiyan da var, her şey var. Zaten bu ülkenin özelliği ve güzelliği ve zenginliği burda. Fakat arkamızı döndüğümüz zaman, bu işin Roma’sına, çok şey kaybediyoruz, öyle böyle değil yani çok şey kaybediyoruz. Çünkü sonuçta bu topraklardaki Müslüman gelenek, 1071’den ya da 1000’li yıllardan itibaren diyelim,  öbür taraf milattan önce 3000’den başlıyor. Şimdi.. işin matematiği de böyle bir şey. &lt;br /&gt;Sürecek...&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3698321914545560304?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3698321914545560304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-sahaflar-tarihine-daha-yakn-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3698321914545560304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3698321914545560304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-sahaflar-tarihine-daha-yakn-bir.html' title='Sahaflar Tarihi diyoruz! Tarih serüveni kesik bir yerden ötekine atlamaz.  Uğur Bey söyleşisi; 3. bölüm: 44.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qJhbYShnxMU/TlCo5C994jI/AAAAAAAAGBc/peYki7EKu7c/s72-c/DSCN9127.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3419506588735280605</id><published>2011-08-19T07:16:00.000-07:00</published><updated>2011-08-21T01:38:58.094-07:00</updated><title type='text'>Beyoğlu sahaflar tarihine doğru gidiyoruz. Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi sahibi Uğur Güracar söyleşisi sürüyor;  43. yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-sOnMDwu3Aqs/Tk5xMojbdbI/AAAAAAAAGA8/tYi_YRBAfMU/s1600/DSCN9130.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-sOnMDwu3Aqs/Tk5xMojbdbI/AAAAAAAAGA8/tYi_YRBAfMU/s320/DSCN9130.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642571845000197554" /&gt;&lt;/a&gt;Miltiyadis Nomidis'e en yakın yerdeyiz. Hani sanki bir hazine var da, bir aletle yerden ses dinliyor, elektro manyetik ölçümle arazi keşfi yapıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defineciler modernize olmuşlar, toprağın ruhunu bile elekten alıyorlar. Hazineler gittiğine göre geride ne kaldı? Kitaplar... Kırk yıllık sahaf Uğur Güracar söyleşisi belli bir kıvamda devam ediyor. Miltiyadis Nomidis ile tanışmamış, fakat onun kızı Talya ile tatlı anıları var Uğur Bey'in. Ben inanıyorum, bir gün Nomidis ailesi ve Beyoğlu sahaflık sanatı diye bir konferans olacaksa, Uğur Bey sahneyi dolduracak. Şimdiden alkışla onu buradaki blog sahnesine alıyorum. Nomidis ailesi kaç yıldır bekliyor, biraz daha beklesin bu satırların yazarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Bey'i biraz daha tanıyalım. Geçende yayımlanan söyleşide tuhaf bir soru, barikatları aşarak Uğur Bey'e sokuldu. Ben de durduramadım bu tuhaf soruyu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Günümüzde Türkiye’de sahaf var mı Uğur Bey?’ Bir kahkaha tufanı ile: ‘Günümüzde sahaf! Bendeniz, işte sahafım. Hasbelkader sahafım yani..işte' dedi Uğur Bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karşılaşmadaki içtenlikli hava, söyleşiyi kitapların da hoşnut kalacağı bir yere alıp götürdü. Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi sahibi Uğur Bey söyleşisini izliyoruz. Efsaneler zincirinin yaşandığı bir yerdeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 19 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-JL94c6i4Y7s/Tk54WHCUezI/AAAAAAAAGBM/O7a94quBkdg/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN9125.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 269px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-JL94c6i4Y7s/Tk54WHCUezI/AAAAAAAAGBM/O7a94quBkdg/s400/Copy%2Bof%2BDSCN9125.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5642579704383044402" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap nasıl algılanmalı, nasıl tanımlayalım Uğur Bey? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, şimdi, çok yönlü bir obje bir olgu. Yani bunun o kadar çok yönü var ki, mesela kitap para eder, para etmesi yönünden onu satacak tüccarı ilgilendirir. Kitap eğlencelidir, renklidir, göz alıcıdır, insanın görselliğini tatmin edebilir. Adam fetişisttir, kitapla öyle bir ilişki mesela kurabilir. Fetişist derken salt cinsellik bağlamında bahsettmiyorum, ayrıca, bu.. kitabın cildi bir fetiştir, kitabın hurufatı bir fetiş olabilir, kitabın macerası da ayrı bir fetiş olabilir, kitabın ortaya çıkması... Örneğin şimdi siz bir edebiyatçı olarak... belki sizin ilk kitabınızın ortaya çıkması... yani, mesela fetiş niteliği var. Yani, Tekin Sönmez’i Tekin Sönmez yapan şeydir o. Dolayısıyla böyle ilk baskılar dediğimiz, böyle bir alem vardır mesela, o bambaşka bir şeydir. O arkasında öyküsüyle beraber gelen bir kitap dünyasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Hasbelkader sahafım!'. Uğur Bey sahaflıktan pişman mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoo, asla pişman değilim. Asla pişman değilim. İstediğim bir şeyi yapıyorum, mecbur kaldığım için yapmıyorum. Ben aşağı yukarı otuz seneden beri bu işi yapıyorum. Usta çırak ilişkisi dolayısıyla tebaruz ettiğim bir işi de yapmıyorum. İşte, hem mühendislik okuudum, hem siyasal bilgiler okudum, ama ne bir dakika mühendislik yaptım, ne bir dakika kaymakamlık yaptım, ya da işte mal müdürlüğü yaptım...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitaplar belki ikisini de aşıyor ve zorluyor Uğur Bey’i...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, yani bu ülkede bu işi yapmak gerçekten zor. Rahmetli Çelik Gülersoy’un böyle çok karamsar saptamaları vardı bu ülkeyle iligli, burası bir kültür çölü filan derdi. Ben hatta bir gün kendi yaptığım işle iligli olarak Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorum demiştim, o da körler mahallesinde ayna satmak daha doğru, dedi ki böyle matrak da bir adamdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çölleşme düşüncesi! Neden? Roma, arkasından Bizans. Osmanlı, üç imparatorluk burası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an, şimdi siz o kadar doğru ve gerçek bir şeyden bahsediyorsunuz ki, Roma diyorsunuz. Bence belki yüzde doksanımız Roma, Bizans da değil, Roma. Benim adım Roma ismi biliyorsunuz Uğur adı Roma’dan gelen isim Augur’dan gelir mesela. İşte kahindir, olumlu şeylerin haberini veren kahin kuşudur. Ordan Fransızcaya geçmiştir, İtalyancaya, Almancaya geçmiştir. Augur, Roma lisanında bir keşiş aslında...&lt;br /&gt;Sürecek...&lt;br /&gt;Söyleşi: 12 Ağustos 2011, İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3419506588735280605?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3419506588735280605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-sahaflar-tarihine-dogru.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3419506588735280605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3419506588735280605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-sahaflar-tarihine-dogru.html' title='Beyoğlu sahaflar tarihine doğru gidiyoruz. Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi sahibi Uğur Güracar söyleşisi sürüyor;  43. yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-sOnMDwu3Aqs/Tk5xMojbdbI/AAAAAAAAGA8/tYi_YRBAfMU/s72-c/DSCN9130.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1758395951442288970</id><published>2011-08-16T23:38:00.000-07:00</published><updated>2011-09-13T21:15:13.504-07:00</updated><title type='text'>Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi, söylenceler zincirinin yaşandığı yer. Uğur Güracar söyleşisi; 42.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-mj6ER8K0SHk/Tkti1uF8gbI/AAAAAAAAGAc/ncIu7kM2LcU/s1600/DSCN9118.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mj6ER8K0SHk/Tkti1uF8gbI/AAAAAAAAGAc/ncIu7kM2LcU/s320/DSCN9118.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641711633257234866" /&gt;&lt;/a&gt;Söyleşiye yalın bir dille dosdoğru açıktan girdim: ‘Günümüzde Türkiye’de sahaf var mı Uğur Bey,’ dedim. Çevreye baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kahkaha tufanı ile: ‘Günümüzde sahaf! &lt;br /&gt;Tekin Bey, bendeniz, işte sahafım. Hasbelkader sahafım yani..işte' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkirciksiz içtenlikle gelen bir sesti bu. Doğaçtan bir ses bu kez benim içimde coştu tutamadım kendimi, dedim ki: 'Peki mutlu musun yani, mutlu musun Uğur Bey?' Kitap neden mutsuz etsin insanları, diye hızla düşündüğüm sırada o yanıt verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben mutluyum! Mutluyum, şöyle, ben istediğim bir şeyi yapıyorum. Romantik bir şey yani benim için. Bunu yapmak zorunda olmadım. Belki şu an yapmak zorundayım ama, çünkü misyon gibi de sırtıma yüklendi, vesaire.. bir de artık bu yaştan sonra başka bir şey yapabilme şansım olmadığı gibi.. böyle bir şansı da zorlamak istemem.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarla olan söylenceleri pek çok yerde dinledim. Her söylence bir kitap adı ile açılır, bir kitap sayfasının kapanışı gibi yarı açık durur. İnsanlar kitaplara, kitaplar da insanlara benzer, sözünden sonra bunu böyle algılar oldum. Neden insanlar kitaplara benzer? Bence de asıl soru budur! Söylence insan, söylence kitap olur ve bir sahafın en yakın yaşam alanında gelir durur. Başka yeri yoktur kitabın. Evsiz, yurtsuz ocaksız kaldığında o kitap bir sahaf yaşamına sığınır.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ShW6kA1lIfw/Tktr2924pMI/AAAAAAAAGAk/pRm5OSA_ryQ/s1600/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 230px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ShW6kA1lIfw/Tktr2924pMI/AAAAAAAAGAk/pRm5OSA_ryQ/s400/Copy%2B%25283%2529%2Bof%2BDSCN9115.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641721550273553602" /&gt;&lt;/a&gt;Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi de böyle bir kitap sığınma yurdudur. Şöyle ki, yüz yıla bile sığmayan taşan bir efsane ocağıdır da burası. Miltiyadis Nomidis öncesine dayanır efsaneler ve yaşadığı dönemde onun çok tanınmış bir Bizantolog olduğu da bilinir. Librairie de Pera’yı 1984 yılına kadar Talya Nomidis yönetir ve gedikli müşteri ve müdavimlerinden Uğur Güracar'a o yıl kitabevini devreder. Efsaneler zincirinin yaşandığı bir yer. Söyleşiyi izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 16 Ağustos 2011, Pera, Beyoğlu&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-OhuqZBRX0yM/TktyiUP8acI/AAAAAAAAGA0/eoUR2lzO6NM/s1600/DSCN9125.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-OhuqZBRX0yM/TktyiUP8acI/AAAAAAAAGA0/eoUR2lzO6NM/s400/DSCN9125.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5641728892088379842" /&gt;&lt;/a&gt;Uğur Bey ailede ne var, anne, baba.. sahaflık var mı, arkaik bir İstanbul var mı ailede?&lt;br /&gt;Anne tarafım evet, birkaç yüzyıldır İstanbullu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya kitap? Kitaplı bir ortam var mıydı, çocuklukta? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okunurdu yani, şöyle bir şey var mesela. Annem beni uyutmak için, benim okuma yazma bilmediğim çağımda İnce Memed’i okumuştur bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı ortamlara doğanlar için farklı yollar belirir de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii tabii, kitap şu! Nermi Uygur, biliyorsunuz felsefeci, onun çok güzel bir tabiri vardır, kitap tek kişilik bir yangındır, der. Hakkaten kitabın böyle bir özelliği var, yakar insanı.. böyle tutuşturur. Kitabın yakıcı, tutuşturucu özelliğinden ben de nasibimi aldım. Evet, iki defa okudum, iki farklı formasyon aldım. İki farklı diplomam var, fakat ikisini de yapmadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl oldu, neden oldu diye sorulmaz, özel nedeni vardır! Şöyle bakalım, kitapların içinde bir dünya mı doğum yeri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapların içine doğdum şöyle sayılabilir, çünkü evimde hep  kitap vardı. Yani evimde babam kitap okurdu, annem kitap okurdu, yani kitabı olan bir evdi. Kitabı, hayvanı olan bir ailede büyüdüm, büyük bir ailede büyüdüm. İşte, bir memur ailesi, orta halli.. Kitap hep vardı yani.. Kitap vardı, evet, kitabın, sözün olduğu bir hayatın içinde oldum. Tekin Bey, gerek o içine doğmuş olduğum ortam, gerekse esas olarak sonraki maceram, yani işte tahsilim, vesaire vesaire.. öyle kitaplarla içiçe geçen bir dönemdi.&lt;br /&gt;Sürecek...&lt;br /&gt;Söyleşi, 12 Ağustos 2011 İstanbul, Beyoğlu&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1758395951442288970?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1758395951442288970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/librairie-de-pera-adl-sahaf-kitabevi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1758395951442288970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1758395951442288970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/librairie-de-pera-adl-sahaf-kitabevi.html' title='Librairie de Pera adlı sahaf kitabevi, söylenceler zincirinin yaşandığı yer. Uğur Güracar söyleşisi; 42.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-mj6ER8K0SHk/Tkti1uF8gbI/AAAAAAAAGAc/ncIu7kM2LcU/s72-c/DSCN9118.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8288456331855347448</id><published>2011-08-11T12:35:00.000-07:00</published><updated>2011-08-11T14:01:28.429-07:00</updated><title type='text'>'Kitap denince nasıl bir imge oluşuyor, ne duyumsuyorsun,' diyorum. 'Kitap benim için.. damarımdaki kanım,' diyor. Lokman Kaya söyleşisi; 41.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-fKvaMnRTIIQ/TkQvoVzs6_I/AAAAAAAAF_k/0wPmFPpwjfE/s1600/DSCN9082.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-fKvaMnRTIIQ/TkQvoVzs6_I/AAAAAAAAF_k/0wPmFPpwjfE/s320/DSCN9082.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639685003469974514" /&gt;&lt;/a&gt;Aslıhan pasajı salt bir kent tarihi için bellek değil. Aslıhan bir ülke tarihi için bellek olma hedefini sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzakta değil. Hemen Galatasaray Lisesi ile oluşan dört yola en yakın bir yanı ile. Öteki bir yanı ile 'Çiçek Pasajı''na sır gibi sınırdaş. Sınırdaş yerine sırdaş dersem karşı çıkan olur mu? Karşı çapraz köşede İngiltere Büyük Elçiliği eski giriş kapısına yakın bir yer. Sanırım orayı bulmak çok zor olmayacak. Burası neden önemli? Bellek hazinesi var burada da ondan! Bellek hazinesi de olur mu demeyin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün biraz daha artan kitaplar, bellek kutuları olarak meraklılarına sunuluyor burada. Eski sözcük ‘hafıza’ yerine bellek odası, bellek kutusu, ya da bellek, sözcüğü yaygınlaştı. Aslıhan bir hafıza odası değil, kayıt altına alınmış, basımı yapılmış bilgiler toplamı için bellek olmaktadır bu ülkeye. Bellek yerine şöyle ki define, ya da hazine diyebiliriz Aslıhan için. Fakat bu kez, defineciler farklı bir algı ile yola çıkar ve Aslıhan, farklı bir çalışma alanı olur. En iyisi yine kitapçılar, sahaflar çarşısı olarak anımsayalım burayı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-A_cNdJzNFrA/TkQ2DegTlcI/AAAAAAAAF_s/ccFdmuuZ9mU/s1600/DSCN9071.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 94px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-A_cNdJzNFrA/TkQ2DegTlcI/AAAAAAAAF_s/ccFdmuuZ9mU/s200/DSCN9071.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639692066730776002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada çalışanlar, gönül koymuşlar bu işe, seve seve yola çıkmışlar. Kitap/insan diyorum onlara. Bu gönüllülerden Lokman Kaya konuk bugün. Mustafa Güzelgöz’ü idol olarak kabul etmiş. 'Ürgüp bölgesinde eşekli kütüphanecilik yapmıştı,' diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Onu bir gazetede okumuştum ve çok etkilenmiştim. O gazete parçası hiç aklımdan çıkmadı. 2007’de bir otobüs aldım, kredi çektim, içinin koltuklarını söktüm, katlı raf yaptım, kitap doldurdum. Ege Marmara, Dersim’e kadar gidip 7000 kitabı ücretsiz dağıtıp geldim.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kitap denince nasıl bir imge oluşuyor, ne duyumsuyorsun,' diyorum. 'Kitap benim için.. damarımdaki kanım,' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl! Şaşırdınız mı? Öyle kitap ortamına da doğmamış. Malatya, Arapkir, Eymir köyü doğumlu. Söyleşiyi izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 11 Ağustos 2011, Beyoğlu, İstanbul&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-x41iKerJsho/TkQ57wwQf3I/AAAAAAAAF_0/wx_IPHdJcbE/s1600/DSCN9080.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-x41iKerJsho/TkQ57wwQf3I/AAAAAAAAF_0/wx_IPHdJcbE/s400/DSCN9080.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639696332237078386" /&gt;&lt;/a&gt;Lokman Bey, çocukluk.. çevre, kimler vardı, baba ,anne, kitaplar.. nasıl  bağlandın kitaba? Kitap mı seni çekti?&lt;br /&gt;Kitap beni çekti, ilkokul üçte başladı kitap tutkum aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi kitap seni  çekti, nasıl bir kitaptı bu?&lt;br /&gt;Malatya’da Cumhuriyte İlkokulu üçüncü sınıfta Türkçe hocamız Sevgi Peker  bana Sefilleri’i vermişti. Evet, ve çok iyi okuyordum, o zaten beni bağladı, peşinden işte buradayım. Sonrası işte, peşinden neyi okumuştum, Ana’yı okudum dördüncü sınıftı sanırım. Peşinden Bitmeyen Kavga’yı okudum ve Halkevlerine gidip gelmeye başladım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman Bey, amca dayı, ailede kitap merakı var mı? &lt;br /&gt;Yok, bir tek bende var. Yok! Benim köyümde, Malatya Arapkir Eymir köyü bir tek bende var, diyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damarımdaki kan oluyor, dedin, Lokman Bey!&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-F9F7HcCBiTU/TkQ8QqMPD6I/AAAAAAAAF_8/nxduevhPQI0/s1600/DSCN9074.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-F9F7HcCBiTU/TkQ8QqMPD6I/AAAAAAAAF_8/nxduevhPQI0/s200/DSCN9074.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639698890275884962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet! Onsuz yaşam olmaz diyorum. Bu büyülü dünyaya girmeyen yaşamıyor, diyorum. Kitapların büyülü dünyasına girmeyen yaşamıyor demektir benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni çok etkileyen yazarlardan adlar anımsıyor musun?&lt;br /&gt;Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Orhan Kemal, onlar benim için idol oldular. Tabii ki, yabancı yazarlardan Gorki, Hemingway, Balzak, Boris Peternak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşayan sahaflardan idol olan üç isim verir misin?&lt;br /&gt;Halil hocam vardır, Turkuaz sahaf vardır, yukarıda Cihan abimiz vardır. Nadir sahaf vardır, iyi insanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci el kitapların kaderiyle ilgili şeyler işitiyoruz, nerden geliyor bu kitaplar, nasıl oluyor?&lt;br /&gt;İşte mesela haber veriyor, eşi geliyor diyor ki, 'kitaplardan kurtulmak istiyorum' ya da çocukları geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşi.. kocası ölünce başlayan öykü değil mi?&lt;br /&gt;Evet, evet. Yani çok kötü oluyor aslında anlatması da kötü ama... işte bir yıl önce yaşlı bir teyzem geldi, ve dedi ki evlat kitaplar var, alır mısın? Eve girdim, çok güzel kitaplar, dedim ne istiyorsunuz? Dedi aman, al git, hiçbir şey istemem! Teyzeciğim çok değerli bunlar! Yok, yok, dedi, bu çöplerden kurtulayım, para istemiyorum dedi. Üzülerek aldım getirdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap hastalığı diye bir şey söylüyorlar. Var mı böyle bir şey?&lt;br /&gt;Şöyle bakıyorum ben ona, kitap tutkusu başladığında bir daha ayrılamıyorsun. Geriye dönüş yok. Yok yok yok. o tozu yuttuğunda, geriye dönüşü yok.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-SESTD_lB1U4/TkQ9a9d0KII/AAAAAAAAGAE/AS32uQwunFM/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN9057.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-SESTD_lB1U4/TkQ9a9d0KII/AAAAAAAAGAE/AS32uQwunFM/s200/Copy%2Bof%2BDSCN9057.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639700166760212610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lokman Bey çeşitli adlar veriliyor bunun adını koyalım mı? Tutku.. aşk düzeyinde mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aşktan daha farklı, bu çok daha özel bir şey yani. Kitapla kurulan bağ kopmaz yani, koparsa zaten o bağı kuran kişinin yaşamıyor olması gerekiyor. Evet, yani o kadar net, yani ben diyorum, benim kanım, kitaplar, diyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüsü kitap doldurdum, dedin. İkinci el kitaplar değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci el ama kredi çektik şimdi toparlamaya çalışıyoruz, otobüsümüz duruyor. Mustafa Güzelgöz, neden o gün eşekle yapmış da biz bugün bunu arabayla yapmıyoruz dedim. Ve çok da güzel oldu, çok da memnunum. Şu an param olsa Tekin Bey, bir trilyon gene yatırır gene giderim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağıttığın hangi kitap ne olursa olsun mu?&lt;br /&gt;Dağıttığım kitaplar beni hep mutlu etmiştir. Hiç farketmez, yeter ki o çocukların gözündeki ışıltıyı yakalamak.. yeterli...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-9sW_Fw6_tmM/TkRDByAdXtI/AAAAAAAAGAU/KLnTnOJmMg4/s1600/DSCN9059.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 341px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-9sW_Fw6_tmM/TkRDByAdXtI/AAAAAAAAGAU/KLnTnOJmMg4/s400/DSCN9059.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639706331257331410" /&gt;&lt;/a&gt;Söyleşi; Lokman Kaya / Tekin SonMez, Temmuz 2011, Galatasaray İst.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8288456331855347448?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8288456331855347448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8288456331855347448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8288456331855347448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/blog-post.html' title='&apos;Kitap denince nasıl bir imge oluşuyor, ne duyumsuyorsun,&apos; diyorum. &apos;Kitap benim için.. damarımdaki kanım,&apos; diyor. Lokman Kaya söyleşisi; 41.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fKvaMnRTIIQ/TkQvoVzs6_I/AAAAAAAAF_k/0wPmFPpwjfE/s72-c/DSCN9082.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-7091440988381526330</id><published>2011-08-10T00:27:00.000-07:00</published><updated>2011-08-10T07:28:55.944-07:00</updated><title type='text'>Sahaflık tutkudan ve bu işi sevmekten geçiyor, diyen ve kitap insanı olanlardan birisi, Ümit Nar söyleşisi: 40.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-jGsoU0Mi5iM/TkIzeO5qLhI/AAAAAAAAF-k/lBaVir7AU3Q/s1600/DSCN9105.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-jGsoU0Mi5iM/TkIzeO5qLhI/AAAAAAAAF-k/lBaVir7AU3Q/s200/DSCN9105.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639126277910310418" /&gt;&lt;/a&gt;İnsanlar değiştikçe kitaplar değişir, kitaplar değiştikçe insanlar, diyerek, ‘kitap sahaf’ diyerek bir yerden duvarı örmeye başladık ve buraya geldik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir envanter dökümü de ister. Ne yaptık? İlk söyleşiyi yirmi ay önce yaptık. Simurg kurucusu İbrahim Bey ile başlayan ve Halil Bey’i de içine alan ilk söyleşi dalgası Aralık 2009.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emin Nedret İşli, Püzant Akbaş söyleşileri , İkinci evre, 23 Haziran, 31 Temmuz 2010 günlerine tarihleniyor. Salt söyleşiler için, iki yıla yakın bir süre geçti aradan. Bu çalışmanın öteki ögeleri, öykü, deneme kısaca zihinsel önhazırlık evresi, nesnel bir örnekse 'Elyazmaları' gibi yazınsal metinlerle otuz yıl önceye uzanıyor. Blog olarak ilk yayın tarihimiz ise 04 Nisan 2010. Geriye dönüp bakınca, bir birikimin, bir yapının ortaya çıktığını, olgunlaştığını görüyorum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s400/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586923614072475538" /&gt;&lt;/a&gt;Bu olgunluğu bir yapıt, daha nesnel elle tutulur bir kitap boyutunda paylaşmaya sıra geldi. Bugün yine bir söyleşi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;Beyoğlu, Galatasaray'da bir pasaj var. Aslıhan adı. Kendi yolunun yolcuları olan kitapları ağırlayan bir yer. Ali Bağcı'nın söylediği gibi, sahaflık mesleği için olmazsa olmaz, 'sevgi ehliyeti' mekanı  bir yer. Kitap hoyratlıktan, kaba davranıştan hoşlanmaz. Edebiyat sessizliği sever, içe yerleşmesi için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnceliktir sahafın işi. 'Sevgi ehliyeti' ile yola çıkan, kitap insanı olanlardan birisi daha, 22 Mart 2010 da yayınladığım ilk söyleşisinden sonra, Ümit Nar bugün yine burada. İzleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 10 Ağustos 2011, Beyoğlu, İstanbul&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-TG8VR7kT8hQ/TkI_BKUJypI/AAAAAAAAF_M/oDUql1CZKFM/s1600/DSCN9106%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 209px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-TG8VR7kT8hQ/TkI_BKUJypI/AAAAAAAAF_M/oDUql1CZKFM/s400/DSCN9106%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639138972602583698" /&gt;&lt;/a&gt;Ümit Bey, üç tane yaşayan sahaf, anımsayabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi bizim Vahan Ustamız, Artık yapmıyor, doksanına yaklaştı. Açık kitapçı diye geçerdi eskiden Moda civarında, Galatasaray Lisesi’nin şimdi kafe olan yan tarafında yapardı. Kapalı yerlerde duramayan Vahan Usta, Nedret Abi, Püzant abi var, bir de Lütfü abi Kadıköy’de Sakallı Lütfü derler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Bey, kitap tutku mudur? Bunu nasıl açıklayabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-jMM6LF69Gck/TkI8taVsAhI/AAAAAAAAF-0/yz0kAvkOp3U/s1600/DSCN9112.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 129px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-jMM6LF69Gck/TkI8taVsAhI/AAAAAAAAF-0/yz0kAvkOp3U/s200/DSCN9112.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639136434283348498" /&gt;&lt;/a&gt;Burdaki iş aslen bir tutku işi. Yani sahaflık ya da buna niyetlenen insanların işi aslen tutku işi. Bunu çok severek ve isteyerek yapmak zorundasınız, bunu başka türlü zaten yapamazsınız. Para getiren, kazandıran vesaire yapan değil, gündeliğinizi döndürebildiğiniz bir yer burası, dolayısıyla bunun için bu işi yapabilmenizi, sizi motive edecek başka parametreler lazım, bu da tutkudan ve bu işi sevmekten geçiyor. Dolayısıyla ben kimi zaman arkadaşlarımla bir yerde otururken, yaa bir yerde kitap var dediklerinde muhabbeti sohbeti bırakıp kitaplara bakmaya gittiğimi biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçtenlikle merak ediyorum, bu bir misyon mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-INZrDuAA-m4/TkI9Nl-h5hI/AAAAAAAAF-8/F7GCYwGp85g/s1600/DSCN9113.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-INZrDuAA-m4/TkI9Nl-h5hI/AAAAAAAAF-8/F7GCYwGp85g/s200/DSCN9113.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639136987163256338" /&gt;&lt;/a&gt;Çoğumuz gönüllü olarak bulunuyoruz. Bu iş, çünkü sizler de bilirsiniz, parasal kaygılarla yapılmaz. Parasal kaygılarla yapılırsa Mahmutpaşa’daki esnaftan farkı kalmaz, dolayısıyla burda bir lokma bir hırka gibi değil belki, ama gündeliğini kazanıp buna eyvallah diyen insanlar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Bey çocukluk.. kaç çocuklu ailede doğdun. Kitapların içine doğmak gibi bir durum oldu mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuklu bir işçi ailesinde, Eskişehir’de 1973 senesinde doğdum. Babam Devlet Demir yollarında işçiydi. Annem ev kadınıydı ilkokul mezunu insanlar, öyle bir ailede büyüdüm ama.. şöyle, anne baba belki olmuyor belki ama bu bir çocukluk ilgisi belki bir.. şöyle bir avantajım vardı benim, ailedeki diğer bireyler okumayı seviyorlardı. Mesela benim teyzem, her iki teyzem mesela, onların bana çok katkısı oldu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Teyzeler aracılığı ile kitap dokundu diyorsun, ya ilk kitap?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-ohO6Rc122JA/TkI9t12Nh3I/AAAAAAAAF_E/RVQ0QV4ZxG8/s1600/DSCN9105.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 133px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-ohO6Rc122JA/TkI9t12Nh3I/AAAAAAAAF_E/RVQ0QV4ZxG8/s200/DSCN9105.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639137541179148146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yoo çok daha öncesi ben.. ilk kitabımı anımsamıyorum şimdi ama çok iyi hatırlıyorum, benim kız kardeşim çok huysuz bir çocukluk geçirirdi, çok hasta olurdu, annem babam onu hastaneye götürdükten sonra benim gönlümü almak için eve kitapla gelirlerdi. Ben daha okula gitmiyordum ama beş altı yaşlarında okuma yazmayı zaten biliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap beş altı yaşlarında hayatına katılan, ne tür kitaplar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii yani.. beş altı yaşlarında işte o vesileyle ve işte küçük çizgi romanlarla, renkli kitaplar.. ilk başında Kitap Bank diye bir yer vardı, hatta sloganını unutmuyorum, ‘al götür, oku getir,’ yazardı kapısında. Eskişehir, Bağlar mahallesinde. Biz oraya giderdik, harçlığımızı verirdik kitap kiralardık, bir kitap için mesela beş lira verirdik, o Tommiks Teksas’lara.. Sonra kitabı okuyup geri götürdüğümüz zaman yarısını geri alırdık. Onlar etken oldu, teyzelerim etken oldu. Yani ben ilkokuldan itibaren okumayı çok seven bir çocuktum, hatta şöyle küçük bir şey anlatılır bizim ailede, ben bir gün küçük tüp almaya gitmişim, geç kalmışım, annem merak etmiş dışarı çıkmış, komşu, ‘nereye gidiyorsun,’ demiş. Ümit’i aramaya gidiyorum, demiş. O tüpün üstüne oturmuş, elinde eski bir gazete parçası okuyor, demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken gelen bir virüs Ümit Bey, nasıl oldu söyler misin?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-3GlnuWUXd0A/TkJFK7OEXQI/AAAAAAAAF_U/hEf5plsMtiI/s1600/DSCN9108%2B-%2BCopy.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 123px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-3GlnuWUXd0A/TkJFK7OEXQI/AAAAAAAAF_U/hEf5plsMtiI/s320/DSCN9108%2B-%2BCopy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639145737418988802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne bulduysam okuyordum, Tekin Bey, öyle aç halim vardı herhalde. Bir de çok önemserim, benim teyzem Gırgır Dergisi okurdu. Hani dışarıya giden değil de, o da okurdu da, bu teyzemin sayesinde ben hem mizah dergisi kültürü, hem de o düzenli olarak her hafta Pazar günü o dergi alınırdı, düzenli olarak okunacak birşey alma alışkanlığı edindim. İki teyzemin okuma anlamında çok büyük emeği vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflıkta sır, giz var mı ve nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii çok önemli şeyler var bilgiye hakim olmak gerekiyor, herhangi bir yere kitap almaya gittiğinizde, insanların ihtiyaç duyabileceği kitapları iyi süzüp seçmeniz gerekiyor. Bir de şu önemli, bu işlerde teknoloji  girdi işin içerisine vesaire, işte merkezi yerlerdeki büyük kitabevlerine gittiğiniz size yardımcı olmaya çalışan insanlar, onları kınamıyorum gerçi, o insanlar sorduğunuz kitabı bilgisayardan bakıp, tık tık yazıp raflarında olup olmadığını söyler, sahaflık, öyle işlemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflık tanımını biraz daraltabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-fPGDal1rQXM/TkKK8VAJ_QI/AAAAAAAAF_c/-vi1QfnzJ0w/s1600/DSCN9103.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fPGDal1rQXM/TkKK8VAJ_QI/AAAAAAAAF_c/-vi1QfnzJ0w/s200/DSCN9103.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5639222452455865602" /&gt;&lt;/a&gt;Elbette, şöyle söyleyim, bu bir gelenek, tarihe kayıt düşme hadisesi içerisinde meraklı insanların çalıştığı bir alan sahaflık. Biz, ana akım kitaplar dışında, çok popüler kitaplar dışında, diğer kitaplara ulaşmaya çalışan insanlarız, bunlara ulaşmayı, isteyen insanlara araclık vazifesi yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Nar’ı bir kitap çılgını olarak adlandıralım mı? &lt;br /&gt;Yok henüz değil Tekin Bey! O tarafa doğru gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi Ümit Nar / Tekin SonMez, Temmuz 2011 Galatasaray, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-7091440988381526330?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/7091440988381526330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/bir-yerden-basladk-ve-buraya-geldik.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7091440988381526330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7091440988381526330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/bir-yerden-basladk-ve-buraya-geldik.html' title='Sahaflık tutkudan ve bu işi sevmekten geçiyor, diyen ve kitap insanı olanlardan birisi, Ümit Nar söyleşisi: 40.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jGsoU0Mi5iM/TkIzeO5qLhI/AAAAAAAAF-k/lBaVir7AU3Q/s72-c/DSCN9105.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-337026959374965376</id><published>2011-08-09T07:33:00.000-07:00</published><updated>2011-08-11T12:18:28.418-07:00</updated><title type='text'>Sahaflık Tarihi yol alıyor. 'Daha derin bir algıyla sahaflık dile getirilebilir, bizler yetişiyoruz sahaf olacağız' diyen Ali Bağı söyleşisi: 39.yayın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-ttlHUmq7KuA/TkFGGBG8owI/AAAAAAAAF9c/pc5nfyNzxM0/s1600/DSCN9093.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 202px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-ttlHUmq7KuA/TkFGGBG8owI/AAAAAAAAF9c/pc5nfyNzxM0/s320/DSCN9093.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638865277635306242" /&gt;&lt;/a&gt;Beyoğlu, Galatasaray'da bir pasaj var. Aslıhan adı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi yolunun yolcuları olan kitapları ağırlayan bir yer. &lt;br /&gt;'Sevgi ehliyeti' ile var olan; varoluşanlar'ın yurdu bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası kitap, sahaf ya da ikinci el kitapların barınağı bir yer. Kitap sahaf, ya da sahaf kitap ünlemi yaparak yola çıktık ve bugün işte yine buradayız. Kurtarıcısını bekleyen kitaplar raflarda, sergilerde. Hemen birisine dalıyorum. Bir kitap var.&lt;br /&gt;Onun peşindeyim. Ali Bağı'nın tam köşeye bakan işyerine geldim. Kitabı sordum. Ayak üstü söz akıp gidiyordu. Ali Bey, yumuşak bir ses tonu ile yanıt veriyordu. Ne zaman ordan geçsem hep öyle kendisini tartarak, sesini yoklayarak görünür. Kitaplara da böyle ölçülü davrandığını seziyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap insanıdır o da. Kitap hoyratlıktan, kaba saba davranıştan  hoşlanmaz. İnceliktir kitabın işi. Yine böyle oldu. Ali Bey eski dönemlerden kalmış bir veli gibi doğruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman söylediğim konu şudur. Edebiyat sessizliği sever. Ses tonu pürüzlü olmasın öykü, roman sesli okunacaksa,derim. İşin bir yanında bu var. Ona da sordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyatın insana kazandırdığı nedir? Bir sıralama yapmadan, ilk ağzına gelen tümce ne ise o, merak ediyorum? Neden bu işi yapıyorsun Ali Bey, dedim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işi yapmamın en büyük sebeplerinden bir tanesi de, kitap okuyan insan, en başta ses tonunu terbiye eder, harala gürele giren olmaz dükkanımıza. Daha yumuşatılmış, daha naif bir dünyadır aslında, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Bağı, 1972 Van doğumlu, fakat Konya'da büyümüş. Yedi kardeşli bir ailenin çocuğu. Kitapların içine doğanlardan değil. Fakat kitap olmadan yaşayamayacak olanlardan birisi de o. Sayısı azalan kitap dostu. Ayak üstü hatır sormak ve bir kitap  bakmak derken, aşağıdaki tümceler ortaya çıktı. Oraya girdiğimde böyle bir tasarım, ön hazırlık yoktu. Yaşayan gazetecilik böyledir. Söyleşiyi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 9 Apustos 2011, Pera, İstanbul&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-Gq_VSfKJ4Mc/TkGQXTWndVI/AAAAAAAAF-c/Pp55AQBvvNM/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN9100.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 329px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Gq_VSfKJ4Mc/TkGQXTWndVI/AAAAAAAAF-c/Pp55AQBvvNM/s400/Copy%2Bof%2BDSCN9100.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638946938451096914" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap! Ali Bey yeğin bir tanımlama olsun,  nasıl olsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, tanrının insanı yarattıktan sonra insanın kendini yarattığı kültürel boyutta yaşıyorsak, kitap işte bu kültürün bir diğerine sunulmak üzere süzüle süzüle varolduğu biçimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendini yarattığı boyut, dedin. Hayal dünyası mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani.. tahammül edilebilir bir dünya var veya yok, ama tahayyül edilebilir bir dünyanın habercileridir kitaplar. Ben bunu böyle ifade edebilirim. Dolayısıyle daha estetize edilmiş veya edilebilecek bir yaşamdan bahseder kitaplar. Bu işi yapmamın en büyük sebeplerinden bir tanesi de, kitap okuyan insan, en başta ses tonunu terbiye eder, harala gürele bir giren olmaz bizim dükkanımıza, yumuşatılmış, daha naif bir dünyadır aslında. &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-4xSSnbmKcMU/TkFUcthSoQI/AAAAAAAAF9s/kDLbTJw-Zv0/s1600/DSCN9084.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4xSSnbmKcMU/TkFUcthSoQI/AAAAAAAAF9s/kDLbTJw-Zv0/s320/DSCN9084.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638881060676870402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap dedik sahaf da var! Edebiyat, kitap sessizliği sever; 'terbiyeli ses tonu,' tamam da, ne olursa, insan sahaf olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki kültüre dahil olursanız, severseniz, bir birikim peşinde koşarsanız, kendinizi belli bir alanda eğitirseniz, insanlara zaman, o konuyla ilgili sizin seçmiş olduğunuz konuyla ilgili rehber olabilirseniz, sahafsınızdır herhalde, yani.. illa antika kitap almak satmak durumu da değildir ve çok dil bilmek durumu da değildir bu. Sahaflık daha derin bir algıyla dile getirilebilir, bizler de yetişiyoruz sahaf olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça, Ermenice, Kürtçe gibi dilleri sahaf gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-7UP84gUdKw4/TkFVtK66H2I/AAAAAAAAF90/LwtJx5PoJTg/s1600/DSCN9085.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-7UP84gUdKw4/TkFVtK66H2I/AAAAAAAAF90/LwtJx5PoJTg/s200/DSCN9085.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638882442958479202" /&gt;&lt;/a&gt;Mutlaka ama bu şeydir, yani bu işe heves edebilecek veya bizi takip edebilecek arkadaşların önüne kocaman bir yığın bırakmamak adına.. yavaş yavaş, kendini eğite eğite, seçkini geliştire geliştire... Tabii ki bir ehliyet lazımdır ama, kitabı seven adam zaten potansiyel olarak bir ehliyet taşır, sevgi ehliyeti de olsa bu, kitaba karşı duyulan bir bağ vardır arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Bey, anne, baba, kardeşler kitap içinde bir aile mi? &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-61kLH-XsFlo/TkFW7_gSN5I/AAAAAAAAF-E/qardQjdY2vo/s1600/DSCN9098.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 140px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-61kLH-XsFlo/TkFW7_gSN5I/AAAAAAAAF-E/qardQjdY2vo/s200/DSCN9098.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638883797103687570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil değil tabii ki değil. Anne baba ikisi de köylü, çiftçi insanlardı. Yedi kardeş. Van’da doğdum, Konya’da okudum ve orada başladım, şimdi işte İstanbul’da on yıldır, kitap bizi buluşturan ortak yönlerdir, en büyük ortaklığı kitap üzerine kuruyoruz, bütün sosyal ilişkilerimiz de böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ehliyeti, dedin. İlk kitap! Anımsıyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım ‘Denize düşen taşlar’ gibi bir kitaptı, yazarı kimdi bilmiyorum. Bir taşın bile öyküsünün olabileceği merakıyla her şeyi merak etmeye başlıyorsunuz, çocuk algınızla.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ali Bey nasıl çalışıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yayınevleriyle de çalışıyoruz. İkinci el, insanlar bende de okumadığım kitap var diyor. kütüphanesini temizliyor, merakı değişiyor.. tabii, birinin ölümüyle oluyor, birinin bir  başka memlekete, bir başka yere, bir başka sebeple  nakliyle oluyor, aktüalitenin yarattığı bir merak da var. Biz yeni de alıp satıyoruz, ben sahaflığı veya kitapçılığı, işte ikinci el ne gelirse satayım veya ille antika kitap satayım değil. Bence iyi olan ne varsa, hani bence derken bir özel süzgeç oluşturmayalım, insanların merakını uyandıran, işte belli tarih süzgecinden geçmiş, edebi değeri, fikri değeri olan, estetik değeri olan tüm yapıtlara yer vermeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap bir pencere açıyor, kitabın geleceği var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın geleceği! İnsan, her gün kaosun içinde kayboluyor bence. Kaybolup yittikçe kendine bir rehber arayacaktır, sıkışacaktır. Bu kullandığımız algıladığımız herşey insan düşüncesinin izdüşümüdür, öyleyse insan düşünmeye devam edecek, izdüşümler kitaba veya metne, materyale dönüşecek, kitabın geleceği var diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözler çocukluk ve kitapla ilgili bir anı olsun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin Bey, kitaplara göre halen çocuğuz bizler ve hergün anılarımız oluyor kitapla.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-SpDNJRKJHsE/TkFYuvcmmDI/AAAAAAAAF-M/YJxk5WiVBQU/s1600/DSCN9089.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-SpDNJRKJHsE/TkFYuvcmmDI/AAAAAAAAF-M/YJxk5WiVBQU/s400/DSCN9089.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5638885768478234674" /&gt;&lt;/a&gt;Söyleşi Ali Bağı / Tekin SonMez, Temmuz 2011 Galatasaray, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-337026959374965376?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/337026959374965376/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-galatasarayda-bir-pasaj-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/337026959374965376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/337026959374965376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/08/beyoglu-galatasarayda-bir-pasaj-var.html' title='Sahaflık Tarihi yol alıyor. &apos;Daha derin bir algıyla sahaflık dile getirilebilir, bizler yetişiyoruz sahaf olacağız&apos; diyen Ali Bağı söyleşisi: 39.yayın'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-ttlHUmq7KuA/TkFGGBG8owI/AAAAAAAAF9c/pc5nfyNzxM0/s72-c/DSCN9093.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4807617774986017209</id><published>2011-05-11T06:20:00.000-07:00</published><updated>2011-05-11T06:46:52.432-07:00</updated><title type='text'>Nedret Bey diyor ki; Nakilcilik,  bizim tarihimizde bir gelenek ve esas işte halk hikayelerinin, aşık edebiyatının kaynakları bu.Turkuaz takım sahada.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s1600/DSCN6933.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s200/DSCN6933.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594699690877001074" /&gt;&lt;/a&gt;Önümüzde kapalı bir tarih alanı var. Yollar trafiğe kapatılmış izlenimi veriyor Roma dönemi bu yana her yer toz, duman içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan aşık edebiyatı. Gelenek burada. Köy kahvelerindeki aşıklar ya da kıssahan denilen insanlar, kıssalar, halk öyküleri aktarıyorlar diyor, Sayın Nedret İşli, onun anlatısı ile bugün bu konu sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçende; Sahaf kitap blog, bir anlamda sonuna doğru ilerliyor. Yakında bir sürpriz ile karşınızda olacak bu çalışmalar. Futbol diye başladım, inat ettim ayak topu demiyorum ve konuyu sürdürüyorum. Nedret Bey, topu kimseye vermeden yine sahayı enine boyuna koşuyor. Sonunda bir de gol atacak! Birlikte izleyelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 11 Mayıs 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s400/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594700966910497026" /&gt;&lt;/a&gt;Nedret Bey, topu kimseye vermeden yine sahayı enine boyuna koşarak kendi topu ile vuruş denemesi yaparak dedi ki: “Bu çünkü, naklilik de yani nakilcilik, naklederek, o da bizim tarihimizde bir gelenek. Ve esas işte halk hikayelerinin menakıpnamelerin mesela halk hikayelerindeki birtakım hikayelerin kulaktan kulağa gelmesi de bu şekilde oluyor. Aşık edebiyatı, köyler o kahvelerdeki birtakım aşıkların ya da kıssahan denilen birtakım insanlar var, kıssalar anlatıyorlar, hikayeler anlatıyorlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püzant Bey bana bakıyor, ben topun gelişine göre yakındayım, Nedret Bey topu ileri sürüyor gibi diyor ki: “Kahvelerde, uzun kış gecelerinde adam kahveye gidiyor, etrafına köydeki insanları topluyor, hikayeler, dini hikayeler, kıssalar, bunlara kıssahan deniyor. Bu tür şeyleri, yani günümüzde çok daha güzel bir şey var işte, teypler kameralar efendime söyleyim, zaten nitekim bu teknikten yararlanarak doğan bir yeni yazı kolu var, nehir söyleşiler. Bu tamamen teknolojiden yararlanarak ortaya çıkan bir yol. Ben o yüzden bizim kitap evimize gelip müdavim olan, çok iyi bilgi birikimi olan insanlara da, gel söyleşi yapalım, teybe alalım konuşalım sonra onu çözdürelim, bir hatıra filan olur, diye çok teklif ettiğim insan var.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püzant Bey topa vurmaya gönülsüz ben izlemeye aldım bu top kaleyi bulacak mı, buradan görebilecek miyim, Nedret Bey, kale önünde çalım atmadan, tane tane, ağır ağır söyleyeceğini söylüyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu çok faydalı ve çok yararlı birşey yani. Biz burda konuşuyoruz unutuyoruz gidiyor...” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre bu vuruş gol, hatta hatta ağları delecek sert bir top. Nedret Bey, otuz metreden duran topla on ikiden vuruş nasıl tarihi gol olur, bunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösteri idmanı sona erdi. Stadyumdan çıkıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzde kapalı bir tarih alanı var. Yollar trafiğe kapatılmış izlenimi veriyor Roma dönemi bu yana her yer toz, duman içinde. Bu anlamda da ben bu kapalı alanın kapakları üzerinde birikmiş tozları alıyor ve izleyiciyi, açılan labirentlere buyur ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi:Emin Nedret İşli, Püzant Akbaş, Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, istanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4807617774986017209?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4807617774986017209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/05/nedret-bey-topu-kimseye-vermeden-yine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4807617774986017209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4807617774986017209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/05/nedret-bey-topu-kimseye-vermeden-yine.html' title='Nedret Bey diyor ki; Nakilcilik,  bizim tarihimizde bir gelenek ve esas işte halk hikayelerinin, aşık edebiyatının kaynakları bu.Turkuaz takım sahada.'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s72-c/DSCN6933.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-2845135914846776723</id><published>2011-05-02T08:11:00.000-07:00</published><updated>2011-10-08T00:12:37.077-07:00</updated><title type='text'>Turkuaz renkli takım, sahaya tam pres hakim.. Top koşturuyor, Sayın Nedret İşli konuşuyor...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;Biraz da futbol heyecanı sardı. bazı yazarlar ayaktopu der. Ben futbol diye yazdım. Sahaf kitap blog, bir anlamda sonuna doğru koşuyor. Bu nasıl oldu? Yakında bir sürpriz ile karşınızda olacak bu çalışmalar. Futbol diye başladım, inat ettim ayak topu demiyorum ve konuyu sürdürüyorum. Görelim bakalım ne olacak ben de merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkuaz renkli takım, sahaya tam pres hakim, özellikle santrfor gibi top kovalayan ve 1978 yılında Pertevniyal Lisesi’nden mezun olan Nedret Bey hem sol kanatta hem de sağ kanatta top sürüyor, her iki ayağıyla, zarif vuruşlarla sahayı enine boyuna koşuyor. Aslında Püzant Bey de Nedret Bey de daha çok gelişine göre topa vuruyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 2 Mayıs 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s400/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594700966910497026" /&gt;&lt;/a&gt;Bir sahne canlandıralım! Farklı açıdan Nedret Bey, Püzant Bey’e hızlı ve hiç beklenilmedik bir pas verdi. Üçümüz yakın alandayız. Püzant Bey gelen topa bakıyor ve onu izliyor. Çok hızlı oldu bu pas ve Püzant Bey boş bir noktadayken, top Nedret Bey’in ayağından çıktı. Top hızlı gitmedi de, verilen pas kime gidecek diye bir boşluk oluştu sahada ve Püzant Bey topa bakıyor. Vurmak istemediği de söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey bir anda koptu, kendi pasına yetişti, sahada sıkışma yok, dar alan savunması da yok, rakip bastırmıyor, kendi pasına yetişen Nedret Bey, topla oynamaya başladı ve dedi ki: “Tekin Bey’in yaptığı kitaplar, çalışmalar söyleşilerin toparlanmasıyla ilgili olarak,” burada topu dizinin üstüne alan Nedret Bey, çevreye baktı, topu kafa vuruşu hizasına dek yükseltti ve vurdu top kaleye doğru köşeden süzülüyor, gol olacak mı birşey diyemiyorum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-GzR7SOOV0xw/TaRbF_iJMvI/AAAAAAAAFyw/2wMMMeYZ8DU/s1600/SANY0213.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 152px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-GzR7SOOV0xw/TaRbF_iJMvI/AAAAAAAAFyw/2wMMMeYZ8DU/s200/SANY0213.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594696795613115122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü top yuvarlaktır, biraz da falsolu bir vuruşla kaleye giderken görüyoruz topu, neyse Nedret Bey topun gidişine göre kollarını önde kenetledi, Püzant Bey’e baktı ve dedi ki;“bence modern çağın bir nevi tarihçiliğini yapıyor Tekin Bey.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi buradan göremiyorum, önceki top gol oldu mu birşey diyemiyorum, fakat o sırada top taşıyıcıları yeni bir top getirdi ve Nedret Bey’in önüne bıraktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey gelen topa ve kale yönüne ve Püzant Bey’e ve bu satırların yazarına döndü baktı, ikinci top ayağında, topla oynamak hoşuna gitmiş olmalı ki bu kez sahayı enine topla birlikte koşuyor, taca atmadan geri döndü Nedret Bey, Püzant Bey’e pas verecekmiş gibi, dedi ki; “Teknolojiden de yararlanarak, bizim gibi yazı, çizi.. ben kendimi biraz farklı hissediyorum, çünkü ben epey makale vesaire yazdım ama.. mesela Püzant Bey birikimini ve yaşadıklarını yazıya aktaran bir kişi değil. Daha çok nakli olarak, söyleşilerle..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-2845135914846776723?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/2845135914846776723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/05/biraz-da-futbol-heyecan-sard.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/2845135914846776723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/2845135914846776723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/05/biraz-da-futbol-heyecan-sard.html' title='Turkuaz renkli takım, sahaya tam pres hakim.. Top koşturuyor, Sayın Nedret İşli konuşuyor...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s72-c/Copy+of+CIMG0457.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4991180268471076545</id><published>2011-04-12T07:11:00.001-07:00</published><updated>2011-04-12T07:33:19.121-07:00</updated><title type='text'>Reşat Ekrem’in Cumhuriyet Gazetesi ilavesi olarak çıkarttığı büyük boyda İstanbul ekleriyle başlayan bir okuma merakı.. Nedret Bey tarihi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s1600/DSCN6933.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s200/DSCN6933.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594699690877001074" /&gt;&lt;/a&gt;Her yazmayı bilen, okumayı bilen insan arasında yeti farkı olur. Belki de bundan herkes sahaf olamaz. Belki de bundan her kitap herkes için değildir. Yazmanın sınırları ile okumanın sırları da benzer değildir. İyi okur, fakat yazamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar yazar, yazdığı edebiyat olmaz, yazınsal metin olmaz. Okur okur da her okuduğunu, algı dağarına eşit oranda alamaz. Kitap insan ilişkisi, yeme/içme, insan ilişkisi gibi sanılır. Her insandaki yeme/içme güdüsü gibi belirti verir ilk başta okuma yazma olayı da. Böyle sanılır. Böyle olmadığını söyleşiler ilerledikçe görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin ben yüz metreyi beş dakikada yüzemem. Böyle ise eğer yeti, yetenek, beceri ne ise her insanın yaratılışı ile sınırlanan bir durum da olmalı. Belki de en iyisi burada hemen  durmalı bu konu. Fakat şunu söylemeden pes etmem. Şöyle ki sınırsız okur, okumanın sınırını aşıp geçer, üç günde bir kitap devirir ‘hatmeder’ fakat yazamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişi vardır günlerce dur duraksız aralıksız, akışkan su gibi konuşur, söz coşar, mangalda kül kalmaz, gel bir mektup yaz dersin, nasıl olursa olur yazamaz. Soruyorum! Herkes neden sahaf olamaz? Sorunun yanıtı gelecek umuyorum. Söyleşiyi birlikte izliyoruz...&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 12 Nisan 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-d_shQRzBWPw/TaRe4y08EQI/AAAAAAAAFzA/c4-BLZ92qfs/s400/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594700966910497026" /&gt;&lt;/a&gt;Nedret Bey, ‘Adolf Hitler’in Kavgam’ını o çocukluk aklıyla.. onu okumaya başladım,’ dedin. İkinci kitap ne oldu, bir edebiyat kitabı olamadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee şöyle, daha sonra, daha sonra, birtakım, şimdi tam ismi hangisi.. hangisini daha önce, hangisini daha sonra okudum diye söyleyemem.. birtakım İstanbul tarihiyle ilgili kitapları okumaya başladım. Bunlardan bir tanesini zevkle, hani satır satır olmamakla birlikte çok uzun zaman içersinde iki de bir geri dönerek çevirerek evirerek, ‘Tarih Boyunca İstanbul’ diye bir kitap vardır, Reşat Ekrem Koçu’nun kaleme aldığı ve Cumhuriyet Gazetesinin bastığı, büyük... boy birşey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamlanmamış ansiklopedi gibi bir şey var, ben de bir iki sayı buldum ve aldım.. o mu acaba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! O İstanbul Ansiklopedisi, bu, Reşat Ekrem’in Cumhuriyet Gazetesi ilavesi olarak çıkarttığı büyük boyda İstanbul’un değişik konulardaki noktalarını anlatan bir içerik.. tarih boyunca istanbul, o benim uzun zaman elimdeydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bir i,on iki yaşında ve İstanbul’un keşfi başladı, bakın Nedret Bey bu da o yaşlardaki bir çocuk için zor bir şey sanırım. Oradan kalanlar oldu mu bellekte?&lt;br /&gt;Oo mesela sur kapılarını anlatır, yok efendim işte mahmutpaşa türbesini, sultan mahmut türbesini anlatır, onun yanında ne bileyim bunlar işte eski İstanbul’daki dilenciler der, bir çizim yapar orda bilgiler verir, yani İstanbul’un kültürü ve tarihiyle ilgili Reşat Ekrem’den bir özet, gibi birşeydir, çok hoş, resimleriyle çizimleriyle de güzel bir kitaptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir saptama, Nedret Bey’in İstanbul ilgisi, işte Reşat Ekrem bunu başlatmış olabilir. Çok farklı uğraklar kitaplar arası çok özel çok farklı uğraklar, erken olgunlaşmış çocukluk.. sorulmaz mı sorulur mu fakat şöyle, aşk diyorlar kitap için, kitap Nedret Bey için nedir? Profesyonel bir bilgi paylaşımı mıdır salt?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yook, şimdi kitap.. kitap benim için, yani hayatta, yaşamda vazgeçilemeyecek bir ana unsur yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek gibi, su, gibi, hava gibi bir şey.. Ana unsur! Evde hanım var ve bir de böyle büyük bir kitaplık var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, evet.. evim de dolu Tekin Bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey, Hanım dedim, kitapla sorun yaşar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilirdi! Fakat benim kurtarabileceğim noktam var. Yani kesinlikle her kitapçının, her kitap severin her koleksiyonerin her kitaba düşkün olanın eşiyle mutlaka bu konuda bir problemi olur. İstisnasız olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap sever izleyicilerimiz de bu gizi öğrensinler. ‘kurtarabileceğim noktam var,’ sözünü açalım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkaten kitapsever eğer çılgınlık düzeyindeyse kadını mutlaka ihmal eder, ben bundan bir sene önce DK’tan, ‘benim kitaplarım’ diye bir röportaj kitabı çıktıydı, ben orda bir laf söylemişim yine böyle bir söyleşide onu başlığa çektilerdi, ‘kitap, kitapseverin metresi gibidir,’ demiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu sahaflıkla birlikte bir de Nedret Bey tarihi sürüklüyor bizi. ‘kitap, kitapseverin metresi gibidir,’ demiş olmak. Kitap metres ise evde üç kişi var. Ana unsur kitap severlik, evde hanım, Nedret Bey tarihine göre bu ikisini ya da üçlüyü nasıl betimleyelim?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu benim şahsi görüşüm Tekin Bey, bu böyle, yani kadın mutlaka kitap yüzünden ihmal edilir, parasal ihmal, zaman açısında ihmal edilir, işte kütüphane düzeltmek, evin düzenini bozmak adına ihmal edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir de ‘itiraf’gibi bir durum yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kadınların bu konuda biraz itiraz etmelerinin ben haklı yönlerini buluyorum ve onlara inanıyorum, ama ben bunu nerden kurtarabiliyorum, şöyle, en sonunda bir isteksizlik söz konusu olduğu zaman kullanabildiğim çok güzel bir argümanım var, o da ‘ee n’apalım bu bizim mesleğimiz, biz bundan ekmek parası kazanıyoruz,’ deyip kurtarabiliyorum işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekmek parası geçim kaynağı olmayan ne yapsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani ben, bunu yarın satarım, istiyorsa, geçimimizi sağlarız, diyorum ve ötekilerin böyle bir şansı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşiniz de sizinle bu meslekte kol kola omuz omuza ekmek ve geçim peşinde koştu mu çalıştı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! Yok, hayır.. o eğitimci, öğretmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle bir şey daha, diyelim ki bir yerden bir telefon geliyor, diyorlar ki ‘biz burda bir evi tasfiye ediyoruz, buyurun kitaplara.’ Bu nasıl oluyor, kadınlar mı? Adamcağız ölür ölmez, kadın hemen telefona mı sarılır, yaygın olduğu söyleniyor, bu olaylar var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi orda gine bu maalesef kadınların adı çıkmış. Evet, yani kadınlara bu konuda çok haksızlık edildiği kanaatindeyim, hoş yani tabii şöyle de bir noktayı tabii eee ben de tabii bir erkeklik de yapayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanılan bir olay, bir istinat noktası var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, kadınlar da erkekler de bu, ‘al götür,’ şeklindeki ifadeyi her ikisi için de kullanabiliriz, yani o özel durumlarda herkes için geçerli. Ama mesela müptela derecesinde çılgınlık derecesinde kadın kitap koleksiyoneri çok fazla hatırlamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın kitap koleksiyoneri anlamında, yani kadın kitap sever, ‘çok fazla hatırlamıyorum’ demek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde böyle, yani bugün de böyle, eskiden de böyleydi. Bana deseniz ki böyle evini tamamen kitapla dolduran bütün işlerini kitaba göre ayarlayan ve sürekli kitap alan, kitap getiren evine taşıyan kadın sayısını söyle bana, isim söyle deseniz çok zorlanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapla erkek arasında mistik bir bağlantı mı var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir, yani bu tabii.. ama dediğim gibi, kadınlar az, erkekler çoğunlukta bu işte, ama söylediğiniz gibi mesela şimdi şöyle birşey dedinizdi, bir hani kitaplar var nedret bey gel kitapları al, işte tasnif et ya da bu kitapları bizden... o sadecene kadınlara ilgili olmuyor, şöyle birşey oluyor efendim, yani mesela şimdi diyelim ki nişantaşında bir daireniz var ve bu daire, tabii nişantaşı mülk açısından çok kıymetli, içerisi de kitap dolu.. şimdi tabii, o, bir de size bu daire diyelim ki size bir yerden miras kaldı, e şimdi bu daireyi n’apıcaksınız, ya kiraya vereceksiniz ya satacaksınız, ama bunu yapabilmeniz için önce içindeki eşyayı boşaltmanız gerekiyor. Dolayısıyla bu kadına erkeğe bakmıyor, yani siz de gelip diyorsunuz ki aman Nedret bey gel, bunları bir an önce çıkartalım götürelim atalım, yani bunun gibi böyle.. aa, zaman zaman kadınların da böyle, aman bu kitaplar benim kocamı mahvetti al götür dediklerine de şahit oldum, olmadım değil. Ama genelleme yapmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap her zaman var. Hiç böyle bir soru olmamalı. Olmamalı diye düşünüyorum. Şu açıdan olmamalı, bu tür kitapları, dünyanın bütün kitaplarını tarayıp internete geçirip herhalde çıkarabilmek için yani insanlığın bir elli yıl yüz yıl çaba sarfetmesi lazım Bir de antik dönem, ölü dillerle yazılanlar var.. hepsi mi?&lt;br /&gt;Yani bütün dünya dillerinde Tekin Bey yani bütün dünya matbaalarında basılan kitapların adedi onların taranması bilmem nesi, yazmaları, basmaları, işte maniskülleri, bilmem neleri bu olacak bir şey değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap miras olarak da hep kalacak demek midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap, evet! Ama daha spesifik bir şey olacak, belki daha butik bir şey olacak.. ama bir de şu var, bu günümüzde basılan kitapların kaçta kaçı geleceğe kalacak onu da bilmiyoruz. Şimdi günümüzde basılan kitapların çoğu, estetik değerlerden inceliklerden ve birtakım özelliklerden azade şeyler ve dolayısıyla eskinin zarafeti inceliği olmadığı için onlar acaba ne olacaklar, esas  sorun bu bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi:Emin Nedret İşli, Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4991180268471076545?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4991180268471076545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/her-yazmay-bilen-okumay-bilen-insan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4991180268471076545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4991180268471076545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/her-yazmay-bilen-okumay-bilen-insan.html' title='Reşat Ekrem’in Cumhuriyet Gazetesi ilavesi olarak çıkarttığı büyük boyda İstanbul ekleriyle başlayan bir okuma merakı.. Nedret Bey tarihi...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mSX1R62unYE/TaRduhO2HXI/AAAAAAAAFy4/Z5RouMuRrEE/s72-c/DSCN6933.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5957244028447667756</id><published>2011-04-11T07:45:00.000-07:00</published><updated>2011-08-10T00:42:05.868-07:00</updated><title type='text'>Nedret Bey tarihine doğru gidiyoruz. Yetmişli yıllar.. Bu tür anlatılar bir tür tarih zincirine bağlanarak akıp gidiyor. 35.yazı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kpyVtX5ZJao/TaMUmqqiF6I/AAAAAAAAFyY/0SYKXrtA4Ek/s1600/DSCN6756.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kpyVtX5ZJao/TaMUmqqiF6I/AAAAAAAAFyY/0SYKXrtA4Ek/s200/DSCN6756.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594337816644556706" /&gt;&lt;/a&gt;Her insan yer ve içer; bu yaşamsal bir zorunluluk, böyle diye her insan okuma yazma eğilimi ile doğacak diye bir ölçüt var mı? Bakın kimileri okuma, kimileri yazma olmadan yaşayamaz tıpkı ekmek gibi su gibi. Bunlara kitap mecnunları diyorlar söz aramızda! Herkes neden sahaf olamaz, diye bir başlık altında yola çıktık. Tuhaf bir şekilde top zıpladı ve belki de ağları yırtarak kaleden dışarı çıktı. Bilmiyorum! Yeti, yeti diyorum da yeti, yeterlik mi bunu da bilmiyorum. Yetenek sözü de zayıf ve cılız kalıyor bana göre. Söz ve söylemle topu taca atmadan ve sahaflık mesleğine açıklık getireceğim derken topla fazla oynayıp çalıma kaçmadan top kaleye doğru sürülecekse, varım buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin düşeş atacağı bir parantez açalım. Nedret Bey tarihine doğru gidiyoruz. Şimdi bakıyorum da bu tür anlatılar bir tür tarih zincirine bağlanarak akıp gidiyor. Burada tarih sözü çok abartılı gibi görünebilir. Bireyin tarihini, öznel de olsa küçümsemek olmaz. Dahası bireylik tarihleri, toplumla içselleşerek ya da tam tersi bireyle içseleşen toplum tarihi, bütünü kapsadığı için önem kazanıyor. X ya da Y adlı kişilerin bireylikleri salt bireylik değil, içinden geldikleri coğrafyanın, doğanın, takvime bağlı hareket zincirinin dışında, rüyada olageçen bir konu değil. Söyleşiyi izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 11 Nisan 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-YuPxPcIeN9o/TaMWDuLrUqI/AAAAAAAAFyg/5Z0PP8Fw-kk/s1600/DSCN6837.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-YuPxPcIeN9o/TaMWDuLrUqI/AAAAAAAAFyg/5Z0PP8Fw-kk/s400/DSCN6837.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594339415316714146" /&gt;&lt;/a&gt;İlk topladığınız kitaplar hatırınızda mı Nedret Bey.. &lt;br /&gt;İki çocuğun devri alemi belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yo! Yoo değil, onları hiç toplamadım maalesef çok enteresan.. İlk topladığım kitap hatırımda Tekin Bey. Hayır! Şöyle öyle bir toplama işlemi ki garip, 1970’li yıllarda Süleyman Demirel başbakanken benim zaten bütün ömrümde başbakandı Demirel Evet, her zaman. Hala da görüyoruz, eski cumhurbaşkanımız diye hala da başımızda, efendime söyleyim, Demirel  70 de başbakanken, onlar 1000 temel eser, diye Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bir seriye başladılar. Birinci kitap neydi birinci kitap, Orhun Kitabeleri, Orhun Abideleri diye bir kitaptı, ordan başladılar ve bunlar yüz elli kitap falan çıkardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuğun devri alemi diye bir öngörü yaptım tutmadı, bayağı üstlerden yola çıkan bir baçlangıç, hani jouniyor diyorlar ya böyle değil elit yarışmacılarla kulvara giriş, üst sınıftan, böyle çok değişik bir kulvar.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-GzR7SOOV0xw/TaRbF_iJMvI/AAAAAAAAFyw/2wMMMeYZ8DU/s1600/SANY0213.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 152px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-GzR7SOOV0xw/TaRbF_iJMvI/AAAAAAAAFyw/2wMMMeYZ8DU/s200/SANY0213.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594696795613115122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle çok değişik, bir kısmı eski türk edebiyatıyla ilgili, bir kısmı modern türk romanıyla, mesela Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unu ordan basmışlardı, Karagöz’le ilgili Muhittin Sevilgen diye bir adamın kitabını ordan basmışlardı. Bu arada  birtakım da anti komünist propaganda yapan kitaplar da yayınlıyorlardı, mesela işte, bir devin düşüşü diye, işte Maxim Gorkinin aleyhinde yazılmış bir şey, Asya’nın düşüşü ve yükselişi diye, böyle, yani, araya antikomünist birtakım şeyler de koyarak, ama bunlar numaralı gidiyor, hani bir iki üç beş diye gidiyor ve o tarihte&lt;br /&gt;Yetmişli yıllar mı.. o tarihde... Demirel Başbakan...&lt;br /&gt;Yetmişler, 1970-72 o civarlar ve o tarihte de bu kitaplar çok ucuz, yani 5 kuruş mu, bir lira mı, tam hatırlamıyorum şimdi, çok ucuz, her öğrenci, herkes alabiliyor, yani, belki de subvansiyon yağıyorlar, bedava dağılsın diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kitapçılarda bulunuyordu bu.. kitaplar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir şey, kitap ucuz olduğu için öğrencilerden önce bütün kitapçılar kitapları gidip kapatıyorlar, toptan alıyorlar, ondan sonra bir karaborsası oluşuyor kitabın, kısaca, yani kitap ucuz olduğundan dolayı, önce sahaf veya işte yayıncı mayıncı gidiyorlar, yirmi otuz tane kırk tane alıyorlar, bir anda kitap bitiyor, ben ne hikmetse onu takım yaptım, onu sırayla birden işte yüz elliye sıra yapmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetmişli yıllar, kaç yaş o zaman Nedret Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970 tabii, elli dokuz, ee on bir, on iki yaşında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıç olarak kolleksiyoncu bir bakış aşısı ile karşılaşıyoruz, on bir, on iki yaşlarında hani bir çocuk bir yeni yetme diyorlar, henüz delikanlı olmamış bir durum da açıkçası çok ilginç bir serüven...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç, yani şöyle, bir de üstüne üstlük şöyle bir durum da var ama yani ben onların hepsini okuyup hani şey yapacak bilgi düzeyinde de değilim yani. Çünkü bir de şöyle bir şey de var, öyle değişik kitaplar ki, birisi Türkoloji alanında, öbürküsü edebiyat, öbürküsü siyaset antikomünizm, yok öbürküsü efendime söyleyim orta asya türk tarihi, yani birden başlayıp okuyacak olsam, ben, herhalde kafam allak bullak olacak. &lt;br /&gt;Abiniz mi size bu esini veriyor diziyi tamamlamak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ee tabii herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sekiz yaş fark var arada bu çünkü önemli bir faktör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde abim yani.. bu sahaflıkta mahaflıkta işte bunlar kıymetli oluyor, bilmem ne filan gibi böyle bir şeyler de konuşuluyor aramızda, Enderun’a falan da gidip geliyoruz.. böyle kitaplar.. bütçe de buna ancak elveriyor zaten, başka.. eski yazı falan da bilmiyoruz. Böyle bir hikayeyle başlamış koleksiyonculuğumuz açıkcası yani Tekin Bey...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinen bir konu ilkler çok önemli çünkü temel kuruluyor, bir de ilk aşk gibi, ilk gözağrısı yine o yıllara rastlıyor, ordan başlıyor çok erken ve hakat  iyi bir koleksiyonculuk. İlk okuduğunuz ve sizi etkileyen bir kitap yok mu bunların arasında Nedret Bey? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi efendim şöyle, yani, yine o yıllarda Yağmur Yayınları diye bir sağcı, milliyetçi bir yayınevi vardı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, anımsıyorum onu da..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/--putFWOFKC8/TaRaTtxQY9I/AAAAAAAAFyo/NFtS8j4eM-A/s1600/DSCN6933.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/--putFWOFKC8/TaRaTtxQY9I/AAAAAAAAFyo/NFtS8j4eM-A/s200/DSCN6933.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594695931851203538" /&gt;&lt;/a&gt;O da böyle kocaman, Adolf Hitler’in Kavgam’ını çıkartmıştı. Tabii o söylediğim şey, Enderun kitabevi falan o civarlar, daha çok sağcı ve milliyetçi bir şey, standarttalar. Evet, o kitap en çok baskı yapan bir kitap halen çok basıyor. Evet, bana da bir şekilde, bana ya hediye ettiler, ya verdiler, ya ben buldum falan, bilmiyorum, aldım ve tabii o çocukluk aklıyla onu okumaya başladım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç, nasıl oldu, kolay olmasa gerek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee, başladım önsözünden falan, fakat yani on bir, on iki yaşında bir şeyin entelektüel düzeyi ne olacak, ikinci sayfada sıkıldım kapattım bıraktım. Bir daha da elime almadım allaha şükür.&lt;br /&gt;(sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi:Emin Nedret İşli, Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5957244028447667756?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5957244028447667756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/her-insan-yer-ve-icer-bu-yasamsal-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5957244028447667756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5957244028447667756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/her-insan-yer-ve-icer-bu-yasamsal-bir.html' title='Nedret Bey tarihine doğru gidiyoruz. Yetmişli yıllar.. Bu tür anlatılar bir tür tarih zincirine bağlanarak akıp gidiyor. 35.yazı...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kpyVtX5ZJao/TaMUmqqiF6I/AAAAAAAAFyY/0SYKXrtA4Ek/s72-c/DSCN6756.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3564237519390991584</id><published>2011-04-10T04:52:00.000-07:00</published><updated>2011-04-12T06:37:43.005-07:00</updated><title type='text'>Rönesans İstanbul'da olacaktı...Turkuaz renkli takım, topa hakim, Püzant Bey ve Nedret Bey sahada...34. yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-szNJIPdFbS0/TaGaoB3t9AI/AAAAAAAAFxc/TPetw8vYesc/s1600/DSCN6757.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-szNJIPdFbS0/TaGaoB3t9AI/AAAAAAAAFxc/TPetw8vYesc/s200/DSCN6757.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593922224658445314" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi farkına varmadan bir sahaflık tarihi, belki de ayırt etmeden bir İstanbul sahaflık tarihi üzerinde koşuyoruz, duruyoruz, söyleşiyoruz, dedim. İstanbul üzerinde ben defineci gibi görüyorum kendimi, dedim. Bakın nereden nereye! Ok yaydan çıktı artık, buralara sürükleyeceğini bilemezdim. Neyse ki İstanbul’da kendi sahamızdayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varsayımlar sonuç vermez evet, fakat kültür tarihi konusunda kırılmalar da konuşulabilmeli. İstanbul Roma İmparatorluğu başkenti, daha önce de değindim, bunu unutmayalım. Bugünkü söyleşi bu açıdan fantastik dalgalı bir deniz gibi sürüklüyor. Sürükleniş salt bu da değil, bir de top peşinde pas verme, pas alma özeniyle yanıp tutuşuyoruz. Tamam bu Trabzonspor Fenerbahçe derbi maşı değil değil fakat biz de küme düşmeyelim, çıtayı yüksek tutalım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkuaz renkli takım, topa hakim, sahaya tam pres hakim, özellikle santrfor gibi top kovalayan ve 1978 yılında Pertevniyal Lisesi’nden mezun olan Nedret Bey hem sol kanatta hem de sağ kanatta, her iki ayağıyla da bu zarif vuruşlarla sahayı enine boyuna koşuyor. Aslında ne Püzant Bey’in ne de Nedret Bey’in gol atma çabası yok.. daha çok topun gelişine göre.. söyleşiyi izleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 10 Nisan 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-r7gqqTh5TaI/TaGbygZtEZI/AAAAAAAAFxk/-3KNDihRcQs/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6808.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 196px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-r7gqqTh5TaI/TaGbygZtEZI/AAAAAAAAFxk/-3KNDihRcQs/s400/Copy%2Bof%2BDSCN6808.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593923504164376978" /&gt;&lt;/a&gt;Nedret Bey, tuhaf bir soru var, hazır olun! Don kişot’un ilk baskısı elinize gelse ne yapardınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir soru sordunuz ki, Tekin Bey, yani şimdi Mevleviler, mevlevi semahına çıkmadan önce, o tabii bir şeyi anlatıyor ya hani, ölmek, sonra tanrıyla birlikte olmak, ve ondan sonra işte tanrıya ulaşmak, eski mevlevileri bu mevlevi ayinlerine başlamadan önce bunun bir taklit olduğunu söylüyorlar. Eski mevleviler allah taklidimizi tahkik eylesin derlermiş yani bu yaptığımız taklidi hakikat hale dönüştürsün. Şimdi, sizin de sorduğunuz bu soruyu allah taklidi tahkik eylesin inşallah da biz zengin olalım, yani şöyle birşey, Don Kişot eserinin ilk baskısını bulursam yapacağım ilk şey, dükkanı kitlemek, kitabı kasaya koymak ve bir hafta bir yere tatile gidip hiçbir şey düşünmeksizin yatmak olabilir. Çünkü o andan itibaren çok zengin olduğumuzu kabul edebiliriz.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zengin olmanız beni sevindirir Nedret Bey, yine de merak bu ya, ne kadar zengin oldunuz? Alıcı çıkar mı?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Burda bulunamaz, yani maalesef burda o düzeyde kitap koleksiyoneri .. daha doğrusu anlayan ve zevk alacak bir sürü adam vardır da o Avrupa piyayasına göre olan değerini verecek insan olmayabilir.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ekonomik bir neden mi yoksa ilgisizlik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bir de öyle bir durum da var tabii yani ülkenin kitap meraklılarının ekonominik seviyeleri de bu işi az çok belirleyen bir başka unsur o da var yani. Dolayısıyla uzun bir zaman düşünür ve bayağı kendimi tatile çekerim yani.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ben, biraz da İstanbul benim yazı alanım oldu, bu konuda ortaya attığım bir tez var, şöyleydi o; II. Mehmed (Fatih). İstanbul’un anahtarları eğer ona II. Mehmed’e verilmeseydi Don Kişotun yazarı Cervantes Beyoğlunda, Galata’da doğacaktı. Böyle bir tezim var. Beni çok derinden etkiliyor bu. Osmanlı yerine burada İtalyanca konuşulur olacaktı Latinceden gelen bir kökeni de var. Sahaflık ve sahaf koleksiyonları da çok farklı, dünya klasında olacaktı, bağlantıyı sahaflığa getirecek olursam. Sizce bu tez çok mu fantastik bir şey, yani II.Mehmet gelmiyorsa, burada evet, İtalyanca kitap cenneti olacak burası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii tabii Cenevizlilerden vesaireden... (n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyanca, İtalyan edebiyatı... Rönesan İstanbul’da filizlenecekti diye düşünürüm. Bu çok mu fantastik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama.. ama şimdi, yani, o zaman belki Cervantes başka bir şey olacaktı, yani, ve o zaman belki Don Kişot olmayacaktı. Ya da şöyle olabilecekti belki ne bileyim şeyde.. bu Galata’nın alt tarafında mesela meşhur han vardır Andre Chenier’in yaşadığı bir han var meşhur, oranın bir kahramanı olacaktı belki de, yani oranın belki de hanın muhafızı olabilen birisi olacaktı yani... (n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir imgelem var, Cervantes orada doğacak anlamında değil de belki de yazılan ilk roman burda yazılacaktı, zarfı açtığınız zaman o cümlede o var. Dante’in İlahi Komedyası roman olmadığına göre, dünyadaki ilk roman da İspanyolca ve Don Kişot adı altında yazıldığına göre... Ben İstanbul’u Roma’ya göre kurguluyorum.. imgelem.. yani İtalyanca yazılan ilk roman belki burada olacaktı demek istiyorum.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Şimdi şöyle bir şey var... (n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada ilk roman İstanbul’da yazılamaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir, doğrudur öyle bir öngörü yapılabilir bir de Tekin Bey ben başka bir noktaya o zamana bunu açmak istiyorum, acaba bizim istanbul’da matbaanın girişi 1726, müteferrikanın bastığı. Ama bundan önce 1400 küsürlerde yahudi matbaaları var daha sonra yahudi bunların neler bastığına dair de bilgilerimiz çok sınırlı dolayısıyla, acaba diyorum mesela bizim ilk türk romanı diye bildiğimiz roman ‘Taaşşuk-u Talat ve Fitnat,’ ama daha sonra 1970’li yıllarda yapılan araştırmada Andreas Tietze bu Vartan Paşa’nın Ermeni Vartan Paşa’nın Akabi hikayesi diye bir kitabını neşretti latince günümüz Türkçesiyle yayınladılar. Bu Vartan Paşa’nın Akabi hikayesi ‘Taaşşuku Talat ve Fitnat’ romanından 20-25 yıl önce basılmış, ermeni harfleriyle türkçe bir roman, dolayısıyla 70’li yıllarda biz roman tarihimizi 25 yıl geriye çektik belki de daha öncelerine dair bir şeyler bulabiliriz, bu farklı bir alan.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püzant Bey geldi, bir an ona dönüyorum; Pera da İstanbul adlı kitabımla ilgili, Nedret Bey ne dedim ki; İstanbul’un anahtarları II. Mehmet’e verilmeseydi, Cervantes İstanbul’da doğacaktı dedim, çünkü latince ve italyanca burada.. ne dersiniz çok mu fantastik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama efendim bu Ermeniler de yok biz buradaydık, İstanbul’daydık diyorlar. İstanbul’da, İsadan sonra 335, ilk Ermenilerin görülmeleri. Bu da neden, o dönemler işte başlıyorlar ya hıristiyanlık.. alfabenin peşinden başlıyor yunan alfabesini kullanmasınlar diye ermeni alfabesinin bulunuşu yaklaşıyor. 404 yılında mesela ermeni alfabesi. 330 - 335 yıllarında İstanbulda Ermreni var. Bir de Fatihin bir politikası var, Ermenilerle Rumları, öteki azınlıkları dengeleme, Sulu Manastır hikayesi. Nedret onu çok iyi bilir. (P)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden? Denge! Fatih müthiş bir adam hiçbir şey umurunda değil. Fatih hakiki bir hükümdar ve biraz da despot.(N)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi:Emin Nedret İşli, Püzant Akbaş, Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3564237519390991584?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3564237519390991584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/simdi-farkna-varmadan-bir-sahaflk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3564237519390991584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3564237519390991584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/simdi-farkna-varmadan-bir-sahaflk.html' title='Rönesans İstanbul&apos;da olacaktı...Turkuaz renkli takım, topa hakim, Püzant Bey ve Nedret Bey sahada...34. yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-szNJIPdFbS0/TaGaoB3t9AI/AAAAAAAAFxc/TPetw8vYesc/s72-c/DSCN6757.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5205362495081572669</id><published>2011-04-09T04:30:00.000-07:00</published><updated>2011-04-09T05:48:07.213-07:00</updated><title type='text'>Enderun ile başlayan sahaflık öyküsü, Sayın Nedret İşli ve Sayın Püzant Akbaş ile söyleşi; Otuz üçüncü yazı...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-tUZwTLc7rzA/TaBFeKogqHI/AAAAAAAAFw8/NurPK5aW9AI/s1600/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN6941.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-tUZwTLc7rzA/TaBFeKogqHI/AAAAAAAAFw8/NurPK5aW9AI/s320/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN6941.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593547121746815090" /&gt;&lt;/a&gt;Sahaflık mesleğinin özel bir alan olduğu iyice ortaya çıktı. Gün geçmiyor ki yeni şeyler öğrenmeyelim bu konuda. Kapalı bir alan neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anlamda bu kapalı alanın kapakları üzerinde birikmiş tozları alıyor ve izleyiciyi, açılan labirentlere buyur ediyorum. Daha gidecek yolumuz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi farkına varmadan bir sahaflık tarihi, İstanbul sahaflık tarihi üzerinde koşuyoruz, duruyoruz, söyleşiyoruz. İki konuğu bilemem fakat, ben defineci gibi görüyorum kendimi. Ok yaydan çıktı artık, bu konunun beni buralara sürükleyeceğini bilemezdim. Neyse ki güven veren iki sahaf şu anda burada, onların sayesinde girdiğim bu labirentlerden dışarı çıkma umudumu koruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey ve Püzant Bey, Beyoğlu'nda Turkuaz adlı sahaf dükkanını ortakları. Gelmiş geçmiş ünlülerle çalışmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyu dün http://kentinsanolay.blogspot.com/ başka bir kanalda yayımladık. Bugün söyleyişiyi burada süreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 09 Nisan 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-5AOMTCn3j-Q/TaBHDn8HTyI/AAAAAAAAFxE/tzbjlEmf1d0/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-5AOMTCn3j-Q/TaBHDn8HTyI/AAAAAAAAFxE/tzbjlEmf1d0/s400/Copy%2Bof%2BDSCN6781.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593548864780455714" /&gt;&lt;/a&gt;Ustalar konusunda Nedret Bey, ne dersiniz siz? İlk kırılma noktası da usta çırak ilişkisi oluyor her halde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yani siz burda ustalar falan dediniz ya, burda ben kendimle iligli ilginç bir noktayı atladığımızı hatırladım, onunla ilgili bir bilgi vereyim size, yani siz dediniz ya hayatınızdaki kırılma noktası işte bu.. Enderun’a başlamayla mı. Evet! Kırılma noktası bana göre de Enderun ile. Benim iki tane kırılma noktam var, Tekin Bey, bir bu Enderun’daki Osmanlıca ve tarihle ilgili kitapları tanımam öğrenmem bilgilenmem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu ilk söyleşilerde söylediniz. Bu ikinci kırılma nerede, kaç yılında oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi.. bir de 1986 senesinde işte.. daha sonra Püzant’in katılacağı ekibe, benim 1986’da Tünel’deki Matmazel Noumidis’in, yani matmazel’in dükkanı denilen dükkanda işte orda kitapçılığa. çıraklığa devam etmem... ikincisi...(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi farkına varmadan bir sahaflık tarihi, İstanbul sahaflık tarihi üzerinde koşuyoruz, duruyoruz, söyleşiyoruz. Sizleri bilemem fakat, defineci gibi görüyorum ben kendimi. Matmazel Noumidis’in dükkanı Tünel Geçiti Pasajı içinde miydi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! Yok! Galata mevlevihanesinin tam karşısında, Yüksekkaldırımda.. aşağı doğru inerken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani benim orda 86’da tekrar bu işe Beyoğlu’nda başlamamla.. ben Batı kitaplarını, ve İstanbul üzerine yazılmış batılı kitapları.. kaynakları öğrendim.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna kırılma noktası değil de aşama diyelim, aşama oluyor değil mi Nedret Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! İkinci aşamam da o oldu. Yani birincide Osmanlı ve Türk tarihiyle ilgili bir staj devrem oldu, daha sonraki dönemde de Batı kitaplarıyla, İngilizce, Fransızca, Almanca kitaplarla.. oldu...(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sırlardan girdik.. usta çırak ilişkisi geldi.. Püzant Bey, sizin de ustanız oluyor Bayan Noumidis değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok! Zaten ben geldiğimde Bayan Noumidis diğer arkadaşlara firmayı devretmişti sadece adı yaşıyordu, zaman zaman yine babasının dükkanının kokusunu almak üzere oraya geliyordu. Esas, 86’da. Ustalık çıraklık diye birşey söz konusu olmadı. Ama dükkana gelen giden insanlardan bu Galata bölgesindeki Pera bölgesindeki bizim Beyoğlu kitapçılığı dediğimiz kitapçılığı da o gelen giden insanlarla o müşteri satıcı ilişkisi içersinde öğrendim.(p)&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-PMRQvVf61eQ/TaBLG8zBP7I/AAAAAAAAFxM/69yt_3lmQVE/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6881.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 155px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-PMRQvVf61eQ/TaBLG8zBP7I/AAAAAAAAFxM/69yt_3lmQVE/s200/Copy%2Bof%2BDSCN6881.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5593553319965573042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gittiğiniz sahaf Püzant Bey. Usta demiştiniz, adı neydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli İsmail Manav Bey.(p)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmail Bey çok mu önemli bir kitap ustasıydı veya sahaftı?&lt;br /&gt;Şöyle efendim yani tabii ki çok önemliydi.(p)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zincir, eski deyişle 'malumat'ı bir uçtan çekip gidiyor. Kitap olayı da bu bilgi zincirine yeni halkalar takıyor. Zincir kopmasın ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani şimdi şöyle, Tekin Bey, tabii ki aslında kitapçılığın çok öyle çok gizemli bir tarafı da çok fazla yok. Ama yani birtakım kitapların neden nadir olduklarını, niçin yok olduklarını bilmek vesaire, bu kulaktan kulağa ustadan çırağa esnaftan esnafa geliştirilen birşey. Dolayısıyla yani bir de tabii kitaba olan insanların da bu kitabı alıp satan insanların da düşkünlüğünden kaynaklanan bir bilgelik, bilgiçlik söz konusu.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey, kulaktan kulağa, ustadan çırağa sırlar olsa da, aslında bir zincirin halkaları bunlar değil mi? Ayrıca kendisine sahaf demiyor fakat kitap takipçisi.. onu da sırları var o da bu zincirin bir halkası olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Birtakım, kendini işte sahaf diye tanımlayan, kitapçı diye tanımlayan, işte ikinci el kitapçı diye tanımlayan insanlar da okumadıkları halde, bu işlerle de ilişkili olmadıkları halde, onlar birer eczacı kalfası gibi, eczacı gibi alelade, ilacı sadece raftan indirip insana veren insanlar gibiler yani, dolayısıyla sır biraz da sırrın çok okuyan da, ilgilenen de kitabı hakkaten kendisi de bir kitapsevermiş gibi, müptelaymış gibi sevenden kaynaklanıyor.(n)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püzant Bey, siz de bir yerden başladınız. Amatörce olsun, Nedret Bey'in de parmak bastığı gibi 'sır biraz da sırrın çok okuyan da' olduğu sonucu çıkıyorsa da, bu işe gönül koymak, yani kitap toplamak yok mu? Kitap toplamadan sahaf olunur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bakın, Tekin Bey, sahaflara benim gidiş gelişim, yani sahaflarla içli dışlı oluşum 83 yılından sonra başlar ki o dönemden sonra da zaten ben sahaflığa başladım. Yani amatörce kitap toplardık ama baktık bu profesyonelce de yapılabilecek bir iş. Yani bu işe gönül konulabilir, öyle sahaflığa başladım. Tabii bu arada herhalde hikmet-i hüda mı diyeceğiz ne diyeceğiz çok iyi şeyler oldu, bana yardım eden insanlar var oldu. Yani bunların içerisinde Nedret olsun, şey olsun, İbrahim Manav olsun, efendime söyleyim diğer sahaf Madam Venetya olsun falan bunlardan çok şeyler öğrendim tabii.(p)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi:Emin Nedret İşli, Püzant Akbaş, Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5205362495081572669?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5205362495081572669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/sahaflk-mesleginin-ozel-bir-alan-oldugu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5205362495081572669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5205362495081572669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/sahaflk-mesleginin-ozel-bir-alan-oldugu.html' title='Enderun ile başlayan sahaflık öyküsü, Sayın Nedret İşli ve Sayın Püzant Akbaş ile söyleşi; Otuz üçüncü yazı...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-tUZwTLc7rzA/TaBFeKogqHI/AAAAAAAAFw8/NurPK5aW9AI/s72-c/Copy%2Bof%2BCopy%2Bof%2BDSCN6941.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5653280671460280975</id><published>2011-04-04T05:31:00.000-07:00</published><updated>2011-04-04T07:27:49.682-07:00</updated><title type='text'>Sahaf kitap, işte bu blog bir yaşında!  etkinlik ilerledikçe bir de 'kitap aşkı' diye bir tanım ortaya çıktı. Turkuaz'da Nedret Bey ve Püzant Bey...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-gr8ooAzEHP4/TZnJjM1ku_I/AAAAAAAAFu8/USPNhOxr6fI/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6945.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 106px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-gr8ooAzEHP4/TZnJjM1ku_I/AAAAAAAAFu8/USPNhOxr6fI/s200/Copy%2Bof%2BDSCN6945.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591722018935716850" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün 4 Nisan 2011. Tam bir yıl önce sağ ikinci alttaki kitaplar görüntüsü ile söze başladım. Bir simge, bir anı olarak onu ikinci görsellik olarak bugün yineliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blog; kitap insan faktörü nedir, nasıldır buna biraz da öznel açıdan yaklaşmak için başladı. Spesifik, seçkin ve ayraçlı bir konu olduğu ortada. Özen, ilgi bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaf kitap, işte bu blog bir yaşında! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;Spesifik, seçkin ve ayraçlı bir konu olduğu o denli açıklandı ki etkinlik ilerledikçe bir de 'kitap aşkı' diye bir tanım ortaya çıktı. Aşk! Aşk! Bu bir yılı tamamlama başarısını kitap aşkı ile sessizce ve aşkla kutlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güncel ortama yaklaşık otuz kadar yazı sunduk. Görsellikler söyleşiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, geçen bir yılın sayımını, dökümünü yapmayacağım. Şöyle ki bu süre içinde bu satırların yazarının bir de yaşam düzlemi oldu. Bunlardan da söz etmek yok. Yaşamla ilişkin pek çok canalıcı ayrıntı unutulur. Fakat bu tür etkinlikler kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kitap aşkı konusunda bir sunum olacak. Evet sahaf kitap  blog ilerledikçe bir de 'kitap aşkı' ortaya çıktı. Belki de inanmayacaksınız’ kitap aşkı da olu mu diyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce İbrahim bey ve Halil Bey  bu konuya parmak basmışlardı. Şimdi Nedret Bey, Püzant Bey bir anı ile bu kitap aşkını alevlendireceğiz. Püzant Bey, bir derbi maçına çıkar gibi iyi bir orta yaptı;'gözlerimizin ferı parlar,' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey, bu güzel pası aldı, topu kaleye doğru sürüyor; 'dükkandan çıkışıyla, önceki girişi arasında muhteşem bir farklılaşma olduğunu da biz görür ve hissederiz,' dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topa bu zarif vuruşlarla sahaya yayılan Turkuaz takım, sanki aradığını bulan bir aşık gösterir gibi, rakibe karşı birebir markajla dar alan presi yaparak orta sahaya yayılıyor ve kale önünde bir hava topuyla yükselerek farklı bir açıdan, farklı bir köşeden gol peşinde koşuyor... Söyleşiyi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 04 Nisan 2011, Stockholm&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-zIoc3RtMmgA/TZm-1ZGC06I/AAAAAAAAFuc/WjM_h6s1Evw/s1600/DSCN6837.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-zIoc3RtMmgA/TZm-1ZGC06I/AAAAAAAAFuc/WjM_h6s1Evw/s400/DSCN6837.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591710236835763106" /&gt;&lt;/a&gt;Püzant Bey, bir kitap tutkunu,kitap aşığı çok önemli bir kitabı bulduğunda ne gibi tepkiler verir veya siz onu oraya ulaştırdığınızda kendinizi nasıl hissedersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu tabii ki iki taraflı mutluluk veren daha doğrusu en büyük mutluluğu veren olaylardan biri. Hele hele çok nadir bir kitabı bulmak bizim yönümüzden de, yani biraz evvel size anlatıyordum ben, bir kütüphanede bir kitap görürsek böyle bizim gözlerimizin ferı parlar. Müşteride de bu oluyor. Müşteri bulduğu zaman aradığı kitabı, müthiş mutluluk, müthiş bir mutluluk duyuyor böyle. Şimdi efendim bundan yıllarca önce, biraz evvel hatıra da dediniz, Nedret Bey'le bir kütüphane işine gitmiştik, biz kütüphane pazarlığını yaparken, orda çok güzel birkaç tane, yani nadir kitaplar gördük. Fakat bizim gözlerimizin parladığını tabii kitabın sahibi orda farkına vardı ve ben size bu kitapları daha sonra vereyim dedi, bir daha o kitapları alamadık.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-nnZ0nokzUS0/TZnI8AH7_GI/AAAAAAAAFu0/-sr8Ac6Idx8/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6881.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 155px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-nnZ0nokzUS0/TZnI8AH7_GI/AAAAAAAAFu0/-sr8Ac6Idx8/s200/Copy%2Bof%2BDSCN6881.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591721345508179042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedret Bey bunlar kitap insan aşkına ayna tutuyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitapçılığın da, kitap alıcısının da  bu kitaplara olan ne kadar düşkün olduğunu ve istekli olduklarını hissettirmemek ee tabii bir ticari ilişkinin içersinde olduğu için belli etmemek faydalıdır derler. Yani kitapçı öyle çok alırken gördüğü kitabı amann demesi, onun.. evet, renginizi belli etmeyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzleyicilerimize bu tutku ile bir örnek verilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Çelik Gülersoy da gerçekten kitaba müptela derecesinde bağlı, hakkaten kitabı çok seven bir adamdı. Ben yaşamadım ama ustamdan dinlediydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-aKqo_O6M4xk/TZnPSeyQ3vI/AAAAAAAAFvM/x0Y9d44YMoc/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN6941.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-aKqo_O6M4xk/TZnPSeyQ3vI/AAAAAAAAFvM/x0Y9d44YMoc/s200/Copy%2Bof%2BDSCN6941.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591728328765660914" /&gt;&lt;/a&gt;Çelik Bey'in zamanında çok aradığı bir kitabı, bir keresinde ona haber verdiklerini, Çelik Bey'in bizzat, taa Beyazıt’a kadar geldiğini, kitabı önüne koydukları andan itibaren kitabı koltuğunun altına sıkıştırıp önce koltuğunun altına sıkıştırıp parayı daha sonra ödediğini, yani hani parayı öderken bile vazgeçerler, kitap bilen birisi gelip de alır filan gibi düşüncelerle önce kitabı koltuğunun altına sıkıştırdığını, parayı sonra ödediğini, parayı öyle.. kapıp ve kaçtığını anlatırlar. Şimdi gerçek, hakikaten kitabı bu derece aşkla seven insanların, yani pazarlık bittikten sonra, kitap sizden çıkıp ona geçtikten sonra ve siz de paranızı aldıktan sonra ki bu dükkandan çıkışıyla, önceki girişi arasında da muhteşem bir farklılaşma olduğunu da biz görür ve hissederiz. O belli ki o akşam çok mutlu ve o akşam büyük bir ihtimalle geceyi o kitapla geçirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püzant Bey, 'gözlerimizin ferı parlar,' dedi. Nedret Bey,'dükkandan çıkışıyla, önceki girişi arasında muhteşem bir farklılaşma olduğunu da biz görür ve hissederiz,' dedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-BwX0AT6DbHY/TZnMjAuyOBI/AAAAAAAAFvE/NS7kEJ-yOlc/s1600/DSCN6757.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-BwX0AT6DbHY/TZnMjAuyOBI/AAAAAAAAFvE/NS7kEJ-yOlc/s200/DSCN6757.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5591725314220898322" /&gt;&lt;/a&gt;Burada aradığını bulan bir aşık var sanki, aradığı kitabı bulan o gece belki başının altına koyup öyle uyumuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet yani Tekin Bey! Açıkcası bir zifaf hadisesi söz konusudur, o kitapla yani o denli bir şey var. Yani ben öyle, zaman zaman mesela ben de kendimce diğer arkadaşlardan kitap aldığım zaman, zaman zaman bu espriyi yapardım. u gece bunla birlikteyiz falan, bu gece bu kitapla çıkacağız filan diye espri yaparız aramızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Temmuz 2010, Beyoğlu, İstanbul.&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5653280671460280975?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5653280671460280975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/bugun-4-nisan-sahaf-kitap-blog-bir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5653280671460280975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5653280671460280975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/04/bugun-4-nisan-sahaf-kitap-blog-bir.html' title='Sahaf kitap, işte bu blog bir yaşında!  etkinlik ilerledikçe bir de &apos;kitap aşkı&apos; diye bir tanım ortaya çıktı. Turkuaz&apos;da Nedret Bey ve Püzant Bey...'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-gr8ooAzEHP4/TZnJjM1ku_I/AAAAAAAAFu8/USPNhOxr6fI/s72-c/Copy%2Bof%2BDSCN6945.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1868348984786765410</id><published>2011-03-22T07:45:00.000-07:00</published><updated>2011-10-08T00:21:54.932-07:00</updated><title type='text'>Beyoğlu, Galatasaray'da bir pasaj var: Aslıhan. Kendi yolunun yolcuları olan kitapları ağırlayan Aslıhan'da Sayın Ümit Nar ile söyleşi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-iTzeh6uBesk/TYi2acbq6LI/AAAAAAAAFuE/myx6vOHBBBg/s1600/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BDSCN8271.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 196px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-iTzeh6uBesk/TYi2acbq6LI/AAAAAAAAFuE/myx6vOHBBBg/s200/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BDSCN8271.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586915903178205362" /&gt;&lt;/a&gt;Sahaf kitap blog kendi yolunda ilerliyor. Olgusu ve konusu ile yol çok yazıldı. O yolun yolcusu, türü çağrışıma açık bir söylem var. Kitap ve yol! Sahaf kitap blog kendi yolunda ilerliyor, tümcesi bakın bizi nereye sürecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol, insanlar içinse, çıkmaz bir yol olmasın, derler. Bir gerçek var! Her insan, kendi yolunun yalnız yolcusudur. Kendi özel konusu nedeniyle bu böyledir. İki yalın anlamda böyledir. Her insan, öteki insanlarla bir yolda düşe kalka yaşam uğraşısı verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eril, dişil oluşuna, ya yaşına göre o insan, ilgisiz öteki insanlarla yaşamak zorunda kalabilir. Oysa o insan kendi yolunun yolcusu olmaktan başka bir yol tanımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyoğlu, Galatasaray'da bir pasaj var. Burası kitap, sahaf ya da ikinci el kitap, her neyse kendi yolunun yolcusu olan ve kendi yolunun yolcularını ağırlayan bir uğrak yeridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslıhan denir, adres soranlar için. Aslı Han olan bu yer kendi yolunun yolcuları olan kitapları ve onları arayıp soranları arkaik bir hancı özeniyle ağırlar. Benim de yolum buradan geçti. Bu kez Sayın Ümit Nar konuğumuz. Sahaf ve Kitap Fuarı temelinde olan söyleşiyi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 22 Mart 2011 Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-CKSmTjN99ak/TYi9bRwID5I/AAAAAAAAFuU/h9BLxqNt2BU/s400/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5586923614072475538" /&gt;&lt;/a&gt;Ümit Bey,kişisel merak diyebilir miyiz yaptığınız işe?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin Bey, evet, sahaflık biraz da kişisel birşey tam kişisel de değil yani burda bir şeyle uğraşıyorsak kitap eski ya da yeni.. aynı zamanda kendimiz için de bir şeyler yapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Kendimiz için de bir şeyler,’dedin. İçsel birşey mi?&lt;br /&gt;Mutlaka, çünkü.. ya da biraz evvelki arkadaşların gelmesi, yani birbirimize sürekli alıp veriyoruz. Onlardan bir şeyler öğreniyoruz. Bazen işte bilmediğimiz kitaplar geliyor onlar hakkında tavsiye alıyoruz, tavsiye ediyoruz. Şöyle  kabaca birşey söyleyim Tekin Bey, işte festival geçti, festivalde  kitap alımı yapıyorum ben, 1500 civarında kitap aldım ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festival, dedin.. izlenimler, gelenleri sınıflandırabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzlenimim şu, evet, fuarla ilgili.. gelenleri birkaç parçaya ayırmak mümkün. Okullar.. birincisi listeyle gelen, okullardan verilmiş listeyle gelenler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci sırada Ümit Bey neler var? Yazar listeleri yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var! İkincisi çevreden belletilmiş listeyle gelenler, yani herkes aynı kitapları soruyor, Elif Şafak Aşk, Halit Ziya Aşk-ı Memnu, bu da işte diziler ve gazete medya kitapları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki öbek kitap durumu belirdi. Hepsi bu kadar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır devam ediyorum, Üçüncü grup çarparak gelenler, öyle, 'otobüs duraklarının ordaydı zaten.. aaa burda birşey var bir bakalım ne oluyor,' deyip gelenler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırtıcı! Asıl şaşırtıcı olan, kitap kurtlarından söz etmediniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü, esas grupsa zaten fark ediyorsunuz, standlara geldiklerinde fazla bir şey sormadan gelirler sessizce rafların arasına geçerler kitapların arasında süzülmeye başlarlar. Kitapları incelerler kurcalarlar dokunurlar seçerler, onlara çok da fazla müdahaleye ihtiyaç yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ve ikinci öbekteki insanları yönlendirme yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet,onları yönlendirme ihtiyacı hissediyorsunuz, yani nokta olarak gelip şunu istiyor, çoğu zaman ben o yok ama size şunu öneririm deme ihtiyacı hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilişkide gerçek okuru nasıl ayırt ediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek okur içinse böyle bir şeye ihtiyaç yok, gerçek okur.. gerçek okur kitabı zaten biliyor, almak istediğini biliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iletişim yok mu? Hepsi bu kadar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almak istediğini bulduktan ya da bulamadıktan sonra sizinle bir şekilde iletişime  geçip kitaplar üzerine konuşup sizin tavsiyelerinize ya da önerdiğiniz kitaplara uyabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyoğlu, Galatasaray - İstanbul, Kasım 2010,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1868348984786765410?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1868348984786765410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/03/sahaf-kitap-blog-kendi-yolunda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1868348984786765410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1868348984786765410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/03/sahaf-kitap-blog-kendi-yolunda.html' title='Beyoğlu, Galatasaray&apos;da bir pasaj var: Aslıhan. Kendi yolunun yolcuları olan kitapları ağırlayan Aslıhan&apos;da Sayın Ümit Nar ile söyleşi'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-iTzeh6uBesk/TYi2acbq6LI/AAAAAAAAFuE/myx6vOHBBBg/s72-c/Copy%2B%25282%2529%2Bof%2BDSCN8271.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3800923667857826161</id><published>2011-01-25T05:18:00.000-08:00</published><updated>2011-01-25T07:55:09.814-08:00</updated><title type='text'>Orhan Veli  bir insan yaşamını nasıl doldurur ve Sayın Şeref Özsoy ile söyleşi 3. bölüm; Yirmi yedinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7QpEOVPZI/AAAAAAAAFUg/mWtYbleB4uw/s1600/DSCN8251.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 212px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7QpEOVPZI/AAAAAAAAFUg/mWtYbleB4uw/s320/DSCN8251.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566115593403579794" /&gt;&lt;/a&gt;İnsan erken yıllarda kitap kulvarına girerse ne olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kişi o yolcu olur mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen dünyada belki farklı insanlarla bir araya geldiğinde, haz vermeyen dahası istenç dışı yerde ve koşullarda yaşamak zorunda kaldığında o insan, kitaplarla daha derin bir yaşama sarılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleşide göreceğimiz gibi, burada konu bir anlamda çocuk/insan/kitap odağı olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan/çocuk bir gün aynaya baktığında kendisini büyümüş görür. Aaa bu nasıl oldu, diye ikirciklenmeye bile vakti yoktur. Kendisi seçmese bile bir rol verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok küçük yaşlarda başlayan kitap sırdaşlığı o çocuk insana, ileri yıllarda dayanma gücü verir. Ortak yaşama alanlarında paylaşım becerisi verir. Kısa sürelerde satranç taşını bir yerden öteye almada, hamle yapmada, yine kitap bir arkaplan olarak o kişinin yaşamına ortaklık eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri için yaşamı çekilmez kıldığı da söylenir. Sorun da buradadır! Şöyle ki kimileri için ise yaşamı çekilmez yaptığı söylenemez. Kitap zorda ve yaşamı çekilir kılmada giz verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap ve o çocuk/insan; sonraları yolları ayrılabilir onların. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap yitse yok olsa bile izi kalır. Sayın Özsoy; 'Benim şöyle bir avantajım vardı,' diyor. 'İlkokula gitmeden,komşumuz, benim ilkokul öğretmenim olacağı belli olan Aysel Yiğit'ti. Onun sayesinde okula gitmeden okuma yazma öğrendim. Zaten civarımızdaki birçok arkadaş aynı durumdaydı. Kitap sevgisi de onun kendi kütüphanesinden bize verip okuttuğu kitaplarla bir yerlere geldi.' Söyleşinin üçüncü bölümünü...&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm, 25 Ocak 2011.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7XcpkyVyI/AAAAAAAAFUo/KQ7MW1VPQwk/s1600/DSCN8250.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 248px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7XcpkyVyI/AAAAAAAAFUo/KQ7MW1VPQwk/s400/DSCN8250.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566123076672968482" /&gt;&lt;/a&gt;T:Birkaç ilk kitabı ya ilk kitabın adını hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;Ş: Açıkca o kadar net hatırlamıyorum ama ilk okuduğum, bana ilk verilen şiir kitabı Orhan Veli’ydi. Tabii o ilkokul sıralarındaydı, ama hani.. şimdi Orhan Veli nin özelliğine gireyim, Aysel hocamın bana verdiği Orhan Veli şiirleri ilkokuldan sonra o kadar etkiledi ki ben daha sonra Orhan Veli’nin hayatını yazdım, onun üzerine çalışmalar, araştırmalar yaptım. Orhan Veli için bir müze sayılabilecek bir şiirevi açtım, onun hakkındaki her şey orada. &lt;br /&gt;T: Kaç yaşında başladı bu coşku ve tutku?&lt;br /&gt;Ş: Yani işte ilk şiirlerini okuduktan sonra 'hocama kim bu' diye sormaya başladığımda o başka kitaplar vermeye başlamıştı o konu için.&lt;br /&gt;T: Şeref Bey, sizi bu kadar etkileyen İlk kitabın adı neydi?&lt;br /&gt;Ş: Orhan Veli’nin bütün şiirleri.&lt;br /&gt;T: Orhan Veli’nin bütün şiirleri.. neler yaptınız o müzede?&lt;br /&gt;Ş: Orhan Veli’nin ilk baskı kitaplarından imzalı kitaplarına, el yazılarına, yazdığı dergilerden çıkarttığı dergilere, dünyada çevrildiği bütün dillerden kasetler, CD’ler plaklar, ayraçlar, özel objeler, büst, karikatür, portre, aka gelebilecek herşey.&lt;br /&gt;T: Bu biriktirme ve ekonomik kaynaklar.. nasıl sürdü?&lt;br /&gt;Ş: Elime geçtikçe öğrenci harçlıklarıyla topladığım, sonra para kazanmaya başladıkça müzayedelerden aldığım topladığım şeyler oldu, ve bir aksilik olmazsa kısa bir süre sonra da burda bir şiir kütüphanesi olacak ..mesela Orha Veli’nin şu ana kadar bütün eserlerinde olmayan şiirler çeviriler yazılar var elimizde.&lt;br /&gt;T: Şeref Bey, tamam siz çok büyülendiniz de ben tanımıyorum! Orhan Veli’yi bize nasıl tanıtacaksınız? Siz bana birkaç sözcükle Orhan Veli’yi nasıl tanımlayacaksınız betimleyeceksiniz? Yani bir de şu.. soruya şurdan başlayalım, bu soru kalsın burda, aynen yani devam ediyor, sizde ilk etkisiyle bugünkü etkisi arasında bir fark var mı? Büyüdü mü küçüldü mü?&lt;br /&gt;Ş. Yani hep büyüyor, hep artıyor ve kimi zaman da çok önemsiz olan bir şiir birdenbire çok önemli bir hale de gelebiliyor. Bu daha çok şiirin hikayeleri ya da şiirle ilgili bir şeyleri öğrendiğim zaman artıyor, mesela sereserpe şiiri romantik bir şiir gibi gelirdi bana ama o sereserpe şiirinin yazıldığı kadınla tanışınca bambaşka bir hale geldi bu şiir.&lt;br /&gt;T: Bir değişime mi uğradı mesela kafanızda.&lt;br /&gt;Ş. Kafamda değişime uğramaktan çok etkileyiciliği hani duygusal kısmı  ağır basmaya başladı. &lt;br /&gt;T: O zaman soru tammalanmış olıyor, o ilk başlardaki etkiisyle bugünkü etkisi..&lt;br /&gt;Ş: İlk başlardaki etkisi kesinlikle hani çocuk aklımla, doğru düzgün, hani ben bana verilen herşeyi okuyordum ama birçoğundan birşey de anlamıyordum, ben ilkokulda bütün klasiklerin birçoğunu okuştum ama birşey de anlamıyordum hani okuyordum. Ama bir süre sonra farkına vardım ki aslında farkına varmadığım şeyler benim hayatımı şekillendirip dünyaya bakış açımı biçimlendiren şeyler olmuştu. Yani bilinç dışı bir şekilde.&lt;br /&gt;T: Bunları sonradan mı farkettiniz?&lt;br /&gt;Ş: Tabii tabii, onların beni şekillendirdiğini, o zaman okurken anlamadığım mesela bir Dostoyevski okuuduğumda anlamazken şimdi hani geriye dönip baktığımda benim hayatıma yön veren şeylerin bunlar olduğunu görüyorum.&lt;br /&gt;T:Yön veren şeyler,dedin. Dostoyevski de bunun içinde mi?&lt;br /&gt;Ş: Tabii içinde! Orhan Veli, şiirin ne olduğunu bilmeyen bir insanken hani okuyup da şiirin büyüsüne kapılmamı sağlamış bir şair. Bu bir yandan belki 'işte çok basit yazıyor' noktasına da getirilebilir ama.. bugün birçok ilkokul öğrencisi ödev için geliyorlar, onlarla sohbet ediyoruz, benim hissettiklerimi hissediyorlar. Bence 'bu çok kolay yazılabilir' diye bakmıyorlar, onları etkilediği için. Sanırım bu onlu yaşlardaki çocuklar, bizim yaşlara geldikleri zaman da aynı etkileyicilik onlarda da artarak gidecek.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7jOyUZnYI/AAAAAAAAFU4/D7q15ASxGzs/s1600/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 171px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7jOyUZnYI/AAAAAAAAFU4/D7q15ASxGzs/s400/Copy%2Bof%2BDSCN8271.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5566136032641523074" /&gt;&lt;/a&gt;19 Agustos 2010, Beyoğlu, Büyükparmakkapı&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3800923667857826161?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3800923667857826161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/01/seref-ozsoy-ile-soylesi-3-bolum-yirmi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3800923667857826161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3800923667857826161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/01/seref-ozsoy-ile-soylesi-3-bolum-yirmi.html' title='Orhan Veli  bir insan yaşamını nasıl doldurur ve Sayın Şeref Özsoy ile söyleşi 3. bölüm; Yirmi yedinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TT7QpEOVPZI/AAAAAAAAFUg/mWtYbleB4uw/s72-c/DSCN8251.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5877617864842088201</id><published>2011-01-17T08:45:00.001-08:00</published><updated>2011-08-08T23:16:35.366-07:00</updated><title type='text'>Kitap giz vermeye başlar başlamaz, çocuk/insan kendisine bir sırdaş bulmuş olur... Sayın Şeref Özsoy ile söyleşinin 2. bölümü; Yirmi altıncı yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTRy7AXprRI/AAAAAAAAFRA/-FlEjO9C5_s/s1600/DSCN8235.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 319px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTRy7AXprRI/AAAAAAAAFRA/-FlEjO9C5_s/s320/DSCN8235.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563197797746453778" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşamı, kitap ile bir noktaya getirmek de var bu işin başında. İşin başında diyorum, çünkü görünen köy klavuz istemez, diye bir atasözü de var Türkçe’de.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yan yana gelen harfler ve simgelerle yola çıkar her kitap, dedim. Şöyle ki, o yanyana gelen simgeler, gizlerini vermeye başlar başlamaz, o kişinin yaşamı kitapla başlar ve kitapla sona erer. Bu nedenle ‘yaşamı, kitap ile bir noktaya getirmek de var bu işin başında’dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap giz vermeye başlar başlamaz, çocuk/insan kendisine bir sırdaş bulmuş olur. Anneden, babadan ve yakınlardaki insanlardan daha yakın, daha sırdaş bir ilişki başlar çocuk insan ile kitap arasında. Her kitap kendi yolunda gitse, çocuk insan, o kitap sayfalarıyla yola çıkmış olur bir kez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yol ayrılabilir. Olsun! Bu kez bir kitaptan ötekine geçer çocuk/insan ve çocukluktan çıkar. İnsan erken yıllarda kitap kulvarına girerse, o kişi o yolun yolcusu olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarla farklı ilişki kuranlardan, kendi tanımı ile “..hayatını biraz daha kitaba ve yaşamını bu noktaya getiren..” Şeref Özsoy ile söyleşinin 2. bölümü izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm, 17 Ocak 2011.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTR0nfKB1dI/AAAAAAAAFRI/NLzRSj2PDnE/s1600/DSCN8250.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTR0nfKB1dI/AAAAAAAAFRI/NLzRSj2PDnE/s400/DSCN8250.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5563199661436687826" /&gt;&lt;/a&gt;T: Şeref Bey, kaç kardeşsiniz?&lt;br /&gt;Ş: Üç kardeşiz ve en küçükleriyim.&lt;br /&gt;T: Onlarda kitapla böyle bir ilgi, ilişki var mı?&lt;br /&gt;Ş: Okurlar, okurlar mutlaka çok fazla ama onlar benim gibi  hayatlarını kitaba ve yaşamlarını bu noktaya getirmediler.&lt;br /&gt;T: Babanızda annenizde, amca, dayı.. kitap merakı var mı?&lt;br /&gt;Ş: Yok! Yok! Sülalede neredeyse yok...&lt;br /&gt;T: Şeref Bey ortaokul nerelerde, hangi okullarıdan geçtiniz?&lt;br /&gt;Ş: Hepsi burda, İstanbul’da Marmara Üniversitesi, 97’den beri de bu işi yapıyorum.&lt;br /&gt;T: 1997’den beri, dediniz. Ben de baba mesleği mi diyeceğim!&lt;br /&gt;Ş: Yok! Yok ben, kendi keyfim! daha çok çocukluğumda bana getirilen nerdeyse tek hediye kitaptı.&lt;br /&gt;T: Kitaplar içindesiniz.. size verdikleri nedir?&lt;br /&gt;Ş: Yaşadığım her mekan böyle benim. Bu alan çok rahat ettiğim bir alan, şiir evine bir dahaki İstanbul’a gelişinizde şiir evinde ağırlarım sizi. Orda binlerce kitabımız var.  Şu an kapalı, hani tadilat yapılacak, işte yetiştirilebilirse o şiir kütüphanesi şekillendirilecek filan. Bir dahaki geldiğinizde beklerim. Keza işte evimde de, tuvaletimde bile okunmayı bekleyen kitaplar ya da hani.. her yan dolu yine, raflar...&lt;br /&gt;T: Kitap değil etkileyen kütüp, dediniz. Hangi türler?&lt;br /&gt;Ş: İşte, hiç beğenmeyeceğim bir şairin şiir kitabı bile, bende yoksa alıp biriktiriyorum. Birkaç şiirine bakıyorum ama, ah çok kötü kitapmış bu lanet olsun diyebiliyorum ama, o yine kütüphanemdeki yerini alıyor ve asıl işte şiir kütüphanesi de bu şekilde oluştu.&lt;br /&gt;T: Şiir dediniz. Aranacak olursa, kimler var ?&lt;br /&gt;Ş: İşte Özdemir Asaf var, Nazım Hikmet var, Halim Şefik var, Hurşit Orhun var, Salah Birsel var, belki ismini duyamayacağınız iki tane Ermeni şair var.&lt;br /&gt;T: Ermenilar de Türkçe mi yazıyorlar?&lt;br /&gt;Ş: Türkçe yazmışlar, Cançukyan’la Kalutsyan. Bunlar, Orhan Veli Melih Cevdet, Oktay Rıfat "Garip" kitabını çıkarttıkları 1941 senesinde bu iki şair de bir araya gelip Balkız diye bir şiir kitabı çıkarmışlar. Aynı mantalitedeki aynı tür rahat okunan o keyifli Türkçedeki şiirler onlar da. İşte kütüphanenin en önemli eserlerinden biri de o kitap.&lt;br /&gt;T: Farklı bir yere giderken, kitabın geleceği var mı?&lt;br /&gt;Ş: Şimdi teknolojinin geleceği var mı diye.. teknoloji gelişiyor, hani kitapta da kütüp olarak devamlı artıyor sayımız. Hani bunun için teknolojinin geleceği çok açık, çok şeyler olacak edecek falan. Hatta belki kitap hani e-book tarzındaki dönüşümler, farklı okumalar vesaireler falan çıkacaktır ama kitabın geleceği hep kitap olarak devam edecek bence.(Sürecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Agustos 2010, Beyoğlu, Büyükparmakkapı&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5877617864842088201?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5877617864842088201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/01/yasam-kitap-ile-bir-noktaya-getirmek-de.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5877617864842088201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5877617864842088201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2011/01/yasam-kitap-ile-bir-noktaya-getirmek-de.html' title='Kitap giz vermeye başlar başlamaz, çocuk/insan kendisine bir sırdaş bulmuş olur... Sayın Şeref Özsoy ile söyleşinin 2. bölümü; Yirmi altıncı yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TTRy7AXprRI/AAAAAAAAFRA/-FlEjO9C5_s/s72-c/DSCN8235.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8418518365941169971</id><published>2010-10-03T06:27:00.000-07:00</published><updated>2010-10-04T02:23:56.975-07:00</updated><title type='text'>Her kitap kendi yolunda gider ve Şeref Özsoy  ile söyleşi; Yirmi beşinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKiG6VadrNI/AAAAAAAAEzQ/YxUk5XFXaRA/s1600/DSCN8242.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 114px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKiG6VadrNI/AAAAAAAAEzQ/YxUk5XFXaRA/s200/DSCN8242.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523813279708589266" /&gt;&lt;/a&gt;Yan yana gelen harfler ve simgelerle yola çıkar her kitap. Her kitap kendi yolunda gitse de evet, bir süre konusu ile kendi yolunda gitse de sonunda ortak payda işler. 'Lüzumsuz' diyenler çıkar. Çağını yitirmiş diye bakanlar da çıkabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişen dünyada ve farklı insanlara kaldığında, bazı kitaplar kendilerini bir çuval içinde bulur. Kitap intihar eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitaplarla farklı ilişki kuran insanlar var. Bunlardan birisi, kendi tanımı ile “..hayatını biraz daha kitaba ve yaşamını bu noktaya getiren..” Şeref Özsoy konuğumuz bugün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKiICgcgNuI/AAAAAAAAEzY/kAzlCgbNp40/s1600/DSCN8244.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKiICgcgNuI/AAAAAAAAEzY/kAzlCgbNp40/s400/DSCN8244.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523814519620515554" /&gt;&lt;/a&gt;T: Şeref Bey, Siz sahaf mısınız, kitapçı mısınız?&lt;br /&gt;Ş: Şimdi aslında ben hani.. ikinci el kitap satıyorum. Şimdi hani, sahaf dediğimizde geçen görüştüğümüzde.. Emin Nedret sahaftır, Halil abi vardır, o sahaftır. Çünkü bence sahafın birkaç dil bilmesi gerekiyor, dünyaya biraz ayrı bakabilmesi gerekiyor. Osmanlıca bilmesi gerekiyor bizim kültürümüz nedeniyle. Yabancı dil dediğimiz zaman, hani bizim kültürümüzden baktığımız zaman Arapçası Farsçası giriyor işin içine. İngilizce, Fransızca, Almanca değil. &lt;br /&gt;T: Sahaflık dönemlere göre ayrılır mı?&lt;br /&gt;Ş: Evet, ama bununla birlikte Türk tarihi ya da bizim gerimize gitmesi gerekiyor ama benim öyle bir bilgi birkimim yok. Ben cumhuriyet dönemi kitaplarına daha hakimim. İşte hani bazı özel koleksiyonlarda.. işte ne bileyim bilimkurgu kitaplar olsun, ya da imzalı kitaplar gibi, detaylı elyazmalarında falan, bir miktar koleksiyon, bir miktar da hani o konuda daha çok birikimim var. Bir imzalı  kitap dükkanı açacak olsam o zaman sahaf diyebilirim. Mesela sadece imzalı kitap satılacak olsa orada, o konuda binlerce kitabım olmuş olsa, o zaman sahaf diyebilirim kendime, ama şu an ben ikinci el kitap satıyorum. Sahaf sayılmam ama meslek olarak tabiri de bu. Ama büyüklerimizin yanında ben ikinci el kitap satıyorum deyip boynumu bükerim.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmTfoNuDoI/AAAAAAAAEzg/wyjpkWY7h90/s1600/DSCN8249.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 162px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmTfoNuDoI/AAAAAAAAEzg/wyjpkWY7h90/s200/DSCN8249.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524108589526814338" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Yoldan geçen birisi sordu! Ne diyeceğiz? Sahaf mı?&lt;br /&gt;Ş: Yani şimdi yoldan geçen bir insanla konuşurken hani, evet dışarından baktığınızda ikinci el kitap satan herkes sahaf olarak gözüküyor ama bu işin içindeki insanlar arasında ben ilk kademelerdeyim.&lt;br /&gt;T: Yaşayarak kitabı betimleme diye bir konu, ‘bu alan’ dediniz, ‘bu alanda rahat ediyorum,’ dediniz. Bu alan  kitaplarla olduğu için mi rahat ediyorsunuz?&lt;br /&gt;Ş: Şimdi kütüp, biliyorsunuz kitabın çoğuludur, kütüphane de kitaplar. Onun için kitap değil beni etkileyen, kütüp.&lt;br /&gt;T: Tekil değil, kitaplarla çoğul olma duyumu mu bu? &lt;br /&gt;Ş: Tabii. Şimdi bir tane.. hep çantada birkaç tane kitap taşırım, okumaktır o. Farklıdır ama hiç okumadığım kitaplar, okumayacağım kitaplar da beni etkiliyor. Mesela felsefe kitapları bana ağır geliyor, ben felsefeyi anlamıyorum, almıyor benim kafam. Çünkü eğitimim benim, teknik eğitim almışım sekiz on yıl boyunca, farklı bir dünya felsefe benim için, ama felsefe kitapları da beni etkiliyor. &lt;br /&gt;T: Edebiyat alanında özel bir dal seçimi olsa?&lt;br /&gt;Ş; Edebiyat alanında özellikle şiir. Edebiyat, şiir, romanları biriktirmek, işte, hiç beğenmeyeceğim bir şairin şiir kitabı bile bende yoksa işte.. bakıp biriktiriyorum. Birkaç şiirine bakıyorum ama, ah çok kötü kitapmış bu diyebiliyorum ama o yine kütüphanemdeki yerini alıyor.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmTzd5MaWI/AAAAAAAAEzo/B7EKqhjep7E/s1600/DSCN8247.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmTzd5MaWI/AAAAAAAAEzo/B7EKqhjep7E/s200/DSCN8247.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524108930353752418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Kendiniz için de biriktiriyorsunuz galiba. Bu nasıl oluştu, kitapların sayısı belli mi?&lt;br /&gt;Ş: Asıl işte şiir kütüphanesi de bu şekilde oluştu. Şu an sanırım beş altı bin tane şiir kitabı var. Bunların kataloglanması, şair adına göre derecelendirilip o şairlerin eksik kitaplarının toplanmasına filan gidilecek önümüzdeki dönemlerde.&lt;br /&gt;T: Şeref Bey, nasıl oldu? Bir çeken mi oldu?&lt;br /&gt;Ş: Yoo, yoo ben.. kendi keyfim.. daha çok çocukluğumda bana getirilen nerdeyse tek hediye kitaptı. &lt;br /&gt;T:‘Nüfusa kayıtlı olarak Bünyan Kayseri,’ dediniz. Biriktirme o yıllara mı dayanıyor?&lt;br /&gt;Ş: Hepsi burda, 97’den beri bu işi yapıyorum. İstanbul’da okudum, doğdum büyüdüm sayıyorum. Çok genç yaşlarda bile çok fazla kitabım vardı ve çok fazla ödünç veriyordum onları. Ama gidenler gelmiyordu, doğal olarak ve bir süre sonra bari ben bu işi yapayım dedim. Evet, gidenler gelmeyince.. bari böyle gitsin de gelmesin diyerek.. böyle bu işe giriştik.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmUM68-hRI/AAAAAAAAEzw/tsdWJ4qbdYs/s1600/DSCN8254.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKmUM68-hRI/AAAAAAAAEzw/tsdWJ4qbdYs/s200/DSCN8254.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524109367650977042" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Babanızın annenizin  mesleği, onlar da kitapçı mı?&lt;br /&gt;Ş: Yoo, annem ev hanımı, babam serbest ticaretle uğraşıyordu.&lt;br /&gt;T: Sizin kitapla karşılaşmanız, ilk göz ağrısı nasıl oldu?&lt;br /&gt;Ş: Benim şöyle bir avantajım vardı, ilkokula gitmeden, kapı komşumuz, benim ilkokul öğretmenim olacağı belli olan Aysel Yiğit'ti. İlkokul hocam, onun sayesinde.. işte onun çabasıyla ben okula gitmeden okuma yazma öğrenmiştim. Beşiktaş, 50. Yıl Süheyla Artam İlköğretim Okulu. Okumayı öğrendim, zaten civarımızdaki birçok arkadaş aynı durumdaydı. Aysel hocamız sayesinde ve kitap sevgisi de onun kendi kütüphanesinden bize verip okuttuğu kitaplarla bir yerlere geldi. (Sürecek)&lt;br /&gt;19 Agustos 2010, Beyoğlu, Büyükparmakkapı&lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8418518365941169971?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8418518365941169971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/10/her-kitap-kendi-yolunda-gider-ve-yirmi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8418518365941169971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8418518365941169971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/10/her-kitap-kendi-yolunda-gider-ve-yirmi.html' title='Her kitap kendi yolunda gider ve Şeref Özsoy  ile söyleşi; Yirmi beşinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKiG6VadrNI/AAAAAAAAEzQ/YxUk5XFXaRA/s72-c/DSCN8242.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4639571401779795556</id><published>2010-10-01T03:59:00.000-07:00</published><updated>2011-03-22T07:52:52.801-07:00</updated><title type='text'>Baba ile oğul, anne ile evlat, kardeş kardeş olduğu halde, kitap gelince yol ayrılır. Örnek mi işte, Serkan Özburun ile söyleşi; Yirmi dördüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW_22DN1kI/AAAAAAAAEvI/dxom2bjawzM/s1600/DSCN8268.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW_22DN1kI/AAAAAAAAEvI/dxom2bjawzM/s200/DSCN8268.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523031466982626882" /&gt;&lt;/a&gt;Yol konusunda çok yazıldı. Bir de 'o yolun yolcusu,' denir Türkçede. Evet, kitap da o yolun yolcusu olur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yalın anlamda böyle; a)Her kitap, kendi yolunun yalnız yolcusudur, b)Her kitap, öteki kitaplarla bir yolda düşe kalka yaşam uğraşısı verir. Konusuna göre kitap, ilgisiz öteki alanda yazılmış kitaplarla bir çuvala konulur. Oysa o kitap kendi yolunun yolcusu olmaktan başka bir yol tanımaz. Ne var ki o, bir kez kitap tanımı altında anılmıştır. Yolunu kimse sormaz bu kitabın. Yaşam, kendi yolunda yolcu olan o kitabı bir gün bir çuval içine alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kitap için başlayan ortak yol ise bir ormandan geçer. Ağaç ile başlayan bir öykü, demek daha doğru. Böylece insan ağaç ilişkisi, insan kitap ilişkisine dönüşür. Bu ortaklık acılar ve sevinçlerle bir yol açar. Ortak payda nasıl ki ağaç ise, kitaplardaki öteki bir ortak payda insan olur. Yol burada çatallaşır. İnsanlar yol yol ayrılır kitaplar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba ile oğul, anne ile evlat, kardeş kardeş olduğu halde, kitap gelince yol ayrılır. İşte böyle; Hacıbektaş (1972) dört kardeşten  üçüncüsü, kendi tanımı ile; 'yaklaşık 20 yıldır yayın dünyasında ve kitap dünyasındayım. Yedi yıldır da profesyonel anlamda kitapçılık, Sahaflık yapıyorum,' diyen Serkan Özburun söyleşini birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1 Ekim 2011, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXEvpMU0XI/AAAAAAAAEvQ/oBrw0kHa5I4/s1600/DSCN8259.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 386px; height: 258px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXEvpMU0XI/AAAAAAAAEvQ/oBrw0kHa5I4/s400/DSCN8259.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523036840830226802" /&gt;&lt;/a&gt;T: Serkan  Bey sizi biraz önce tanıdık. Yaşamış kitaplar arasında yaşıyorsunuz. Yaşamış, gün görmüş kitaplarla soluk alıp veriyorsunuz. Türkiye’de sahaf var mı sizce?&lt;br /&gt;S: Şimdi gerçek sahafın herşeyden önce bilgi donanımının sağlam olması lazım.&lt;br /&gt;T: Sahaf derken.. donanım derken.. ne demek sahaf? &lt;br /&gt;S: Yani kitapların biyografisini bilen insandır sahaf. Onun kimliğini çıkarabilendir, yani kimlik numarasını bilendir. Onun kafasına girer ve onunla ilgili ne lazımsa size sunar, budur sahaf. Bilgisayardan farklı tarafı da budur. Bilgisayar size hangi kitabın ne kadar basıldığını, belki  şu anda o imkanlar onu da sunuyor ama, basılırken neler olduğunu, işte.. dünyada nerelerde bulunduğunu, yıpranmışlık değerini, işte.. kağıdın cinsini yani epey bi donanım ister.&lt;br /&gt;T: Şöyle, şu yöne bir yol alalım, Serkan Özburun'un arkaplanında ne var ve kitap size nasıl ulaştı? Yani kitapla bu kadar ilişkili olmak nereden geliyor, annenizin babanızın kitap merakı var mıydı? &lt;br /&gt;S: Yok, yani ben çiftçi bir ailenin çocuğuyum. Orta Anadolu'dan, yani belki de kitabi bilgi anlamında hiçbir bilgisi olmayan bir ailenin çocuğuyum.&lt;br /&gt;T: 'Kitabi bilgisi olmayan bir aile,' dediniz. Açar mısınız? &lt;br /&gt;S: Kitapla.. tabii ki.. yani, kitapla ilgili yani herhangi bir.. ömründe babam hiçbir kitap okumamıştır, annem de hiçbir kitap okumamıştır. Ben böyle bir ailenin çocuğuyum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXHsT3SG8I/AAAAAAAAEvY/UIW8YvgRvis/s1600/DSCN8260.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 124px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXHsT3SG8I/AAAAAAAAEvY/UIW8YvgRvis/s200/DSCN8260.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523040082100100034" /&gt;&lt;/a&gt;T: Kitap konusu.. kitap size nasıl dokundu, siz ve kitap.. ilk nasıl oldu?&lt;br /&gt;S: Evet, yani ilkokulda işte.. kütüphanedeki kitaplar, işte ders kitaplarımız, işte maarif takvimlerinin arkasını okuyup ezberlemeler. O yani sizin bilgiye olan merakınızla ilgili. Ama mesela benim ilk aldığım okuduğum kitap Don Kişot’tur.&lt;br /&gt;T: Serkan Bey Don Kişot’u okudunuz! Nerede kaç yaşında ona dokundunuz? İlkokulda mı başladı?&lt;br /&gt;S: Yani kaç! Sekiz dokuz zannediyorum, o civarda. Yani aslında bu insanın kendi içinde bir öz. &lt;br /&gt;T: Okulun kütüphanesinden mi geldi?&lt;br /&gt;S: Yok, satın aldım. Hacıbektaş’ta satın aldığım kitaplardan birisidir. Yani kendi paramla aldığım bir kitaptır. Belki de o günden bu güne, kitap dünyasının, bilgi dünyasının kısmen Don Kişotluğunu yaparım. Belki bir ruh, iz bırakmıştır üzerimde. Zaten belki de karşı tarafın kitaptan bu kadar yoksun oluşu... mesela babamın herkese söylediği şuydu, 'oğlum okursanız okuyun, okumazsanız okumayın, bu sizin hayatınız!' Yani mesela, ne bizi gidip okula yazdırdı ne bir gün okulumuza geldi, 'ne haliniz varsa görün' dedi. Ama benim kardeşim de televizyoncu ve yazardır, ben de öyleyim, diğer kardeşlerim de öyle. Dolayısıyla belki de ailedeki o yoksunluk bizi böyle bir arayışa itmiş olabilir diye düşünüyorum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXLgZoaXSI/AAAAAAAAEvg/62-9Io7JlCQ/s1600/DSCN8258.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 117px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKXLgZoaXSI/AAAAAAAAEvg/62-9Io7JlCQ/s200/DSCN8258.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523044275536420130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Babanız çiftçi, tarlası, bahçesi olan bir insan. Orada sürüyor yaşamı değil mi?&lt;br /&gt;S: Çiftçi, evet!  Hacıbektaş’ta, orda.. Hala bir kitap okumuşluğu yok, kitaplardan nefret ediyor. &lt;br /&gt;T: Arada bir ziyaret ediyorsunuz.&lt;br /&gt;S: Yani, öyle.. yılda bir görüşüyoruz. &lt;br /&gt;T: ‘Kitaplardan nefret ediyor,’ dediniz. Bu söylenebilir mi?&lt;br /&gt;S: Nefret etmese de.. şimdi tabii ki onun haklı olduğu taraflar var. Mesela bütün oğulları okumuş, üniversiteleri bitirmiş. Birkaç yabancı dil bilen çocuklara sahip ve o görüyor. Diyor ki, oğlum diyor, sizleri mutsuz görüyorum, ve bu mutsuz oluşunuzun bilgiyle bir alakası var. Yani bilgili insanların hayatta doğru tercihler yaptıklarına inanmıyor o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Agustos 2010, Beyoğlu, Büyükparmakkapı &lt;br /&gt;Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4639571401779795556?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4639571401779795556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/10/yirmi-dorduncu-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4639571401779795556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4639571401779795556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/10/yirmi-dorduncu-yaz.html' title='Baba ile oğul, anne ile evlat, kardeş kardeş olduğu halde, kitap gelince yol ayrılır. Örnek mi işte, Serkan Özburun ile söyleşi; Yirmi dördüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW_22DN1kI/AAAAAAAAEvI/dxom2bjawzM/s72-c/DSCN8268.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-163080578154142705</id><published>2010-09-30T01:51:00.000-07:00</published><updated>2010-10-01T05:08:41.874-07:00</updated><title type='text'>İnsan hem hukuk okuyacak hem de iktisat ve yine de kitaptan kopamaz...örnek mi!Mustafa  Baldan ile söyleşi ; Yirmi üçüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRQIzxRc2I/AAAAAAAAEtw/5bFYJk1pUqM/s1600/SANY0042.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRQIzxRc2I/AAAAAAAAEtw/5bFYJk1pUqM/s200/SANY0042.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522627155329119074" /&gt;&lt;/a&gt;Kitabın alıp götürdüğü bir dünya. Nereye? Yolculuk nereye? Kitaba dokununca yolculuk başlar. Ya da yolculuk olmaz da siz öyle sanın! Git! Git! Gittiniz! Gittiniz! Duracak yer var mı? Yine o sokaktayım işte. Bir kitap peşinde koşuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorup soruşturuyorum. Yok! O yok! Duracak bir yer arıyorum, o kitabı bulmaktan umut kestim. Yoruldum! Oturacak bir yer arıyorum. Sokakta yığınla kitap beni içeri çekti. Orada bir de ne göreyim! Kitaplar arasında bir yolcu.. durdum ve ona baktım. O hiç istifini bozmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mıyım yok muyum, oralı bile değil! ‘Hey arkadaş,’ diye seslensem, irkilebilir ve tavana dek yükselen kitaplara çarparak düşer. Kitaplarla böyle bir yolculuk az görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırak gitsin yoluna, dedim. Üstü, başı, elleri toz içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRSkHnO0DI/AAAAAAAAEt4/TP-SsO3CVI4/s1600/SANY0032.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 137px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRSkHnO0DI/AAAAAAAAEt4/TP-SsO3CVI4/s200/SANY0032.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522629823535435826" /&gt;&lt;/a&gt;Evet o denli gürültü yaptım ki sonunda irkildi ve geri döndü yolculuğundan. Gözleri kapalı. Huysuzlandı da! Ellerini açtı! Zor bir diyalog.. söke söke başladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hem hukuk okuyacak hem iktisat ve korkmayacak kitaptan! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek mi? Konya (1946) doğdumlu, hukuk ve iktisat okudum diyen hem de kitaptan kopamayan Mustafa Bey işte elleri toz içinde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elim toz olur diye, elimi sıkmadı! Söyleşiyi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRS7s-0geI/AAAAAAAAEuA/-nhCgqKnjR4/s1600/SANY0040.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRS7s-0geI/AAAAAAAAEuA/-nhCgqKnjR4/s400/SANY0040.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522630228703478242" /&gt;&lt;/a&gt;T: Sizi tanıyalım! İstanbul’da doğdunuz herhalde?&lt;br /&gt;M: Efendim ben Mustafa Baldan. Yok! Konya'da doğdum.&lt;br /&gt;T: Anneniz babanız öğretmen belki...&lt;br /&gt;M: Değil! hayır! Annem ev hanımı, babam işçi. &lt;br /&gt;T: Baba işçi! Şöyle yapalım! Kitabı nasıl tanıdınız ilk, yani kitap size nasıl dokundu? Kitap! Çünkü sizi buraya kadar getirdiğine göre bir cazibesi var herhalde kitabın.&lt;br /&gt;M: Efendim, kitapla tanışmak... nasıl söyleyim... &lt;br /&gt;T: İlk.. ilk kitap.. nasıl gördünüz ilk kitabı, nerede?&lt;br /&gt;M: Tabii, tabii.. Konya'da gördüm. &lt;br /&gt;T: Ailede kitap merakı var mıydı Mustafa Bey?&lt;br /&gt;M: Dayımda.. tabii vardı, dayım okumuş birisiydi. Onun evinde bir.. kütüphane demesek de sandığında bir dönem okuduğu kitaplar vardı. Ben o kitaplarla birgün onun izbesinde idim, o sandığında karşılaştım kitapla...&lt;br /&gt;T: Evet, ilk okuduğunuz kitap aklınızda mı, isim.. neler var?&lt;br /&gt;M: Birkaç tanesi.. o sandığın içinde hangi kitapların olduğunu aşağı yukarı hatırlıyorum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRXIeCj5_I/AAAAAAAAEuI/bUXhm8pEMf8/s1600/SANY0034.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 180px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRXIeCj5_I/AAAAAAAAEuI/bUXhm8pEMf8/s200/SANY0034.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522634846077446130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Peki hatırladığınız kitapları görelim bakalım.&lt;br /&gt;M: Efendim, aşağı yukarı her türden denebilecek, her türden kastım...&lt;br /&gt;T: Bir isim filan var mı?&lt;br /&gt;M: Var tabii! Var tabii, orda karşılaştığım romanlar vardı.&lt;br /&gt;T: Örneğin, yazarları?&lt;br /&gt;M: Tabii bugün edebi saymadığımız romanlar, örneğin Reşat Nuri vardı, Hüseyin Rahmi vardı, ama bunun yanında Esat Mahmut Karakurt ve Kerime Nadir ve bunlardan birer kitap daha vardı. Agah Sırrı Levent, Mustafa Nihat Özon.. edebiyat tarihleri vardı. İlk okuduğum kitaplar o sandıktan çıkan kitaplardı...&lt;br /&gt;T: Kitap sizi.. evet buraya kadar getirdiğine göre bir yol yürüdünüz. Bir yol! O yolu görelim! Kitap sizi uğraklar olarak nereye savurdu ve kitap olmasaydı ne olacaktı?&lt;br /&gt;M: Yani değiştirdi mi onu bilmiyorum ama.. yani işte kitapla bağlantı kurduktan sonra okuma hiç durmadı... &lt;br /&gt;T: Okuma hiç durmadı mı Mustafa Bey?&lt;br /&gt;M: Durmadı, sürekli okudum, bu arada dönem dönem yazma hevesim, hatta onların kimilerini yayınlama girişimim de oldu. Bu böylece sürdü geldi.&lt;br /&gt;T: Öğrenim, kitapla ilgili mi oldu öğreniminiz.. yoksa?&lt;br /&gt;M: Yok, bir süre hukuk okudum, ama hukuk bitmedi. Özel nedenlerle bitmedi, daha sonra iktisat fakültesini okudum, bitirdiğim okul iktisat fakültesi.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW81ZBHdZI/AAAAAAAAEuw/rV7WZk0WNd8/s1600/SANY0037.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 102px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW81ZBHdZI/AAAAAAAAEuw/rV7WZk0WNd8/s200/SANY0037.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523028143474439570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Buranın sahibi misiniz?&lt;br /&gt;M: Yok! Değilim. Ben birkaç gündür bir arkadaşımla birlikte burdayım.&lt;br /&gt;T: Kitabın geleceği var mı size göre?&lt;br /&gt;M: Gelecekten kastınız Tekin Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T: Gelecek dediğimiz! Yarın, daha sonraki dönem. Kitap yaşayacak mı?&lt;br /&gt;M: Kesinlikle!  Kesinlikle, yani biçim değiştirerek belki yaşayabileceği şeklinde iddialar var ama ben o kadar çok da biçim değiştireceğini düşünmüyorum. Elektronik ortamda çok kitap yayınlanmaya başladı, hatta kimi türlerde, bizim kağıt üzerine basılmış kitapları aştığı bile söyleniyor. Amazon geçtiğimiz ay böyle bir istatistik yayınladı ama kitap hep olacak ve  ve insanlar bu kağıtlara... &lt;br /&gt;T: Dokunacaklar demek ister gibi bir haliniz var...&lt;br /&gt;M: Bu toza toprağa işte, dokunacaklar evet...&lt;br /&gt;T: Peki Mustafa Bey, sizin ilgi alanınız.. kitap türleri içinde, diyelim ki demin söylediğiniz edebiyat tarihi.. roman..&lt;br /&gt;M: Evet, başlangıcından beri romanla edebiyatla sıkı ilişkim oldu, bitmeyen bir ilişkim. Ama daha sonra bu, sosyoloji, işte toplumbilim, tarih, şimdi atbaşı gidiyor diyebilirim,  yani tarih ve edebiyat olmak üzere.&lt;br /&gt;T: Genç bir adam, diyor ki ‘hocam, bu kitabı anlamıyorum, nedir bu kitap’, nasıl bir tanım yapalım? Kitap nedir diye sorsalar, sizin reçetenizi alalım...&lt;br /&gt;M: Haa yok! böyle bir reçete olabileceğini pek düşünmüyorum, yani bir biçimde kitapla bir bağlantı kurulur, yönelimler bir biçimde başlar, ondan sonra o yön üzerinde bir arayış olur. Yoksa!&lt;br /&gt;T: Peki kitabın çekip götüren, insanı.. sizi buraya kadar getirdiğine göre, bu nedir, bu cazibe? Bu çekim, kitapta ne var da böyle, insanı rezil de ediyor vezir de ediyor? Öyle derler mi? Yani bu memlekete göre konuşuyorum da.&lt;br /&gt;M: Yani, rezil eder mi bilmiyorum, haa yani belki de eder?&lt;br /&gt;T: Yani insanı alıp ordan oraya sokuyorsalar...&lt;br /&gt;M: Yani! Yani.. evet, evet...&lt;br /&gt;T: Ben biraz absürd konuştum tabii, &lt;br /&gt;M: Aa yoo, oraya.. bir yerlere sokarlar hele yanına bir dönem, bir yana kitap bir yana silah da koyuyorsanız, farklı yerlere de götürürler.&lt;br /&gt;T: Yandınız... Peki, demek ki bir çekim alanı var kitapta, Thomas More muydu bu Ütopya'yı yazan, biliyorsunuz başına gelenleri.. yani bir insanı rezil de eder vezir de... &lt;br /&gt;M: Haa onu kastediyorsunuz anladım. Tabii  vezirken.. vezir idi, ama bir imza atmadığı için.. o tür rezillikler yaşanmıştır.&lt;br /&gt;T: İmza atmadığı için kral onu giyotine gönderdi. Şimdi peki biz şöyle yapalım, kitapta nedir bu cazibe? İnsanı böyle alıp götüren birşey var.&lt;br /&gt;M: Efendim, ilk başladığınızda bunu tanımlamak kolay olmaz herhalde, ama bir süre sonra belki ne olduğunu fark etmeye başlarsınız. Yani bildiğiniz tanıdığınız, elinizle dokunduğunuz gerçekliğin dışında, başka bir gerçekliğin daha olduğunu anlamaya başladığınız ortaya çıkar. İşte o gerçeklik herhalde insanı sürükleyip götürür. Yani ben böyle düşünüyorum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW-Llxz-vI/AAAAAAAAEu4/i7BG2c4MAGA/s1600/SANY0051.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW-Llxz-vI/AAAAAAAAEu4/i7BG2c4MAGA/s400/SANY0051.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523029624368659186" /&gt;&lt;/a&gt;Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez &lt;br /&gt;8 Ağustos 2010 Beyoğlu, Büyükparmakkapı, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-163080578154142705?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/163080578154142705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/kitabn-alp-goturdugu-bir-dunyadasnz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/163080578154142705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/163080578154142705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/kitabn-alp-goturdugu-bir-dunyadasnz.html' title='İnsan hem hukuk okuyacak hem de iktisat ve yine de kitaptan kopamaz...örnek mi!Mustafa  Baldan ile söyleşi ; Yirmi üçüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKRQIzxRc2I/AAAAAAAAEtw/5bFYJk1pUqM/s72-c/SANY0042.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8659929779462028810</id><published>2010-09-29T09:25:00.000-07:00</published><updated>2010-10-02T03:39:13.170-07:00</updated><title type='text'>Kitapların arasında doğup büyümüş gibi bana izlenim veren o sese doğru yürüdüm. kitaplarla yaşayan Abdullah Bacacı ile söyleşi; Yirmi ikinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNpKo70HEI/AAAAAAAAEtI/TO6AZFCrXw4/s1600/SANY0372.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNpKo70HEI/AAAAAAAAEtI/TO6AZFCrXw4/s200/SANY0372.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522373199594265666" /&gt;&lt;/a&gt;Çukurcuma denilen aşağı inişli yol. Taksim, Beyoğlu tarafı. Biraz ileride Taksim İlkyardım.. hemen sağa dönen bir sokak. Dümdüz gidince Parmakkapı’ya çıkarır sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan geçerken hep gördüğüm kitaplar yine orada. Bir lira tanesi. Son beş yıl, altı yıl oradan epeyce kitap kurtardım. Sonra el değiştirdi gibi. Geçende bir kitap sormak için girdim. Kitaplara eğilmiş bir gölge gördüm. Kitaplarla içli dışlı olanlarda görülen bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karım da bazan kitapların bulunduğu yöne bakıp beni göremiyor “Orada mısın,” diye seslenince, “evet” diyorum. Ses işitince görüyor beni. Yine böyle bir durum. 'Başka kimse var mı,' dedim. Kitaplarla içselleşmiş gibi olan gölge doğruldu.'Yok! Ben varım,' dedi. Aradığım kitabı sordum.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNqYs1iJ4I/AAAAAAAAEtQ/0zPG0fi8WJo/s1600/SANY0370.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNqYs1iJ4I/AAAAAAAAEtQ/0zPG0fi8WJo/s200/SANY0370.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522374540671461250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki elini göğsünün üstünde kenetledi. Bir süre düşünedurdu. Ben de o sırada kitap raflarına doğruldum. Aradan ne kadar zaman geçti, bilmiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye döndüm, uçuk mavi tşortlu genç adam, bıraktığım yerde bir gölge gibi orada duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ne oldu,' dedim. 'Ben geçici olarak buradayım,' dedi. 'İyi sonra gelirim,' dedim loş, yoğun gölgeli yerden ve kapıya yöneldim. 'Şey,' o ses arkadan , 'o kitap yokmuş,' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye döndüm. Kitaplara eğilmiş gibi ilk karşılaştığım mavi tişortlu genç,öyle orada duruyordu. Kitapların arasında doğup büyümüş gibi bana izlenim veren o sese doğru yürüdüm.  kitaplarla yaşayan birisi  daha, işte dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutku!Orada loş kitaplarla dolu loş aralıkta duruyordu. Onu gördüm! Kitap tutkusu... Bir doktorun, bir hastaya yönelttiği gibi bir tümce çıktı ağzımdan..Nasıl başladı, dedim. Diyalog sürdü.19 Mayıs 1977, İstanbulda doğumlu Abdullah Bacacı ile olan söyleşiyi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNrtQ-w7cI/AAAAAAAAEtg/V3YMDpkQIAM/s1600/Copy+of+SANY0369.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 291px; height: 219px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNrtQ-w7cI/AAAAAAAAEtg/V3YMDpkQIAM/s400/Copy+of+SANY0369.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522375993482866114" /&gt;&lt;/a&gt;T: Yineledim; İlk kitap! Nasıl başladı? Nerede başladı?&lt;br /&gt;A; İlk kitap.. doğrusu tanışmam çizgi romanlarla oldu. Teksas -Tommiks çizgi romanlarla başladı. &lt;br /&gt;T: Kaç yaşındaydınız o zaman ve kitapları ne zaman toplamaya başladınız? &lt;br /&gt;A: 11 ya da 12 yaşındaydım.  Beyazıta giderdim, Beyazıt Çınaraltı’nda.. onlarla başladım, daha sonra, dayımın da çok kitapla haşır neşirliği vardı, kendisi emekli öğretmen.. onun teşvikiyle biraz İslami romanların şeyiyle ve böyle böyle başladı. Liseye kadar geldiğimde çok okuyordum, işte Türk Edebiyatı’nın birçok şeyini bitirmiştim, Reşat Nuri Güntekin, işte Halide Edip’ten tutun da.. ondan sonra toplamaya başladım işte. İlk toplamaya lise bir’di. 15 yaşındaydım.&lt;br /&gt;T: İlk kitabınızı anımsıyor musunuz, topladığınız ilk kitap? T: İlk okuduğunuz kitap?&lt;br /&gt;A: İlk kitabım Şeker Portakalı’ydı. İlk okuduğum kitap da...&lt;br /&gt;T: Sonra ne oldu? &lt;br /&gt;A: Sonra, liseden sonra kararımı verdim “sanat tarihi, üzerine eğitim alacağım,” dedim ve onunla ilgili kitaplar toplamaya başladım. Dünya edbiyatı zaten vardı bende. Acizane Osmanlıca biliyorum, işte Osmanlıca gazeteler dergiler okuyabiliyorum, onları toplamaya başladım. Dedemin yine kendi böyle küçük acizane bir kütüphanesi vardı 60-65 tane (kitap), onlardan faydalanmaya başladım.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW--to9XSI/AAAAAAAAEvA/JmfuPUYmhqQ/s1600/SANY0359.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKW--to9XSI/AAAAAAAAEvA/JmfuPUYmhqQ/s200/SANY0359.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5523030502652337442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Size mi  kaldı onlar da?&lt;br /&gt;A: Evet.. kendisi hayatta değil. &lt;br /&gt;T: Babanızın babası.&lt;br /&gt;A: Evet. Babamın babası, onlar bana kaldı. Dayım yine böyle birkaç, şey.. okuyamadıklarını bana verdi ve sahaflarla bu şekilde dostluğumuz, kitaplarla dostluğumuz bu şekilde başladı, Cumartesi, Pazar günleri Beyazıtta yer sergisi vardı, ordan çok alıyordum. İşte Kadıköyde, ha keza Akmar pasajının önünde orda da sergi oluyordu Pazar günleri, bu şekilde kitaplarla yaşamaya başladım...&lt;br /&gt;T:Cep harçlıkları mı bunlar hep?&lt;br /&gt;A: Tabii cep harçlıkları, kitapçılarla işte.. amcamın yanında.. daha doğrusu kendisi mobilya işiyle uğraştığı için onun yanında çalışıyordum, harçlığımı alıyordum. &lt;br /&gt;T:Ne kadar, kaç kitabınız var şimdi?&lt;br /&gt;A: Yani tam olarak saymadım ama bir dört bin civarında vardır. Bazılarını elimden çıkardım, çok böyle mükerrer olanları, çünkü çok topladım. Onları arkadaşlarıma verdim. Dergiler vardı, gazetelerin vermiş olduğu bu ekler, onları elimden çıkardım. Çünkü kendinize ait olan, mesleğinizle ilgili, onlar baki, kalıcı, ama böyle bir kan dolaşımı, bir yenilik olması lazım. Çünkü bütün yazarlarda da böyledir.&lt;br /&gt;T:Evet. Kaç yaşındasınız şimdi?&lt;br /&gt;A: Ben şu anda 33 yaşındayım. &lt;br /&gt;T:Peki yazıyor musunuz hem de, bu arada?&lt;br /&gt;A: Çok! Kendi mesleğimle alakalı şeyler.. Sanat tarihi evet.&lt;br /&gt;T:Sanat tarihinde de bir dal var mı seçtiğiniz&lt;br /&gt;A: Osmanlı mimarlığı. 16 yy ve 17. Yy mezar taşları ve çeşmeler, özellikle hattatlar. Çünkü kardeşim hattat, hat sanatıyla ilgileniyor. Onunla ilgili bir çalışmamız var.&lt;br /&gt;T: Tek evlilik anne, baba.. Kaç kardeşsiniz?&lt;br /&gt;A: Evet! Hayatta onlar. Bir kız kardeşim var. &lt;br /&gt;T: Peki onların kitapla merakı var mıydı?&lt;br /&gt;A: Yani onlar da okur ama böyle çok bir haşır neşirliği..&lt;br /&gt;T:Neydi babanızın annenizin mesleği?&lt;br /&gt;A: Babam kaynakçı, annem ev hanımı. &lt;br /&gt;T: Unutamadığınız sizi izen bir kitap öyküsü oldu mu?&lt;br /&gt;A: Evet! Gülün Adı adlı kitabı mesela çöpe atmışlardı, Umberto Eco nun. Ben onu çöpten aldım.. onbeş yirmi tane kitap vardı atmış böyle çöpe.. Ben onu çöpten çıkardım ve ağladım böyle.. etkilendim.. bunun gibi daha çok böyle olaylar. Çöpten kitap üç beş defa daha böyle tanık oldum. Yani maalesef kütüphanelerimiz bile atıyor. &lt;br /&gt;T: Neden ağladınız ağlama ihtiyacı duydunuz? Kitabın nesi sizi ağlattı? Kitabın yazarı mı kitabın kendisi mi?&lt;br /&gt;A: Değersizlik.. yıllar önce İstanbul panelinde, bir sosyolog, 'ben ağlarım,' demişti, yani onu anlatamıyorum, 'bir resim, sergisi bile açılsa ben ağlarım diye söylemişti,' onun nasıl böyle ifade edeceğim, bir his bu, bir duygu, o değersizlik, onun o çöpe atılması, hem maddi olarak değersizlik hem ona verilen bir şeyden dolayı.&lt;br /&gt;T: Unutamadığınız bir başka olay, bir anı...&lt;br /&gt;Birgün hiç unutmam, Beyazıttan o kadar topladım topladım.. topladım topladım o kadar, otobüse bineceğim, baktım cebimde para yok, Beyazıttan, Hasköy’de oturuyorum ben de, hiç unutmam yürüyerek gitmiştim o kitaplarla.. iki poşet elimde.. bu da bir şeydi...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNt0rZKrmI/AAAAAAAAEto/dXoiK1SwYTc/s1600/SANY0364.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNt0rZKrmI/AAAAAAAAEto/dXoiK1SwYTc/s400/SANY0364.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522378319855267426" /&gt;&lt;/a&gt;10 Ağustos 2010 Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8659929779462028810?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8659929779462028810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/taksim-beyoglu-taraf.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8659929779462028810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8659929779462028810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/taksim-beyoglu-taraf.html' title='Kitapların arasında doğup büyümüş gibi bana izlenim veren o sese doğru yürüdüm. kitaplarla yaşayan Abdullah Bacacı ile söyleşi; Yirmi ikinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNpKo70HEI/AAAAAAAAEtI/TO6AZFCrXw4/s72-c/SANY0372.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-6722894937752165116</id><published>2010-09-29T07:35:00.000-07:00</published><updated>2010-09-29T09:14:05.290-07:00</updated><title type='text'>Boyu kadar kitap okumuş bir adam nasıl olur, 1998 Beyoğlu doğumlu İlhan Talu ile söyleşi; Yirmi birinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNPQGAXGwI/AAAAAAAAEqg/DR8yj-pQwk0/s1600/SANY0023.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNPQGAXGwI/AAAAAAAAEqg/DR8yj-pQwk0/s200/SANY0023.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522344705994988290" /&gt;&lt;/a&gt;Sıcak Ağustos günleri, ilk haftalar.. Orada, Beyoğlu Parmakkapı aralığı sıkıştık. Karşıdan gelenler.. sağa kaçtık ve kitaplarla karşılaştık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokak hemen orası. Sergi kitap.. çekiyor insanı, baktım. O sırada kalın kaşlı, yaşından beklenmeyen, erken büyümüş bir ses arkadan sokuldu. Omuzum üzerinde ses.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüm, ne bir cüce ne de bir çocuk. Beş kitap rafı kadar boy! Yardım edebilir miyim? Şimdi bakın! Olacak şey değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNSfUeoU3I/AAAAAAAAEqw/8B4GRUc8org/s1600/SANY0006.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 124px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNSfUeoU3I/AAAAAAAAEqw/8B4GRUc8org/s200/SANY0006.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522348266112963442" /&gt;&lt;/a&gt; Kitaplar konusunda ne bir cüce ne bir çocuk olan ses, bana yardım edecek! Nasıl! Şaşırdınız mı? Fakat yanılmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyu kadar kitap okumuş bu adam! Burada doğmuş, büyümüş (1998) İlhan Talu. Salt kitapların  değil, Kelepir adlı işyerinin de sahibi gibi davranınca durdum. Solda kalabalık kervan gibi birbirine zincirli akıntı bana sürtünerek akıp gitti, artçıları da sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle topuğumun üstünde dönüp çevreye baktım! Burası neresi? Neredeyim, diye yüksek sesle sordum. Bilici gibi; 'Bura Büyükparmakkapı' dedi sokulan ne cüce ne çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzgün bir Türkçe ile diyalog böyle başladı. 1998 Beyoğlu doğumlu İlhan Talu ile söyleşiyi şimdi birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNVlA_CQxI/AAAAAAAAErA/qgniiJq7lKw/s1600/Copy+of+SANY0003.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNVlA_CQxI/AAAAAAAAErA/qgniiJq7lKw/s400/Copy+of+SANY0003.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522351662494270226" /&gt;&lt;/a&gt;Tekin: Buranın sahibi misiniz, yoksa burada mı çalışıyorsunuz? Kendinizi tanıtır mısınız?&lt;br /&gt;İlhan: Ben İlhan Talu, 1998’de Beyoğlu’nda doğdum, burada çalışıyorum.&lt;br /&gt;T: Kendi isteğinle mi buradasın İlhan?  Nasıl oldu da tanıdın kitapları? &lt;br /&gt;İ: Geldim! Burda çalışmaya başladım işte.&lt;br /&gt;T: Buraya gelmeden önce kitap yok mu?&lt;br /&gt;İ: Vardı yani okulda. Ben okuyordum yani.&lt;br /&gt;T: Okulda okul kitapları vardı, okudun.. annenin, babanın da kitapları var mı? Ne iş yapıyorlar?&lt;br /&gt;İ: Onlar! Onlarda yok yani. Babam avize yapıyor, annem ev hanımı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNegAKJOhI/AAAAAAAAErI/Yvg86aVYymc/s1600/SANY0004.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNegAKJOhI/AAAAAAAAErI/Yvg86aVYymc/s200/SANY0004.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522361471977732626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Peki evinizde kitap yok! Sen kitaba nasıl ulaştın, okuduğun kitaplar! Dayı, amca, komşu.. kitap kimde var?&lt;br /&gt;İ: Yok! Yok yani kitap okulda yani.. böyle...&lt;br /&gt;T: Okulda! Okul olmasın! İlk okuduğun hangi serüven...&lt;br /&gt;İ: Hangi kitap.. Atilla İlhan.. şiirlerini okumuştum.&lt;br /&gt;T: Şimdi 12 yaşındasın ve şiirler okudun... &lt;br /&gt;İ: Evet, ilkten. İlkten şiir okumaya başladım, &lt;br /&gt;T: Ezberinde şiir var mı, birkaç tane dize...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNg9ugQBWI/AAAAAAAAEsY/yxA2C_PJPgQ/s1600/SANY0013.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 138px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNg9ugQBWI/AAAAAAAAEsY/yxA2C_PJPgQ/s200/SANY0013.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522364181657945442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İ: Yok maalesef! Yok!&lt;br /&gt;T: Peki bana bir kitap söyle, tavsiye edeceğin kitap var mı?&lt;br /&gt;İ: Size göre mi?&lt;br /&gt;T: Senin zevk aldığın, okurken haz duyduğun bir kitap var mı? İsim olarak söylesen yeter. Aklına gelen bir kitap...&lt;br /&gt;İ: Stephen King’ler falan.&lt;br /&gt;T: Tamam, Stephen King, fantezi.. yazmayı düşünüyor musun İlhan?&lt;br /&gt;İ: Ben şiir yazıyorum da yani.&lt;br /&gt;T: Şiir.. daha sonra belki başka türlerde yazarsın! Kitabı bana tanımlar mısın.. kitap nedir? Nedir? Nasıl bir şey?&lt;br /&gt;İ: Kitap işte, insanın içini ferahlatan yani. Yani, şey yani sıkıntını çözen. İşte.. hayatını değiştiren. &lt;br /&gt;T: Senden büyük kardeşlerinin de kitapları var mı? Kaç yaşında en büyüğü?&lt;br /&gt;İ: Evet. En büyüğü 17 yaşında ablam.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNi6wfPPEI/AAAAAAAAEsw/4atI2Xpa9V0/s1600/Copy+of+SANY0004.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 181px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNi6wfPPEI/AAAAAAAAEsw/4atI2Xpa9V0/s320/Copy+of+SANY0004.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522366329674218562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T: Onun kitaplarıyla mı başladı sendeki merak.. belki.. mi?&lt;br /&gt;İ: Yok! Yani ben burda daha çok kitap okumaya başladım.&lt;br /&gt;T: İstediğin kitabı alıp okuyabiliyorsun burada, onun dışında cep harçlığı da çıkıyor mu, okul harçlığı? Hangi okula gidiyorsun?&lt;br /&gt;İ: Okul harçlığı çıkıyor. Taksim İlköğretim okulu, orta ikiye geçtim. Yazın burda çalışıyorum, kışın da.. okul sonrası...&lt;br /&gt;T: Kitabı görünce ne hissediyorsun bir kitap gördün ne hissediyorsun senin olmasını istiyor musun? En çok eski kitaplar mı seni çekiyor yoksa yeni parlak ciltliler mi? Daha çok nesine bakıyorsun, seni çeken ne oluyor, renk mi, isim mi kitabın adı mı yazarı mı?&lt;br /&gt;İ: Yazarı.. Yazarı...&lt;br /&gt;T: Tanıdığın yazar isimlerinden bana verebilir misin?&lt;br /&gt;İ: Aziz Nesin, Atilla İlhan.. işte.. şairlerden de söyleyim mi, Cemal Süreyya. Reşat Nuri Güntekin...&lt;br /&gt;T: Bir tane daha söyle beş olsun...&lt;br /&gt;İ: Şey... Halide Edip Adıvar,...&lt;br /&gt;T: Bunlardan hepsinden birer tane okudun mu?&lt;br /&gt;İ: Evet! Sinekli Bakkal’ı okudum.&lt;br /&gt;T: İnsanlara kitap için ne mesajınız olacak İlhan?&lt;br /&gt;İ: Onlar da okusunlar yani.. sıkıntılarını çözer kitap.. yani.. hayatlarını değiştirir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNh6kxc9VI/AAAAAAAAEsg/AK-I5_vLr0g/s1600/SANY0018.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNh6kxc9VI/AAAAAAAAEsg/AK-I5_vLr0g/s400/SANY0018.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5522365227017762130" /&gt;&lt;/a&gt;8 Ağustos 2010 Beyoğlu, Büyükparmakkapı, İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-6722894937752165116?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/6722894937752165116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/scak-agustos-gunleri-ilk-haftalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6722894937752165116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6722894937752165116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/scak-agustos-gunleri-ilk-haftalar.html' title='Boyu kadar kitap okumuş bir adam nasıl olur, 1998 Beyoğlu doğumlu İlhan Talu ile söyleşi; Yirmi birinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TKNPQGAXGwI/AAAAAAAAEqg/DR8yj-pQwk0/s72-c/SANY0023.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3741768994755918065</id><published>2010-09-09T07:20:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T06:47:50.980-07:00</updated><title type='text'>Yıllarca beklenen kitap var ilk. Bu kitap Leyla’dır. Bu kitabı bekleyenler de Mecnun!  Sayın İşli ve Sayın Akbaş  ile söyleşi; Yirminci Yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjtuqpjw1I/AAAAAAAAED4/naBKfOIYTYQ/s1600/Copy+of+DSCN6878.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 242px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjtuqpjw1I/AAAAAAAAED4/naBKfOIYTYQ/s320/Copy+of+DSCN6878.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514919129693537106" /&gt;&lt;/a&gt;İnsan’dan kitaba, kitaptan insana geçmek. Sahaflık işte.&lt;br /&gt;Onlar bir anlamda birbirlerini arayan Leyla ile Mecnun’u bir araya getirir. Şöyle olur sahaflık. Kişinin bellek indeksi öne gelir, insandan kitaba geçilir. Bir de Leyla ile Mecnun benzetmesi..  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir imgelem. Konu örtüşmesi kolaylığı için. Yıllarca beklenen kitap var ilk. Bu kitap Leyla’dır. Bu kitabı bekleyenler de Mecnun! Bu yana yakıla aranan kitap ortaya çıkar. Görücüsü hazır. Arayanlardan birisine verecek sahaf, bu yana yakıla aranan kitabı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı bulup ortaya çıkaran, görücü listesine göre Leylasını bekleyen, bir Mecnun’a telefon eder. Bekleyen Mecnun sayısı fazla olabilir. Neden ilk Mecnun aranır ve ilk sırayı o alır? Şu yanıt olabilir; kitaba ve sahafa iyi davranan insan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne demektir? Sahaflık biraz da budur. Bunun yanıtını da Nedret Bey veriyor. "Evet.. çünkü niye.. o ilk arayacağımız kişi, bizim için, bizi hoşnut etmiş, bizi hiç kırmamış..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkuaz'da, Sayın Akbaş ve Sayın İşli ile söyleşi sürüyor.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjxQjV0olI/AAAAAAAAEEY/pcbllp0K44s/s1600/Copy+of+DSCN6808.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 196px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjxQjV0olI/AAAAAAAAEEY/pcbllp0K44s/s400/Copy+of+DSCN6808.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514923010382144082" /&gt;&lt;/a&gt;T.S.: Püzant Bey; ‘Bazı sahaflar kitapları satamıyorlar’ dedi. Buna girelim. Sahafla kitapçı arasında ne fark var?&lt;br /&gt;P.A.: Bence çok basit! Kitapçı dediğimiz, yeni kitapları, çıkan kitapları, yeni basılan kitapları satan kişidir, piyasaya veren kişidir. Sahaf, müşterisinin, koleksiyoncunun, araştırmacının, üniversite hocasının veya talebesinin aradığı, kitapları, böyle kaynak kitaplarını bulan kişidir. &lt;br /&gt;E.N.: Yani şöyle bir kategori yapabiliriz aslında. Bir kitapçı, yani yeni ve yakın dönemdeki kitapları satan alan adam, iki, ikinci el kitapçı var, yani daha böyle güncel birtakım, hani insanların okuyup sonra dışarı verdikleri, aman bunlar gitsin yer kaplamasın dedikleri ve benim demincek işte bunlar kaçta kaçı ileriye kalacak dediğim türde olan kitapları alıp satan, ikinci el kitapçı var, bir de sahaf var. Şimdi bu üç kategoride, sahaf gerçekten hem müşterisini, hem kitabı tanıyan, kitabı anlayan kitabın en azından hani tamamını okumasa bile içeriğinin ne olduğunu bilen, özetini bilen, yani o kitabı tanıyan ve o kitabın kime yarayabileceğini, kimin ihtiyacı olduğunu bilen ya da onun müşterisinin kim olduğunu tartabileceği ve dolayısıyle müşterilerini de tanıyan bir adam demek. Daha bilge bir kişilik demek.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjvNO8eYuI/AAAAAAAAEEA/dCrwJr8nV8A/s1600/Copy+of+DSCN6881.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 248px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjvNO8eYuI/AAAAAAAAEEA/dCrwJr8nV8A/s320/Copy+of+DSCN6881.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514920754344256226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T.S.: ‘Bilge kişilik,’ dediniz. Uzman diyebilir miyiz ona?&lt;br /&gt;E.N.: Daha bilge kişilik demek.. yani işte Tekin bey, efendime söyleyim, fotoğraflı kitaptan hoşlanır deyip, haa gelenlerin içinde şöyle iki tane kitap var, onu arayalım, bunlara baksın diyebilen adam sahaf. Yoksa herkes kitapçı olabilir.&lt;br /&gt;T.S.: Şöyle ki, sahaf sadece kitaptan anlamayacak, kitapla ilişkisi olan insanların listesine sahip olacak doğru mu?&lt;br /&gt;E.N. -P. A.: Tabii tabii.. Tabii tabii...&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjwAynFD3I/AAAAAAAAEEI/BsCl3UDdFzk/s1600/Copy+of+DSCN6879.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 154px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjwAynFD3I/AAAAAAAAEEI/BsCl3UDdFzk/s200/Copy+of+DSCN6879.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5514921640091520882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T.S.: Sahaf bir indekse bakar gibi hemen gözünün önünden geçirecek.. Evet şu kitap kimin olabilir diye... &lt;br /&gt;E.N. P. A.: Evet.. Tabii.&lt;br /&gt;P.A.: İkinci el kitapçı dediğimiz zaten güncel kitabı yani son bir senede basılmış kitabı ucuza, kullanılmış olarak alıp satan kişidir. &lt;br /&gt;T.S.: Belki bu ikinci el kitapçı kişi daha sonra sahaf olacaktır. Olamaz mı?&lt;br /&gt;E.N.: Olabilir tabii kendini geliştirirse. Böyle arkadaşlarımız var. Biz geçen sene sahaf festivalini bütün, 70’e yakın sahaf dükkanı ile, sahaflar şenliği adı altında yaptık. Ama bunların yarısı da belki sizin demincek söylediğiniz gibi ikinci elcierdi. Bunlar genç çocuklardı, belki de ilerleyecek, kitapları okuyup öğrenerek sahaf olacaklar ilerde.&lt;br /&gt;T.S.: Bu mesleği devam ettirecekler. Peki şöyle bir bakalım şimdi, siz demek ki kitapçı sahafı ayırıyorsunuz.. peki sadece bu kadar mı? Sahaflıkta başka bir sır yok mu?&lt;br /&gt;P.A.: Sır.. sahaflık bir uzmanlık isteyen bir meslek. Muhakkak ve muhakkak uzmanlık isteyen bir meslek, koku almasını iyi bileceksiniz.&lt;br /&gt;T.S.: Bu koku meselesini açık der misiniz Püzant Bey?&lt;br /&gt;P.A.: Koku meselesini size şöyle izah edeyim...&lt;br /&gt;E.N.: Siz bir tuşa bastınız şimdi! Şimdi bakın.. gidersiniz.. biraz evvel konuşuyordunuz ben de kulak misafiri oldum, mesela biz gideriz, ordan burdan evlerden kitaplar alırız.&lt;br /&gt;T.S.: Evet.&lt;br /&gt;P.A.: Şimdi efendim, tabii ki bizim bildiğimiz kişiler var. Allah onlara uzun ömürler versin.. fakat tabii ki insanların ölümlerinden sonra kitapları satılıyor, şu oluyor bu oluyor. Bize mesela bir telefon geldiği zaman, şu kişinin kitaplığı var, ne dersiniz? Biz muhakkak ve muhakkak o işe tahminle gideriz. Çünkü biliriz o kişinin ne kitaplar topladığını, ne tür kitaplar, onda neler olabileceğini ve muhakkak gideriz, ayriyeten..&lt;br /&gt;T.S.: Bir de kişinin bellek indeksi önünüze geliyor, insandan kitaba geçiyorsunuz.&lt;br /&gt;P.A.: Tabii, tabii. Koku dediğim zaman da, koku dediğim de şudur, o kütüphanenin içinde, Nedret de bunda hemfikir olacak herhalde, bir iki tane kitap olur. Bir ya da iki. &lt;br /&gt;E.N.: Evet.. Evet..&lt;br /&gt;P.A.: Çok mühim bunlar, bunları göreceksiniz. Bunların ne olduğunu bileceksiniz, bunlar zaten o işte...&lt;br /&gt;T.S.: Koku dediğiniz bu mu?&lt;br /&gt;P.A.: Tabii! O işte! Size pazarda para kazandıracak kitaplardır bunlar. Siz iyi bir sahafsanız, onun müşterisi zaten sizde var, bulmuşsunuz, ‘aa bu tamamdır’ dersiniz.&lt;br /&gt;T.S.: Siz bir anlamda birbirlerini arayan Leyla ile Mecnun’u bir araya getiriyorsunuz.&lt;br /&gt;E.N.: Evet, aynen, aynen öyle efendim.&lt;br /&gt;P.A.: Kitabı bir sevgili olarak düşünün, öbürü aşık, sevgiliyle aşığı birbirine kavuşturan kişiyiz biz.&lt;br /&gt;E.N.: Şöyle bir durum var, müdavim ve gerçek kitap severler, gerçek kitaba düşkün olan birtakım kitapseverler, sahafı o yüzden hoşnut tutmak zorundadırlar. &lt;br /&gt;T.S.: Hoşnut tutmak! Tutsunlar ki Leylalarına kavuşsunlar değil mi? &lt;br /&gt;E.N.: Evet, aynen öyle.. mesela bazen biz öyle durumlarla karşılaşırız ki, diyelim ki bir kitap var, bunun üç tane Mecnun’u var, &lt;br /&gt;T.S.: Aaa, bir de şu.. durun bakalım.. iş daha da karıştı.&lt;br /&gt;E.N.: Tabii! İş daha karıştı! Mesela diyelim ki işte sizin Kapadokya kitabınız, diyelim ki bu kitabın mevcudu yok ve bu kitabı üç kişi yana yakıla arıyor. Şimdi... ve biz de gittik bir eve, bu kitap o kitaplığın içinden çıktı, geldi, koyduk Püzant’la masaya.. buraya koyduk. Bizim burda ilk kimi arayacağımız.. o kişi önemli...&lt;br /&gt;T.S.: Püzant Bey’in parmak bastığı nokta! Hem koku alacaksınız hem de ‘üç kişinin yana yakıla aradığı kitabı’ hangisine vereceksiniz? Hangisi Leyla’sına kavuşacak? Haa, bu çok önemli, değil mi?&lt;br /&gt;E. N.: Aynen öyle, evet.. çünkü niye.. o ilk arayacağımız kişi, bizim için, bizi hoşnut etmiş, bizi hiç kırmamış..&lt;br /&gt;T.S.: Size evet, iyi davranmış.. &lt;br /&gt;E.N.: İyi davranmış insan demek. Dolayısıyla kitap düşkününün  biraz da bu tür bir şey yapması lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3741768994755918065?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3741768994755918065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/t.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3741768994755918065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3741768994755918065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/t.html' title='Yıllarca beklenen kitap var ilk. Bu kitap Leyla’dır. Bu kitabı bekleyenler de Mecnun!  Sayın İşli ve Sayın Akbaş  ile söyleşi; Yirminci Yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TIjtuqpjw1I/AAAAAAAAED4/naBKfOIYTYQ/s72-c/Copy+of+DSCN6878.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1683457788899381604</id><published>2010-09-01T09:19:00.000-07:00</published><updated>2010-09-10T06:53:18.450-07:00</updated><title type='text'>Herkes neden sahaf olamaz! 'Kitapla ilk zehirlenmeyi altı yedi yaş dolaylarında yaşadığını' söyleyen Sayın Püzant Akbaş ile söyleşi; On dokuzuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH59zTGKBFI/AAAAAAAAD7E/U5gi95dB2Ew/s1600/DSCN6836.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH59zTGKBFI/AAAAAAAAD7E/U5gi95dB2Ew/s320/DSCN6836.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511981314200962130" /&gt;&lt;/a&gt;Her yazmayı bilen, her okumayı bilen arasında yeti farkı olur. Belki de bundan herkes sahaf olamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bundan her kitap herkes için değildir. Yazmanın sınırları ile okumanın sınırları da benzer değildir.İyi okur fakat yazamaz. Yazar, yazar da yazdığı yazın olmaz. Okur okur da her okuduğunu, algı dağarına eşit oranda alamaz. Kitap insan ilişkisi, yeme içme ilişkisi gibi sanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her insanda olan yeme içme yetisi gibi belirti verir ilk başta. Yeti için her insanın yaratılışı ile sınırlanan bir durum olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olduğu için okulu olmayan meslekler ortaya çıktı. Yazarlık gibi, okulu olmayan sahaflık mesleği söz konusudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Emin Nedret İşli'nin söylediği;“böyle hiç kimsenin yazmadığı çizmediği bilemediği ve kayıtlarda olmayan ama kulaktan kulağa devredilen.. ama çok ince, böyle zarif noktalara değinen birtakım bilgileri...' bu kez Sayın Püzant Akbaş ile  söyleşiyoruz ve yılların deneyimi ile Nedret Bey de burada...&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH6CfMph8sI/AAAAAAAAD7U/ezkLZx9nFPY/s1600/Copy+of+DSCN6781.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH6CfMph8sI/AAAAAAAAD7U/ezkLZx9nFPY/s400/Copy+of+DSCN6781.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511986466431038146" /&gt;&lt;/a&gt;T; Sayın Püzant Akbaş, sizin de Emin Bey gibi hevesli yıllarda, kitapla ilgili bir maceranız oldu mu?”&lt;br /&gt;P.A.: Ben istanbul doğumluyum 1949. Bu mesleğe başlamam 1983’leri bulur. Tesadüfen değil ama ondan çok daha evvel, okul yıllarında filan.. Biraz daha geriye gidelim, 16.. 15-16 yaşlarındaydım, bana hediye edilen bir kitapla başlamıştır benim, böyle eski kitaba olan ilgim alakam sevgim.. zehirlenmem..&lt;br /&gt;T.S.: “Sevginin, ilginin fazlası anlamı çıkıyor bundan biraz... Siz ‘zehirlenme,’ dediniz. Nasıl oldu bu?&lt;br /&gt;P.A.: Yaa hakikaten bu zehir insanın damarına girdikten sonra bir daha çıkması çok zor. Hoş ben ve Nedret, tahmin ediyorum o da aynısını düşünüyor, biz çok iyi iki ortak olduk. Yani uzun yıllardır birbirimizi tanıyoruz, 74’lü yıllardan beri.. &lt;br /&gt;C Sayın Akbaş.. sizin kitapla tanışmanız.. ailede, arka planda bir kitap birikimi var mı?&lt;br /&gt;P. A; Var! Muhakkak var. Benim babam, rahmetli, daha doğrusu üvey babam, bayağı sıkı bir yazardı. Ermeni edebiyatında olsun, gazetecilikte olsun, ondan gelen bir alışkanlık da olmuştur bende muhakkak.&lt;br /&gt;T.S.: Üvey babanızının kitaplarıyla olan serüveni anlatır mısınız? Kaç yaşındaydınız ?&lt;br /&gt;P.A.: Annem ikinci evliliğini yaptığı zaman ben altı, yedi yaşlarındaydım ve doğrudan doğruya kitaba ulaştım..  adamcağızın, rahmet üstünde olsun, işlerinden dolayı bayağı büyük bir kütüphanesi vardı...&lt;br /&gt;T.S.: Kitabı altı yedi yaşında, ‘bayağı büyük bir kütüphanede’ tanımışsınız. Ne şans! Bu kitaplar size mi kaldı?&lt;br /&gt;P.A.: Hayır! Bana kalmadı, onun da bir kızı ve bir oğlu vardı.. ama ben yıllar içinde topladığım kitaplarla, Nedret beyin de olduğu gibi evimde.. çok güzel bir koleksiyon yaptım, kütüphanem var. Yani devamlı müracaat edebileceğim bir kütüphanem var, onlardan çok çok yararlanırım.&lt;br /&gt;T.S.: İlk zehirlenme altı yedi yaş dolayları... İkinci bir zehirlenme.. kaç yaşında, nerde başladı? &lt;br /&gt;P.A.: On altı, on yedi yaşındaydım herhalde, bu zehirlenme ortaokul yıllarında.. bana yılbaşında hediye edilen bir kitapla başladı ve ondan sonra da devam etti... &lt;br /&gt;T.S.: Kitabı hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;P.A.: Hatırlıyorum tabii, Ermenice İngilizce bir lügattı bu. Tahmin ediyorum 1856 baskısı bir kitaptı.. halen de durur evimde. Yani aynen duruyor.&lt;br /&gt;E.N.: Ben benimkileri sattım, ilk topladığım kitapları sattım, kurtuldum.&lt;br /&gt;P.A.: Tabii ki Nedret’in burda çok doğru sözü, biz mesela, tam amatörüz  ama öbür tarafımız da profesyonel olarak bakar bu işe. Çünkü bu bizim ekmeğimiz, bu bizim ailemizi geçindirdiğimiz mesleğimiz, bu kadar yıldır bunu meslek edindik. Efendime söyleyim, eğer tabiri caizse yedik içtik kitap topladık ve kendimize göre rahat bir hayat da sürdük yani.&lt;br /&gt;T.S.: Bazı sahaflar kitapları satamıyorlar. Siz de iki ortak o grubun içine mi giriyorsunuz? &lt;br /&gt;P.A.: Aa! Şimdi efendim bu biraz şey, sahaf dediğiniz zaman, Nedret beyin söylediklerini kabul ediyorum. Ona ilave edeceğim bir şey de var, ilişki çok mühim sahaf için. Yani biz sahafı kitapçıdan ayırıyoruz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH6DuKVvWwI/AAAAAAAAD7c/G0Fd41UBHi8/s1600/DSCN6853.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH6DuKVvWwI/AAAAAAAAD7c/G0Fd41UBHi8/s400/DSCN6853.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511987823020825346" /&gt;&lt;/a&gt;Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1683457788899381604?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1683457788899381604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/tuhaf-bir-soru-var-bugun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1683457788899381604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1683457788899381604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/09/tuhaf-bir-soru-var-bugun.html' title='Herkes neden sahaf olamaz! &apos;Kitapla ilk zehirlenmeyi altı yedi yaş dolaylarında yaşadığını&apos; söyleyen Sayın Püzant Akbaş ile söyleşi; On dokuzuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TH59zTGKBFI/AAAAAAAAD7E/U5gi95dB2Ew/s72-c/DSCN6836.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8074495498099633390</id><published>2010-08-04T05:14:00.000-07:00</published><updated>2010-08-10T14:41:58.120-07:00</updated><title type='text'>Sahaf konusu, kitap - insan konusudur. Otuz yıllık sahaf Sayın Emin Nedret İşli ile söyleşi; On sekizinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlpI9MCQxI/AAAAAAAAD1A/amvj2Fmlezc/s1600/DSCN6945.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 122px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlpI9MCQxI/AAAAAAAAD1A/amvj2Fmlezc/s200/DSCN6945.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501544022394684178" /&gt;&lt;/a&gt;Kağıt üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden yazmaya uzak milyon insan için şaşırtıcı olmalı. Yazı, giz; yazma tılsımı buradan başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz yazıya evrildi, oluşan teknik bilgi ve yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü. Eski yakınlarda 'mürettip' denirdi bu meslek mensuplarına. Çırak, kalfa, usta gibi sınıflar ortaya çıktı. Yazma tekniğini bilen ve düşünsel imgelemlerini yazarak betimleyen insan tanımı ayrıştı. Daha sonra başladı her yazmayı bilen, her okumayı bilen arasındaki ayrım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmayı teknik olarak bilen ve kitap dizgisi yapanla kitabı okuyanlar arasında da ayrıklık başladı. Daha sonra, her kitap herkes için değildir, aşaması geldi. Okuma bilen her birey, okuduğu her şeyde başka anlam aradı ya da farklı anlamlar çıkarsadı okuduklarından. Okuyan, yazan, yayın, kitap konusunda uzmanlaşmalar ayrıştı. Okulu olmayan yazar gibi, okulu olmayan sahaf imgelemi ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaflık sanatının ağızdan ağıza kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır sahaflık yapıyorum, diyor. Şimdi bu söyleşiyi izliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm 4 Ağustos 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s1600/Copy+of+DSCN6808.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 196px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s400/Copy+of+DSCN6808.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501543820155952050" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; Nedret Bey ilk gittiğiniz sahaf aklınızda mı?&lt;br /&gt;YANIT; Sahaflar Çarşısı'nın dükkanları yetmediğinden dolayı bir de onun tam karşısında, Beyazıt camiinin karşısında Beyaz Çarşı diye, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ların sahibi olduğu bir hanın alt katında, daha çok dini yayınlar satan bir çarşı oluşmuştu. Şimdi orası otel oldu. O Beyaz Çarşı’da daha çok bu sahafiye kitaplar satan ve akademik dünyaya daha çok hitap eden Enderun Kitabevi diye bir katabevi vardı. Ben orda 1978 yılında İsmail Özdoğan diye bir sahaf beyin yanında bir altı ay kadar sahaf çıraklığı yaptım. Ama orası çok enteresan güzel bir yerdi, yani hakikaten bilim adamlarının çok sık geldiği bir yerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kimleri tanıdınız?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s1600/DSCN6827.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s320/DSCN6827.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501552239350559890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;YANIT; Orda Prof Fahir İz’i tanıdım, Agah Sırrı Levent’i, Fevziye Abdullah Tansel’i tanıdım, bunlar hepsi, Fuat Köprülü’nün yetiştirdiği insanlardır. Bizim bu kitap tarih edebiyat dünyamızın çok önemli simalarını orada gördüm ve onlarla tanıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Önemli yıllar, bugünkü durumla benzerlik var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Evet evet, o yıllar benim için çok önemli. Şimdi şöyle, birincisi ben oraya tabii daha önce bir müşteri müdavim sıfatıyla gidiyordum, sonra liseden mezun olur olmaz çıraklığa talip oldum ve altı ay kadar çalıştım. O dönemde ve ondan önceki müdavimliğim, müşteriliğim zamanında da oraya gelen insanlar uzun bir müddet oturup sohbet edip kitap alan insanlardı. Şimdi Enderun Kitabevi’ne gelen insanlar orda sadece kitap almakla kalmıyorlardı, kendi aralarında bir sohbet ortamı oluşturup çeşitli şeyler üzerine, yani kitapların incelikleri nadirliği, neden nadir oldukları, kimin, hangisinin hangi cildinin daha az bulunduğu, hangisinin.. efendime söyleyim ne nedenle kaybolduğu gibi bir sürü, kitap dünyasıyla ve yayın işleriyle ilgili bir sürü bildiklerini karşılıklı birbirleriyle paylaşıyorlardı. Şimdi maalesef günümüzde, şu günümüze hemen bir saptama yapalım, günümüzde böyle bir ortam artık söz konusu değil. Yani ne müdavim çok fazla geliyor, ne de böyle bir sohbet ortamı oluşuyor kitapçılarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; O sohbetler yok, değişen insan mı, koşullar mı?&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s1600/DSCN6800.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s200/DSCN6800.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555297740823410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;YANIT; İnsanlar internetten alışveriş yapıyorlar falan filan.. işte o çevrede tabii uzun yıllar bulunduğum için bir sürü, hani eskilerin, Osmanlı tabiriyle hurda bilgi dedikleri, hurda malumat dedikleri bir tip malumat var, yani böyle hiç kimsenin yazmadığı çizmediği bilemediği ve kayıtlarda olmayan ama kulaktan kulağa devredilen.. ama çok ince, böyle zarif noktalara değinen birtakım bilgileri.. öğrendim ve ordan epey bilgim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T; İlk kitap nasıl ulaştı, raslantı mı, aile kitaplığı mı?&lt;br /&gt;E.N;Hayır benim ailemde kitapla ilgili çok fazla insan yok. Ciddi bir kütüphane de yoktu evimizde. Yani normal eski İstanbullu bir aileydik ama öyle kitaba düşkün, kitap toplayan, kitap okuyan aileden kimse yoktu. İki kitap vardı çocukluğumda elime geçen, hatırladığım bir Rıza Tevfik’in Serabı Ömrüm adlı şiir kitabıdır, o da imzalı idi; ama sonradan öğredik ki bu Rıza Tevfik’in kitabının imzalı oluşu çok büyük bir özellik değilmiş, çünkü Rıza Tevfik’İn kitabı, Serabı Ömrüm basıldığı zaman 3000 nüshayı da Rıza Tevfik oturup imzalamış. Yani şöyle bir durum, hatta sahaflık açısından, Rıza Tevfik’in Serabı Ömrüm isimli kitabının imzasız nüshaları daha önemli. Çünkü gözden kaçmış ya imzalanmamış olanlar.. o nedenle böyle de bir incelik var bu işte. Biri o idi, evimizde vardı.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s1600/DSCN6779.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s200/DSCN6779.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555808762989490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;T; Kaç yaşındaydınız o zaman?&lt;br /&gt;E.N; Beş altı belki yedi yaşlarında falan. Bir de babamın böyle sandık odası gibi bir odada tuttuğu..&lt;br /&gt;T; Eski evlerde duvar içinde...&lt;br /&gt;E.N;Duvarın içindeki raflı bir büyük dolabın içerisinde sakladığı işte alet kutularını bilmem nelerini koyduğu ve bize göstermediği ve işte aman bu çok açık saçık resimler falan var dediği bir kitap vardı. O da bir efsane gibiydi evde, onu da sonradan, babam benim küçük yaşta vefat etti, sonradan işte kitabı açtık baktık ki, 1940’larda yayınlanmış ‘Tenasül Hayatımız’ diye bir  kitap.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s1600/DSCN6757.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s200/DSCN6757.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501556229643901778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;T; Kama Sutra’nın bir benzeri,&lt;br /&gt;E.N; Hayır o da değil, bu bir tıbbi şey yani evlilikte cinsel hayat işte nasıl çocuk doğar falan gibi..&lt;br /&gt;T; Tamam anımsıyorum o kitabı.&lt;br /&gt;E.N; Türkiye yayınevinin bastığı tenasül hayatımız diye bir şey. Hani aslında hiç cinsellikle falan ilgisi yok ama işte içinde birtakım insan organlarını falan gösteriyor diye bizimkiler de aman bu çok tehlikeli bir kitap.. pornografik bir kitapmış gibi.. biz de bilmiyoruz tabii, aman görsek bir diye yanıp yakılıyorduk.&lt;br /&gt;T; Kardeşler de kitap sever mi Emin Bey?&lt;br /&gt;E.N; İki kardeşiz, abim benden sekiz yaş büyüktür, tarih fakültesi mezunudur, o da lise yıllarında, öğrencilik yıllarında, Cağaloğlu'nda Babıali’de İnsel Kitabevi diye bir kitabevi vardı, bu meşhur Fahrettin Altay paşanın damadı çevirmen Avni İnsel’in kurmuş olduğu bir kitabevi. Avni İnsel de çok meşhur bir adam, meşhur Pitigrilli vardır ya, Pitigrilli'yi falan Türkiye'ye kazandıran adam. Çok enteresan, birtakım böyle biraz kısmen yarı açık kitapları, müstehcen kitapları, o tarihin tabii, müstehcenliğine göre çeviren adam. Onun dükkanında, bir yedi sekiz ay o da çıraklık, tezgahtarlık yaptı. Orda abim kitap toplamaya o başladı, daha sonra ben de ondan etkilenerek ve efendime söyleyim, ondan öğrenerek başladım kitap toplamaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul&lt;br /&gt;Fotoğraf; Feryal Özkale Sönmez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAKINIZ http://tekinsonmez.com/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8074495498099633390?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8074495498099633390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/daha-sonra-baslad-her-yazmay-bilen-her.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8074495498099633390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8074495498099633390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/daha-sonra-baslad-her-yazmay-bilen-her.html' title='Sahaf konusu, kitap - insan konusudur. Otuz yıllık sahaf Sayın Emin Nedret İşli ile söyleşi; On sekizinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlpI9MCQxI/AAAAAAAAD1A/amvj2Fmlezc/s72-c/DSCN6945.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3359168087590076887</id><published>2010-08-03T11:26:00.000-07:00</published><updated>2010-08-03T15:21:03.024-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları öykü, bölüm VI;  Kitaplarla ilişki, insanlarla ilişkiye benzer, İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir; On yedinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFh5N-1CDaI/AAAAAAAADzo/hq9bVWQlZiY/s1600/Copy+of+DSCN7203.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFh5N-1CDaI/AAAAAAAADzo/hq9bVWQlZiY/s320/Copy+of+DSCN7203.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501280225943752098" /&gt;&lt;/a&gt;"Birkaç gün insan sesi işitmeyen kitaplarda başlayan hüzün, ne eksik ne fazla, bu hüznün yarattığı acılı titreşimlerle yoğunlaşan bir durum bu. Annem ve babam, öğretilerini bana şöyle betimlediler. 'Oğlum; Kitaplarla ilişki, insanlarla ilişkiye benzer,' dediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kitap dolu odaların, insanlara küserek içlerine doğru kapandıklarını, o uğultulu depremsi geceden sonra biliyorum artık. Benim alın yazım da bu! Son nefesime dek, bu rafları aynı boy kitaplarla dolu odalarda yaşamak yazgımmış." (*)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları adlı öykü sürüyor. 'Kars Platosu Öyküleri’nin ilk fragmanları Kültür Senatosu konukluğu dönemime (Berlin 1991) rastlar,' diye iki önceki sunumda yazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Berlin seni beklerken sonbahar geldi. ne yana bakılsa görülebilir ebruli kızıllıklarla, turuncu, mor geçişli güzün uyumu yapraklara serpilmeden önce Berlin e gelmek isterdin. Kanallara sis inerken kar yumuşaklığını severdin sevmesine ya, ağaçların yeşil yaprakları, dikenli hırçın rüzgarlarla savrulmadan öncesini de severdin," betimiyle açılan "Söylence Berlin" adlı romanımı yazdığım günlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Elyazmaları' adlı öyküde olduğu gibi insan kokusu alamayan kitapların göçmen kuşlar gibi farklı iklimlerde kitap koloniler kurarak insan oğlundan uzaklaştıkları söylencesini, o günlerde yaşadığım bir düşte öğrendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, bir aşağıda söyledim; Kitap neden bu denli şaşırtıcı etki yapar? Söz yazıya dönüştükten sonra ortaya çıkan teknik bilgi, yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü. Yazmayı bilenlerle bilemeyenler arasında beliren fark, bilmeyenler için ulaşılmaz bir muamma, bilmeyenlere karşı bir gizlilik örtüsü gibi yerleşti insan zihnine. Yazı bilen bilmeyen ayrımı sonra gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm 3 Ağustos 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFh1Ptun_aI/AAAAAAAADzI/XLYh2oMdc54/s1600/DSCN7203.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 287px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFh1Ptun_aI/AAAAAAAADzI/XLYh2oMdc54/s400/DSCN7203.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501275857666702754" /&gt;&lt;/a&gt;"Sipariş verilecek kitapların seçilmesi ve kitap pazarına gelen bezirganlara bu listelerin sunulması annemle babamın işlerinin arasındaydı. Bazı bezirganlar, editörlerini yanlarında getirirdi o günlerde. Annem, babam daha çok bu tür editörlerle görüşür ve konuşurlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir yıl, bazen birkaç yıl sonrası için verilen siparişlerin zamanında Kars’a gönderilmeleri için, editörlere gururlandırıcı dil dökmeyi de beceren annem ve babam, son yıl beni de Kars Kitap Pazarı’na götürdüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Onlara göre artık benim de kitap seçme zamanım gelmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Böylece kendi kitaplığımı kuracaktım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yeni yürümeye başladığım ilk gün, omuzuma geçirilen dışı saf ipek, içi keten, kenevir liflerinden yapılmış bezle sarılı kitap torbamı bu kez boynumdan geçirip, yandan kalçamın üstüne yerleştirdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bunun içine, artık bir kitap koyma zamanı geldi,” dediydi annem. Tökezlenmeden yürüyebiliyordum tek başıma o günlerde. Kars Pazarı’nda nasıl bir kitap seçeceğim merak konusu olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün bu bölgenin içinden İpek Yolu’nun geçmesi nedeniyle hatta Asya ile Avrupa arasındaki en büyük kitap pazarının, Kars Platosu’nda kurulduğunu da o gün öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O gün bir şey daha öğrendim, annem ve babam ellerimden tutmuş caddede yürüyorlardı. Ahalinin bize olan saygısını da o gün gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dışarıya çıkmaya pek fazla zamanları olmayan bu iki insan, gururla yaşadıkları Kars kenti insanlarına ve dünyanın her yönünden gelen editörlere geleceğin editörü olarak beni de göstermek istiyorlardı." (SÜRECEK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3359168087590076887?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3359168087590076887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/sahaflar-kitapclar-elyazmalar-oyku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3359168087590076887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3359168087590076887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/sahaflar-kitapclar-elyazmalar-oyku.html' title='Elyazmaları öykü, bölüm VI;  Kitaplarla ilişki, insanlarla ilişkiye benzer, İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir; On yedinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFh5N-1CDaI/AAAAAAAADzo/hq9bVWQlZiY/s72-c/Copy+of+DSCN7203.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8483070886713957917</id><published>2010-08-02T13:35:00.000-07:00</published><updated>2010-08-03T12:36:42.195-07:00</updated><title type='text'>Sahaflık mesleği ile yıllarını tüketenlere soruyoruz,  kitaptaki sır nedir diye; Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 4. bölüm; On altıncı yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFctynsDCOI/AAAAAAAADyI/ACzZ_hLqczU/s1600/Copy+of+CIMG0865.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 128px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFctynsDCOI/AAAAAAAADyI/ACzZ_hLqczU/s200/Copy+of+CIMG0865.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500915817526790370" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap insan bağlantısı, bugün de söylenemeyecek gizlerle karşımıza çıkar ve keşif masasında konu olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap neden bu denli şaşırtıcı etki yapar? Kağıt üzerinde çizgilerden, yuvarlak ya da köşeli simgelerden, adına harf denilen görüntülerin biçemleri mi bu etkiyi veriyor? Yoksa alt alta yazılmış tümceler mi? Her tümce, içinde taşıdığı anlam ile doğuma hazırlanan canlı gibidir. Gök yüzünde elle ulaşılamayan sayısız yıldızın yaydığı ışıkdaki gizem gibi merak uyandırır kitapdaki harfler, okuma bilmeyenler için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumayı bilmeyen, okuduğunu anlamayan için kitap bir 'muamma' olur. Burdan başlar giz! Anlaşılmayan tümce, açılmayan kapı olur. Kırarak içeri girmek de vardır o kapıyı fakat kırıldığında kapı diye bir şey kalmaz ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa çok kolaydır! Kitap bir nedenle elinize geldiğinde, açılmayı bekler. Sırlar kitabın açık sayfadır. Pek çok kitap yıllarca açılmayı bekler, içe dönük insanlar gibi suskun bekleyen kitaplar vardır. Sabırla okurunu bekleyen kitaplardan talihli olanları eline alan ve onların dilinden anlayan kitap Sayın Halil Bingöl ile söyleşinin sonuna geldik.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm 2 Ağustos 2010 &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFcyL6OWlJI/AAAAAAAADyQ/n_8zll_2ftg/s1600/Copy+of+CIMG0863.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 207px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFcyL6OWlJI/AAAAAAAADyQ/n_8zll_2ftg/s400/Copy+of+CIMG0863.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500920650045756562" /&gt;&lt;/a&gt;Tekin; Halil Bey, peki nasıl bir sır söylenmeyecek şeyler mi?&lt;br /&gt;Halil; Tekin Ağabey, fazla da açıklanacak şeyler değil, meslek sırlarıdır bunun okulu yoktur bunun için 15 yllık bir çıraklık devresi 10 yıllık bir kalfalık devresi olmak üzere 25 yıllık bir süreç içinde bu, olgunlaşmaya başlıyorsunuz. Tabii ki kitabı aşk derecesinde sevmek de var bu ayrı bir şey. &lt;br /&gt;T; Evet bu apayrı bir şey.&lt;br /&gt;H; Aşk! Kağıt kokusunu da ileri geçiyor bu..&lt;br /&gt;T; Aşk... Nasıl?&lt;br /&gt;H; Aşk! Kitap aşkı, ilerki devresi o biraz kötü oluyor, şöyle ki, sen kitaba tamamiyle bağlanıp satamıyorsun o kitabı. &lt;br /&gt;T; Bir de satamıyorsun!&lt;br /&gt;H; Evet o felaket bir durum! Burda bir arkadaşımız öyle, öyle bir durumda, satamıyor hiç bir tanesini, kıyamıyor, bunlar benim yavrularım diyor. Ben bunları satarsam ya hoyrat bir ele geçerse diyor. Ya bunu hırpalarsa diyor, yani onun çocuğu gibi muhafaza ediyor. &lt;br /&gt;T; Siz daha o aşamada değil misiniz?&lt;br /&gt;H; Ben o dönemde değilim! Olmak da istemem yani.&lt;br /&gt;T; Peki kitabı nasıl algılayalım? Kitabı algılamada diyorsunuz ki tutku, aşk var ve bu aşkın kademeleri var...&lt;br /&gt;H; Şimdi siz kitaba ne kadar yaklaşırsanız, ne kadar yapışırsanız onlar birer canlıdır. Her sayfasının bir özelliği var, bir canı var. Ordaki kitabın bakımı yapılmazsa ilerki senelerde üzerinde lekeler oluşur asit lekeleri.&lt;br /&gt;T; Kitap sayfalarında gözle görülür mü, canlı mıdır bu?&lt;br /&gt;H; Evet, canlıdır bu, yürüyor yani. Evet. Çok çok ilerki durumda kırılmaya başlar kağıt. Kırılır resmen kırılır böyle, elinize alırsınız kırt diye kırılır böyle gevrek hale gelir, kitap kendi kendine yanar, alevli değil, için için yanar, asidi onu yakar bitirir. Mahveder! Onun için o kitabı ayda bir, onbeşde bir açarsanız, havalandırırsanız, oksijenle temasa getirirseniz bu yangınını bir nebze olsun söndürürsünüz.&lt;br /&gt;T; Bu kesin gerekiyor mu?&lt;br /&gt;H; Kesin gerekiyor!&lt;br /&gt;T;Yüzlerce kitabınız var, bunu nasıl yapacaksınız?&lt;br /&gt;H;Onu artık, o el alışkanlığı, tek tek onlarla ilgilenmeniz lazım, bakımını yapacaksınız, tozunu alacaksınız, o zaman o kitapalar dile geliyor, ondan sonra onlar sizlen hercümerc oluyor ve sizlen konuşmaya başlıyorlar.&lt;br /&gt;T; Halil Bey kitapların size ulaşması.. bir yerden telefon mu ediyorlar size.. şöyle 'bir kitaplık dolu kitap,' diye..&lt;br /&gt;H; Şimdi çağırırlar, telefon ederler, veyahut da tanıdık eş dost vasıtasıyla, gider bakarız kitaplığa..&lt;br /&gt;T; Nasıl oluyor o insan ölmüşmü oluyor, o kitaplar nasıl..&lt;br /&gt;H; Evet! Kitapların bize gelme konusuna geçiyoruz. Şahsın ölmesiyle bir! Özellikle erkekler kitap tutkunu olur, bayanlar pek kitabı sevmezler, toz tuttuğu için, işte fazla ilgi çektiği için, eşi tarafından ihmal edildiğini zannettiği için kitaba bayağı düşmanımsı bakarlar, eş öldüğü zaman ilk evvel emirde satılacak şey kitaptır ilk.&lt;br /&gt;T; İlk önce kitap mı çıkar evden?&lt;br /&gt;H; Bu hiç değişmez! Hatta gideriz deriz bakarız ederiz işte muhteşem kütüphane, kadın.. çok oldu böyle.. Alın bunları götürün kardeşim, görmeyim,' diye. Ee ne ödeyeceğiz? Para mara yok.. para istemiyor, düşünebiliyor musunuz? Böyle çok oldu! Bu şekilde geliyor. İkincisi, bizi de çağırmıyorlar, kapıdan geçen hurdacıya, kağıtçıya veriyorlar, onlar tekrar getirip bize satıyorlar. Üçüncüsü çöpe atıyorlar, bildiğiniz çöpe atıyorlar, kapıcıya veriyorlar, at diyorlar bunu, kapıcı çöpe atıyor veya tanıdığı gelen hurdacı varsa ona satıyor gene ordan bize geliyor. Veyahutta perakende diyelim ki paraya ihtiyacı oluyor, kütüphanesinin bir bölümünü koyuyor torbalara geitiriyor burda satıyor bize.. bu şekide geliyor kitaplar veyahutta biz ihalelere giriyoruz, ihalelere gidiyoruz alıyoruz, evet.&lt;br /&gt;T; Halil bey, kitapla böyle başladık sonuna geldik, kitabın geleceği var mı, sahafın geleceği var mı?&lt;br /&gt;H; Dünya durdukça, yazı kağıt kalem ortadan kalkmadıkça allahın emri bitmez ve bu kitap işi de bitmez, devam eder, dünya durdukça devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8483070886713957917?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8483070886713957917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/on-altnc-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8483070886713957917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8483070886713957917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/08/on-altnc-yaz.html' title='Sahaflık mesleği ile yıllarını tüketenlere soruyoruz,  kitaptaki sır nedir diye; Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 4. bölüm; On altıncı yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFctynsDCOI/AAAAAAAADyI/ACzZ_hLqczU/s72-c/Copy+of+CIMG0865.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-6748376705390765160</id><published>2010-07-27T12:34:00.000-07:00</published><updated>2010-07-29T02:34:47.849-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='http://www.blogger.com/img/blank.gif'/><title type='text'>Sahaflıkta her kitap herkes için değildir ve ‘Sahaflık okulu yok,’ diyen Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 3. bölüm; On beşinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE84PNHRdjI/AAAAAAAADpA/i1GA4kXiLZk/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0871.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 160px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE84PNHRdjI/AAAAAAAADpA/i1GA4kXiLZk/s200/Copy+(2)+of+CIMG0871.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498675503912023602" /&gt;&lt;/a&gt;Ben diyorum ki, Sahaf, kitabı alan kişiye bakar o kişi kitap insanı mı,’ diye. 'Kitaba dost olan dünyaya dost olur,' ve Sahaflık için ‘misyon’ diyenler var. Soruyorum;‘Ne adına misyon? Kitap adına mı bilgi adına mı?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniliyor ki; ‘Kitapların doğru insanlara ulaştırılması. Kitabı düzgün insanlara vermek, her kitap herkese verilmez.' iyi, güzel de ne oluyor bu blog ile? Sır alınıp burada sır veriliyor bu satırların yazarına göre. Simurg sahibi İbrahim (Yılmaz) Bey'in kulakları çınlasın! ‘Kayserilinin dediği gibi "pastırma herkese satılmaz!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bu sahafık da öyle birşey, yani değerli kitapları doğru düzgün adreslere ulaştırma.. her kitabın bir değeri her kitabın gerçekten bir alıcısı var,’diyen de o. Her kuşun eti nasıl ki yenmezse, işte öyle! Her konu herkese göre değildir! Her anlatının farklı meraklısı olur. Blog konuları da böyledir. Ne oldu? Sahaf/Kitap blog da böyle oldu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurgu öykü kitabı olduğu halde, büyü müdür nedir, Kars Platosu Öyküleri tuhaf bir şekilde canlanarak karşıma çıkıyor. Biliyorum, 'pastırma herkese satılmaz!' İlgisiz görünse de açıklama için 20 yıl öne gitmeliyim. Tengrici Şaman Oğuz boylarına bağlı ve fakat evrilme sonucu Hıristiyan Gagavuz ve Musevi Karaim olan sosyal gruplar üzerine düşünmeye başlamam 90’lı yılların başına varır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu konuda sosyal bilimciler ve dilbilimcilerle karşılaşmam, konu üzerine düşünmeye başlamam, yazmam (Varlık Derg) 1990-93 yıllarıdır. Şaman Oğuz, Hıristiyan Gagavuz, Musevi Karaim sosyal gruplar neden? Kars Platosu Öyküleri’nin ilk fragmanları Kültür Senatosu’nun konuğu olduğum Berlin (1991) yaşama dönemime rastlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok dilli olma özelliği, farklı eğilimlerin, inancaların ortak doğrularla, bir arada yaşama ilkesi, Kars Platosu’nu bir coğrafya olarak tarih katları ile karşımıza çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaf ve kitap blog, sahaflarla söyleşilere açıldı. Bu açılım şaşırtıcı oldu! Kars Platosu Öyküleri’nde izlediğimiz konular bir bir sahne alıyor! Örnek mi dediniz? Bu blogdaki söyleşileri izliyor musunuz? İzliyorsanız, bu blogda bazı bölümleri sunulan ‘Elyazmaları’ nı anımsayın ve sahaf söyleşilerine zaman ayırın. Şimdi Sayın Halil Bingöl ile olan doğaçtan söyleşiyi bıraktığımız yerden sürdürüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm 27 Temmuz 2010 &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE9DsBf64lI/AAAAAAAADpI/_W13ZHRKmMY/s1600/Copy+(3)+of+CIMG0874.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 136px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE9DsBf64lI/AAAAAAAADpI/_W13ZHRKmMY/s400/Copy+(3)+of+CIMG0874.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498688093638287954" /&gt;&lt;/a&gt;T; Sahaf, çok dilli bir insandır, öyle mi?&lt;br /&gt;H; Evet, dünyada basılı ve yazılı bütün lisanların ne olduğunu bileceksiniz, konuşma lisanı değil, yani, okuyup görme, çözme. Osmanlıca’yı kesinlikle bileceksiniz, Arap harfleriyle Türkçeyi. Eee, Latin harfleriyle Türkçe şimdi konuşulur, bir de Grek harfleriyle Türkçe var.&lt;br /&gt;T;Var mı?&lt;br /&gt;H; Karamanlıca dediğimiz... &lt;br /&gt;T; Karamanlıca! Grek abecesi ile Türkçe mi?&lt;br /&gt;H; Tabii! Karamanlı’da oturan, Rum, Türk-Rum diyelim, Hıristiyan Türkler’in konuştukları, evet, okudukları yazdıkları lisan, Türkçe okuyorlar, Türkçe yazıyorlar, ama Arap harfleriylen değil, Latin harfleriylen de değil...&lt;br /&gt;T; Bir de Ermeni alfabesi ile olanlar var.&lt;br /&gt;H; Var! O da Anadolu Ermenileri, Anadolu Türk’ü.&lt;br /&gt;T; Onlar da Gregoryen ruhanilğine girmiş Türkler...&lt;br /&gt;H; Evet, onu kabul etmiş, ama Ermenice’yi bilmiyor, ama Ermeni harflerini biliyor, o kadar. Ermeni alfabesini Türkçeye çevirmiş.&lt;br /&gt;T; Böyle şeyler bu tür kitaplar geliyor mu?&lt;br /&gt;H; Türkçeden başka dil de bilmiyor...&lt;br /&gt;T; Türkçeden başka dil de bilmiyor, ama o alfabeyi biliyor. &lt;br /&gt;H; Evet! Sahaf iseniz bunları bileceksiniz!&lt;br /&gt;T; Tamam! Bunları da bileceksiniz! Böyle kaç dil var Anadolu’da örneğin; Süryani abecesi ile Tükçe, Ermeni abecesi ile Türkçe, Ermeni abecesi ile Oğuzca, Latin abecesi ile yine Oğuzca, İbrani abecesi ile Türkçe…&lt;br /&gt;H; Süryani alfabesiyle Tükçe var...&lt;br /&gt;T; Var mı?&lt;br /&gt;H; Var! İbrani alfabesiyle Türkçe var. Tarih Toplum’un ilk sayılarında, seri halinde makaleler olarak yayınlandı.&lt;br /&gt;T; Tarih ve Toplum, sizde var mı o sayılar?&lt;br /&gt;H; Şu anda bendekiler, yukarıda birkaç sayısı olabilir ama şu anda bulamam yani. Ama Tarih Toplum’un ilk sayılarından itibaren bu seri olarak yayınlandı artı bir de çok enteresandır, Ermeni harfleriyle Kürtçe yazanlar var Anadolu’da. 1865 yılında Kayaoğlu matbaasında basılmış bir tane İncil elimize geçti. Ve sattık, ama birinci sayfasının kopisini aldık, sattığımız kişiden müsaade alarak. &lt;br /&gt;T; Yani Türkçe ya da Oğuz Türkçesiyle fakat Ermeni alfabesiyle inciller de var mı?&lt;br /&gt;H; Var onlar çok bulunur onlar birşey değil. Özellikle İstanbul’da basılmıştır, genellikle.&lt;br /&gt;T; Onu nasıl anlayacağız, Oğuz Türkçesi olduğunu?&lt;br /&gt;H; Ermeni harflerini bilmeniz lazım.&lt;br /&gt;T; Evet! Ermeni harflerini bilmemiz lazım!&lt;br /&gt;H; Alfabenin abecesini bileceksiniz, Grek alfabesinin abecesini bileceksiniz, Bunlar basittir ama İbrani alfabesi zor. O biraz zor, ona ben epey uğraştım, hala tam biliyorum diyemiyorum. &lt;br /&gt;T; O zaman İbrani alfabesiyle Türkçe...&lt;br /&gt;H; Türkçe var, şeydeki.. Kırım’daki, &lt;br /&gt;T; Tevrat da var mı?&lt;br /&gt;H; Tabii var, şeyde, Kırım’daki...&lt;br /&gt;T; Hazara kökenliler mi onlar?&lt;br /&gt;H; Evet! Şey, Karatay’lar. Tabii tabii varlar şu anda... Karataylar şu anda okuyup yazıyorlar, Türklüğünden vazgeçmiyor, efendim bakın burda çok önemli bir şey var.&lt;br /&gt;T; Türklüğünden vaz geçmiyor fakar İbranice...&lt;br /&gt;H; Ben Türküm diyor, benim okuduğum lisan Türkçe diyor, ben Türkçeyi bilirim Türkçe ama Karadeniz ağzınlan konuşuyor, Tatar ağzınlan konuşuyor, Anadolu ağzınlan konuşuyor, İstanbul ağzınlan konuşuyor, onlar önemli değil, ısrarlan ben diyor Türküm, Türkçeden başka bir dil bilmiyorum, haa ne biliyorum, ben hangi harfleri biliyorum, haa ben Ermeni alfabesini biliyorum, Ermeni harfleriyle okuyup yazıyor Türkçeyi. Niye, ben Ortodoks’um diyor, Grek alfabesini biliyor, Grek alfabesiyle okuyup yazıyor, ben diyor müslümanım diyor, Arap harfleriyle okuyup yazıyor, ben diyor işte harf devriminden sonra Latin harfleriyle okuyup yazacağım diyor, Latin harfleriyle Türkçe yazıyor.' (SÜRECEK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-6748376705390765160?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/6748376705390765160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/07/sahaflk-icin-okulu-yok-ki-bunun-diyen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6748376705390765160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/6748376705390765160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/07/sahaflk-icin-okulu-yok-ki-bunun-diyen.html' title='Sahaflıkta her kitap herkes için değildir ve ‘Sahaflık okulu yok,’ diyen Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 3. bölüm; On beşinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE84PNHRdjI/AAAAAAAADpA/i1GA4kXiLZk/s72-c/Copy+(2)+of+CIMG0871.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3795814679143910159</id><published>2010-07-26T13:02:00.000-07:00</published><updated>2010-07-27T14:30:51.354-07:00</updated><title type='text'>Orhan Veli, Kemal Tahir, Orhan Kemal kitapları nasıl imzalar ve Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 2. bölüm; On dördüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE3tFJSw7lI/AAAAAAAADoI/xs-lEErXTm0/s1600/CIMG0873.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE3tFJSw7lI/AAAAAAAADoI/xs-lEErXTm0/s200/CIMG0873.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498311392738995794" /&gt;&lt;/a&gt;Karşımızda, 1947 Eyüp doğumlu Halil Bingöl. Galatasaray Aslıhan pasajı ikinci katta, dükkanın önünde Bülent Ecevit afişi durur. Hemen kapı yanlarında tanıdığınız başka fotoğraflar. İçeri girince yine tanıdık yüzler görünür. Onlarla yaşar, soluk alıp verir Halil Bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çokluk kapının önünde oturur Halil Bey. Pasaj aralığına girince, kapının önüne attığı iskemle ve masa gözünüze çarpar. Masa üstü kutular içinde fotoğraflar bulunur. Halil Bey ceket yerine, içi miflonlu bir yelek giyer çoklukla. Kitaplar arasında yaşamını sürdürmekle mutlu olan seçkin insanlardandır. Kitap onun geçim yolu, geçim kaynağı değildir, izlenimi verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat alıcısı gelen kitabı esirgemez, üçe beşe bakmaz verir. Kitabı alan kişiye bakar, o kişi kitap insanı mı, diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap insanı, da olur mu, diye sormayın! Kitap insanı okur, ona göre. Üç aşağı beş yukarı para bundan sonra gelir. Aşağıdaki bölümde dönen kitaplardan söz ettik. Soru, yanıt tarzında değil de sözü bir yerinden çekip gittik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıdaki doğaçtan söyleşi, karşılıklı doğaçtan diyalog kulvarında akıp giden sözcükleridir. Çoğu kısa, kimileyin tek  sözcükle imlenen diyaloglar... Bu biraz da Halil Bey'dir...&lt;br /&gt;Sevgi, İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockholm 26 Temmuz 2010 &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE3x4UQpIlI/AAAAAAAADoQ/g8v8naU21RE/s1600/Copy+of+CIMG0863.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 354px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE3x4UQpIlI/AAAAAAAADoQ/g8v8naU21RE/s400/Copy+of+CIMG0863.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498316669902725714" /&gt;&lt;/a&gt;T;Öyle dönen 'geriye dönen kitaplar' olur mu Halil Bey?&lt;br /&gt;H;Var tabii.&lt;br /&gt;T;Adını hatırlıyor musunuz bazı kitapların? &lt;br /&gt;H;Bir tanesi; Ahmet Bedevi Kuran’ın 'İnkilap Tarihimiz ve Jön Türkler,' diye bir kitabı vardı.&lt;br /&gt;T;Bu kitap geriye mi döndü?&lt;br /&gt;H;O kitap, onu iyi hatırlıyorum. &lt;br /&gt;T;Yıllar sonra...&lt;br /&gt;H;Yıllar sonra döndü. Ondan sonra bir kere de bir kitap döndü o da çok enteresan. İçine yazmış, alan kişi “1942 yılında ben bu kitabı sahaflar çarşısından aldım,” demiş. Gene bize geldi o, yıllar sonra, biz de oraya bir not koyduk. “Bu kitap 1942 yılında bu çarşıdan çıkmıştır, şimdi buraya bir not düşüyoruz, tekrar bu çarşıya gelmiştir, bundan sonra tekrar ne zaman geleceği meçhuldür,” diye bir yazı yazdık. &lt;br /&gt;T;Yazdınız!&lt;br /&gt;H;Ve satıldı, gitti. Ne zaman nerde çıkacak belli değil.&lt;br /&gt;T;Buralarda mı satıldı?&lt;br /&gt;H;Hayır Beyazıy’ta, burda olmadı.&lt;br /&gt;T;Yaşayan yazarların kitapları mı daha çok aranıyor sizde?&lt;br /&gt;H;Bizim sattığımız kitapların yazarları genelde yaşamayanlar. Bizde en çok, bende çok iz bırakan, Kemal Tahir ile Orhan Veli’dir. Orhan Veli’nin imzalı kitapları birer ağlama ve hüsran ve çok değişik hisler verir. O imzalar kitabı, çok nadir çıkar imzası, muhakkak altına bir dörtlük indirir. Muhakkak ama, genelde hep öyledir. Veyahutta öyle sözler koyar ki oraya, öyle sözler yazar ki insanı hüzünlendirir. Kemal Tahir sadece kuru bir saygılarımla diye geçer, genelde yıl tarihini atar; tarih, gün tarihini vermez. &lt;br /&gt;T; Kemal Tahir, gün tarihini vermez mi?&lt;br /&gt;H;Hayır! Ama Orhan Veli ve Orhan Kemal çok açık seçik net yazarlar. Ondan sonra çok değişik şeyler oluyor tabii. Kimisi, mesela bir Halit Ziya Uşaklıgil’in zannediyorum kitabını sattık, Profesör Doktor Haluk Oral’a, o imzalı kitap toplar. Bir tanesini de Osman diye imzalamış, birisine ithaflı göndermiş, kitabı her ne suretle bir sahafta bulmuş tekrardan, çok kısa bir süre sonra.&lt;br /&gt;T;Kendi imzaladığı kitabı sahafta buluyor Haluk Oral!&lt;br /&gt;H;Evet! Altına tekrar not düşmüş; "Ben bu kitabı imzaladım ama bu kitabı taşıyacak nitelikte bir insan değilmiş," mealinde, ikinci bir önsöz ve imza yazmış, tekrardan satılmış kitap. Bu şeydedir.. bu kitap, ben biraz detayını kaldırayım dedim, Tarih ve Toplum Dergisi zannedersem bu konuda bir yazı da yayınladı. Prof Dr Haluk Oral, Boğaziçi Üniversitesinde Matematik profesörüdür. O kitap onda, o kitabı ona biz sattık, çok enteresan da bir öyküsü var o kitabın, o öyküyü de zannedersem yayınladı. Bir de bu kitapların bir öyküsü daha var yani, gezme öyküsü var.&lt;br /&gt;T;Bunu da anlatalım biraz Halil Bey.&lt;br /&gt;H;Evet, şöyle ki, bir tarihte gene turistlerden Katmandu’yla ilgili, Katmandu’yu anlatan İngilizce bir kitap aldık, ikici el. Kitabın içini açtık, kitap Katmandu’da bir kitap satıcısının oteldeki kitap satıcısının damgasını taşıyor, Katmandu’dan kalkmış bize gelmiş.&lt;br /&gt;T;İngilizce bir kitap, Katmandu’dan!&lt;br /&gt;H;Evet! İngilizce, Katmandu’yu anlatıyor, altında bir kaşe! Bizim de ufak kaşemiz var, hani kitaplıklarda bastığımız kaşe, bazı kitaplara basılır, ufacık, ufacık bir şey vardır. Kaşeyi koyduk vitrine koyduk kitabı, o gün satıldı, Katmandu’dan İstanbul’a geldi, İstanbul’dan artık nereye gitti bilmiyorum. &lt;br /&gt;T;Kitapaların bir de böyle özel yaşam öyküleri var demek.&lt;br /&gt;H;Evet, bir de Fransızca bir kitap, zannedersem kozmetikle ilgil bir kitaptı, Fransızca bir kitap, kitap Tunus’ta basılmış Tunuslu bir kitapçının elinden geçmiş, 1933 baskısı, Tunus’tan İskenderiye’ye gitmiş, İskenderiye’de kitapçının damgası var, oradan Rusya’ya geçmiş, Rusya’daki bir kitapçının damgasını yemiş, ordan bize geldi. Biz de hemen ona güzel, ufak bir damga vurduk sattık. Fransızca bir kitap. Onun için o kitabı hiç unutamıyorum.&lt;br /&gt;T; Bize üç tane sahaf adı verir misiniz, bugün yaşayan, sonra da sahaflığı bize anlatın, sahaflık nedir?&lt;br /&gt;H; Şu anda Turkuaz Kitabevi var, burda Emir Nevruz Sokak’ta, İstiklal Caddesinde. Nedret bey ve o rtağıgerçek sahaflardandır herşey var onlarda. &lt;br /&gt;T; Sahaflık nedir Halil Bey?&lt;br /&gt;H; Sahaflık, şöyle diyelim, sahaflık kitabın eski kitabın alimi demek, bu ne demek, açalım, eski bir kitabı eline aldığı zaman bu kitabın kaç yılında basıldığını görecektir. Genelde bizim yabancı kitaplar 1600’lü yıllar, 1500’lü yıllar hepsi romen rakamıyla, ilkokul dördüncü sınıfta bunu öğretirler.&lt;br /&gt;T;Hangi yıllar dediniz?&lt;br /&gt;H;1600’lü yıllar. 1500’lü yıllar...&lt;br /&gt;T;Latince yani, Latin harfleri..&lt;br /&gt;H;Latince, Grekçe, Almaca, Fransızca, genelde bu kitapların hepsinin doğum tarihleri romen rakamıyladır. En basitinden romen rakamlarını bileceksiniz. Mesela mcdd bilmem ne falan filan, bunu okuyacaksınız ki bu kitabın doğum tarihini bileceksiniz çok önemli. Bunu takiben, o kitabın Latince mi, Rumca mı, Ermenice mi, Gürcüce mi, Rusça mı, Bulgarca mı olduğunu tayin edeceksiniz, artı bu kitabın neden bahsettiğini tayin edeceksiniz. İçindekilerin ne olduğunu bilmeniz lazım. Onu müşteriye satarken, içinde böyle böyle şeyler olduğunu, bu bilgileri kapsadığını, bunun sizin araştırma konunuza dahil olduğunu, bu kitaptan faydalanmanız gerektiğini, veyahutta en azından bu kitabı görüp kaynaklarınıza eklemenizi diye bizim onu yönlendirmemiz lazım. (SÜRECEK)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3795814679143910159?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3795814679143910159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/07/karsmzda-1947-eyup-dogumlu-halil-bingol.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3795814679143910159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3795814679143910159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/07/karsmzda-1947-eyup-dogumlu-halil-bingol.html' title='Orhan Veli, Kemal Tahir, Orhan Kemal kitapları nasıl imzalar ve Sayın Halil Bingöl ile söyleşi, 2. bölüm; On dördüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TE3tFJSw7lI/AAAAAAAADoI/xs-lEErXTm0/s72-c/CIMG0873.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4100814337601550273</id><published>2010-05-02T22:05:00.001-07:00</published><updated>2010-07-27T08:55:29.677-07:00</updated><title type='text'>Sahaflık, Kitap kokusu, kağıt kokusu Tommiks Teksas takas ederek başlayan bir öykü, Sayın Halil Bingöl ile söyleşi; On üçüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S95cNM8covI/AAAAAAAADSU/4vfWygrZGmE/s1600/CIMG0871.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 192px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S95cNM8covI/AAAAAAAADSU/4vfWygrZGmE/s320/CIMG0871.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466908379557176050" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap okuma yasakları ile ünlü korku çağı yıllarında, kitap kokusu ile çıldırma 'vakaları' görüldüğü söylenir. Buna 'delilik' diyenler vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap insan arasında süren mistik ilşikidir bu. Kitap kokusu aslında şöyle ki kağıt mürekkep kokusudur. Bu bir anlamda insanın kendine dönme yolunu arayışı sırasında o yola bir eşikten atlama aşamasında olur. Çoğu kişi o eşikten atlama sırasında düşer ve orada kalır. Kitap kokusu sarmıştır beynini. Çok az kişi oradan çıkıp yazma eylemine başlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de insan kokusu alamayan kitapların ('Elyazmaları' adlı öyküde olduğu gibi*) göçmen kuşlar gibi farklı iklimlerde kitap koloniler kurarak insanlardan uzaklaştıkları söylenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklimler, insanlar, kitaplar bağıntısı tartışılan bir başka konudur. Şimdi Tommiks Teksas takası ile başlayan bir öykü, Sayın Halil Bingöl ile olan söyleşiyi izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez 2 Mayıs 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S95g7Ii4SQI/AAAAAAAADSc/wmCEpD4-ctI/s1600/CIMG0874.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 258px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S95g7Ii4SQI/AAAAAAAADSc/wmCEpD4-ctI/s400/CIMG0874.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466913566696687874" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; Sayın Halil Bingöl, ‘Tommiks Teksas takas ederek başladık,’ dediniz. Başladığınız yerde duramadınız mı?&lt;br /&gt;YANIT; Başladıktan sonra durmak mümkün değildir.Daha sonra lise bittikten sonra üniversite yıllarında seyyar tezgahlar açmaya başladık Beyazıt meydanında Cumartesi Pazar günleri, genellikle Pazar günleri müsaade ediyordu belediye. Eski, Fransızca okul kitapları, ders kitapları alıp satmakla başladım, daha sonra güncel romaları ve eski okunmuş kitapları alıp satmaya başladım. Bu 66 yılından bu tarafa doğru, bu günlere geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;’ Bu günlere geldi,’ derken ‘Eyüp’de Şafak sineması,’ önünden mi buraya, bu Aslı Han sahasına çıktınız? &lt;br /&gt;YANIT; Galatasaray Aslıhan pasajı sahasından önce 75-76’lı yıllarda Beyazıt sahasına çıktık oradan, 83 yılında sahaflar çarşısının içerisine girdik, bir dükkan boşaldı, orayı kiraen tuttuk, 94 yılına kadar orada Hacı Muzaffer Ozak’ın başkanlığındaki çarşının onun ustalığı, onun şemsiyesi altında çok önemli bilgiler öğrendik bu meslekle ilgili ve 85 yılında rahmete kavuşmasından sonra çarşının dengesi zaten bozuldu. Muzaffer Ozak, o bizim meslek pirimizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; 66, Eyüp’de Şafak sineması önü, ilk küme burası. Anlaşılan gol peşinde koşuyorsunuz. 83, Beyazıt sahası, 94 sahaflar çarşısı içerisi...Halil Bey küme yükseliyor.. Bir de ‘meslek pirimizdi’ dediğiniz bir orkestra şefi, milli takım baş antrönürü gibi, Muzaffer Ozak Bey. Saha değişiyor, birinci lige çıktınız, çimen sahaya çıktınız fakat kitap..kitap yok!  Peki kitapla nasıl bir bağ alış verişi oldu? Kaç yaşında kitabın kokusu çarptı sizi, evde var mıydı o kitaplar? &lt;br /&gt;YANIT; Evet vardı babadan.. Osmanlıca kitaplar babamdan kalma kitaplarım vardı. Bir ara (maliye muhasebe bölümü mezunuyum) serbest mali müşavirlik yaptım ama bu eski kitap tutkusu beni tekrardan bu işe döndürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Kitap tutkusu, kokusu babadan kalma kitaplarla mı?&lt;br /&gt;YANIT;Evet, bu böyle değişik bir çikolata kokusu vardır eski kitabın, her eski kitapta olmaz o.  Olmuyor, o 30’lu yılların 40’lı yılların kağıdının özel bir karışımı mı diyelim, asitten çıkan bir koku mu diyelim amanla çikolata kokusu gelmeye başlıyor. Vanilyayla karışık böyle çikolatalı bir koku, sayfaları  karıştırırsanız zaten o kokuyu alıyorsunuz bu koku beni çok etkiledi. O kokuyu duymak için o kitapların arasından çıkmamaya başladım. Evet. O kokunun arkasından koştum, kitabın sihirli bir kokusu vardır. O koku beni bu kitapların içine sardı sarmaladı  ve...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Şimdi burası çimen saha, birinci lig! Galatasaray Aslıhan pasajı sahası! Kaç yılında geldiniz buraya?&lt;br /&gt;YANIT; Ben buraya 94 yılında geldim. Beyazıttaki durum, ayarı bozuldu. Evet, üstadımızı kaybettik, oranın ayarı bozuldu. Kutup kaybolunca, kutup dediğim yani baş, merkez kutup kaybolunca dengeler bozuldu. O dengeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Siz ona gelinceye kadar, pir'e gelinceye kadar kitap kokusuyla gidiyordunuz, ona gelince ne oldu koku?&lt;br /&gt;YANIT; Ona gelince iş değişti, koku devam etti, bilgi seviyemiz yükseldi esnaflığın sırlarını bize açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Sahaflık nedir,tanımlar mısınız, doktorluk gibi mi bu?&lt;br /&gt;YANIT; Şimdi sahaflık efendim, kağıdı bilen, kağıda elini sürdüğü zaman o kağıdın hangi yılda imal edildiğini anlayacak kadar... Evet, kağıdın doktoru, yazının doktoru, kitabın doktoru, cildin doktoru, o cildin hangi yılda yapıldığını malzemesinden baktı mı anlayacak. Sahaf bu! Kitabın alimi. O kadar, bitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kaç tane böyle alim var şu anda Türkiye’de? Bir isim verdiniz biraz önce Muzaffer bey, o ailim miydi?&lt;br /&gt;YANIT; Şimdi şu anda kaç tane alim var, diyelim iki elin parmağını geçmeyecek. O alimdi. Onun da bir alimi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; O bir okuldan mı geliyordu yoksa mektepsiz miydi?&lt;br /&gt;YANIT; Bunlar hep mektepsizdir. Okulu yok zaten. Mektebi yok ki bunun.. görerek, biz de burda görmek. Bizim alıp satmak derdimiz değil, görmek.. ‘alamadığıma değil diyor, göremediğime yanarım,’ derdi bizim üstadımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;br /&gt;*Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4100814337601550273?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4100814337601550273/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/sahaflk-kitap-kokusu-kagt-kokusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4100814337601550273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4100814337601550273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/sahaflk-kitap-kokusu-kagt-kokusu.html' title='Sahaflık, Kitap kokusu, kağıt kokusu Tommiks Teksas takas ederek başlayan bir öykü, Sayın Halil Bingöl ile söyleşi; On üçüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S95cNM8covI/AAAAAAAADSU/4vfWygrZGmE/s72-c/CIMG0871.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4529434145186435796</id><published>2010-05-02T08:03:00.000-07:00</published><updated>2010-07-26T10:31:51.579-07:00</updated><title type='text'>Sahaflar - kitapçılar, Elyazmaları  bölüm V, öykü;  Kitap kokusu, yazarak kendine dönme istenci verir insana; On ikinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S92aA3EysUI/AAAAAAAADRU/47Xr__AljyA/s1600/Copy+of+CIMG0874.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S92aA3EysUI/AAAAAAAADRU/47Xr__AljyA/s200/Copy+of+CIMG0874.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466694862272377154" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap kokusu, matbaa, mürekkep kokusu, kağıt kokusu, sıcaktan, nemden yeraltında korunan eski kitap kokusu... Kitap kokusu, yazarak kendine dönme istenci verir insana. İnsan olmadan kitap, kitap olmadan insan olmaz dedim daha ilk başlarda. İnsanı yazmaya doğru çekip götürenlerin arasında kitap kokusu da vardır. Korku çağları boyunca kitap varlıksal gücünü dayatır ve duyumsatırken, koku duyumu ile insanı çeker. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumadan uzak korku çağında kitap kokusu çılgınlığı başlar. Bu koku peşinde koşma ve bunu bulamıyorsa geceleri sayıklama da vardır yazar olmanın keşif masasında. Yazmayarak kendinden kaçan insan tanımaz bu kokuyu ve bu koku gelince sarsılmaz. Eski çağlarda gizli saklı kitap okuyanlar, okudukları için suçlanarak yakılan insanlar oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorgulama yapılmıyordu bu insanlar içeriye alındıklarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski kitaplar, bu kişilere yaklaştırılıyor ve fakat kitaplar bu insanların ellerine verilmiyordu. Bir kitap işkencesiydi bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları kara mizah sananlar olacaktır. Evet kara mizah! Kara mizah güldürmez, rahatsız eder ve bunun için de kara mizahtır, diyenler çıkacaktır. Bu satırların yazarı diyor ki; kara mizah güldürmüyorsa, ağlatır. Dahası var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okusunu alıp kitaba el süremeyenlerin bazıları çıldırır, buradan yakılmaya göderilirdi; onlara büyücü ve cadı yaftası takılırdı. O insan bugün de var! Şimdi teknolojik yıkım tehditi karşısındaki yine o insandır. Kitap, kağıt, mürekkep kokusu almadan yazmanın yollarını arayan da o. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi 'Elyazmaları' adlı öyküyü kaldığı yerden izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, İçtenlik...&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 2 Mayıs 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S92f84uXp6I/AAAAAAAADRc/sROSgxIav0A/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 166px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S92f84uXp6I/AAAAAAAADRc/sROSgxIav0A/s400/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466701391065491362" /&gt;&lt;/a&gt;'O yıl annem ve babam, erken giden kışın ardı sıra açılan kitap pazarından çok yüklü kitaplar aldılar. Bunların büyük bir bölümü deve, katır ve hacı kervanlarıyla Doğu’dan geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Beş yıl önce ısmarlanan elyazmaları ve bir bölümü taşbaskı olduğu için annem ve babam her ikisi de çok heyecanlıydı. o kitapların hangi dilde yazıldıklarını sorsanız söyleyemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Dünyanın ilk dilleri, ilk alfabeleri neyse onlar da o dillerle yazılmış olmalılar. Şimdi her sabah ilkin onların bulundukları bölmeyi geziyorum. İlk atladığım eşik onlarındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bu kitaplar evimizin odalarındaki raflarda duruyor. Erken giden kar sonrası yaşanan hengameli bahar, yaz ve güzden sonra erken gelen karla insanlar yuvalarına döndü. En çok sayıda kitap o kış okundu. Galiba son kış oldu bu. Artık, kimsenin gelip bu papirüsleri okuduğu yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Yazı peşinde koşan seyyahlar tarafından kapımız da açılmıyor. Nereye gitti kitap seyyahları, bilen yok.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4529434145186435796?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4529434145186435796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/sahaflar-kitapclar-insan-olmadan-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4529434145186435796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4529434145186435796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/sahaflar-kitapclar-insan-olmadan-kitap.html' title='Sahaflar - kitapçılar, Elyazmaları  bölüm V, öykü;  Kitap kokusu, yazarak kendine dönme istenci verir insana; On ikinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S92aA3EysUI/AAAAAAAADRU/47Xr__AljyA/s72-c/Copy+of+CIMG0874.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-840267984372319236</id><published>2010-05-01T08:18:00.001-07:00</published><updated>2010-05-02T23:01:12.432-07:00</updated><title type='text'>Sahaf - Kitap arkeolojisi; ölüme terk edilmiş kitapları kurtaran kitapçılar, Sayın Önder Durmuş ile söyleşi; on birinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xczi7wh1I/AAAAAAAADOs/36kgtyPTY_U/s1600/CIMG0775.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 178px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xczi7wh1I/AAAAAAAADOs/36kgtyPTY_U/s320/CIMG0775.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466346088341473106" /&gt;&lt;/a&gt;Kitaplarla ilgili öyküler kulaktan kulağa işlenir. Anadolu, Trakya basılı eserler için okyanus oldu ilk çağlarda.  Bu topraklara elyazmaları anayurdu denilirse şaşırmayın. Pagan evrelerde de basılı eserler çok değerliydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapadokya mistik anlatılar için günün teknikleriyle yazılım yurdu olurken, Roma gücünü yitiriyordu. Anadolu'da basılı eserlerle yöneticiler arasında yüzlerce yıl çekişme oldu ve ele geçenlerin çoğu yakıldı. Yapıt yazar arasındaki simetrik ilişki ne demekse yapıt yönetici arasındaki asimetrik ilişki de o demektir. Anadolu yakılmış kitaplar mezarlığıdır bu toprakları yönetenlerin güçlerini kökleştirme ve egemenliklerini ayakta tutma uğruna. Evet! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma İmparatorluğu da son evreleriyle bu konuda doruk yaptı Anadolu'da. Unutmayalım ki Anadolu yeryüzünün ilk en büyük İmparatorluğu olan Roma'ya evsahipliği yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüme terk edildiklere sırada kurtarılmış kitaplar vardır. Bunların arasındayız. Birkaç sayı eksiği ile Yansıma Dergisi takımını satın aldığım yerdeyim. Otuz iki yıl önce mesleğe başlayan Malatya 1956 doğumlu Önder Bey karşımızda.&lt;br /&gt;Sevgi, İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 1 Mayıs 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xNrbIgMBI/AAAAAAAADOU/R6sMYcRg6-0/s1600/CIMG0809.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 195px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xNrbIgMBI/AAAAAAAADOU/R6sMYcRg6-0/s400/CIMG0809.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466329456134074386" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; Sayın Önder Durmuş neden kitap ve neden böyle ölüme terkedilmiş kitapları kurtarmak uğruna kendinizi harcadınız? Kaç yaşındaydınız elinize ilk kitap değdiğinde?&lt;br /&gt;YANIT; İlk ve orta okulu Pötürge’de, Liseyi Malatya’da okudum.  Kitap okuma sevgim üçüncü sınıfta Pötürge’de, başladı diyebilirim. Böyle eski kitaplar alır okurdum, mesela çizgi roman, herkesin hayatında çizgi roman vardır, ya da tarihi romanlar çocukluğumda çoğunu okumuşumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Önder Bey, sahaflık nedir size göre? yani pek çok insan sahaflığa dışarından bakınca işin derinliğini anlamıyor, siz bize bunun derinliğini gösterir misiniz?&lt;br /&gt;YANIT; sahaf böyle zor bulunan .. yani aslında eski olan, kıymet ifade eden her şeyi bilmek ve onu yani nesli tükenen kitabı bulup ortaya çıkartmak.. ve bu bir meslek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Arkeoloji gibi bir durum mu çıkıyor ortaya?&lt;br /&gt;YANIT; Öyle bir şey galiba. Evet yani kitap üzerine şöyle bir şey, ben o kitaplar, mesela ne kadar değerlidir ancak onu hissedebiliyorsun, ancak aldıktan sonra bir araştırma yapıp bunun kıymeti şu kadardır, bir araştırmadan sonra isabet ediyor, ama şöyle, başta şunu belirtmek istiyorum, benim böyle köklü bir edebiyat tarih veya diğer konuda pek öyle esaslı bir bilgim yok, yakın dönem kitaplarda bilhassa mezun olduğum okuldan dolayı teknik konulu kitaplara hakimiyetim var, çocuk kitaplarına hakimiyetim var. Osmanlı dönemi ayrı bir dal, ayrı bir ilim evet yani o farklı bir şey. Ben daha çok Cumhuriyet dönemini bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Cumhuriyet dönemi ve daha çok fen kitapları mı?&lt;br /&gt;YANIT; Evet! Biraz öyle! Edebiyat ikinci planda kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Önder Bey Bize elinizde olanlardan bir kitap önerin deyin ki Tekin bey bu kitap bir definedir. Edebiyat olsun!.&lt;br /&gt;YANIT; Evet! Edebiyat olsun! Refik Halit Karay’ın Yezidin Kızı, ilk baskısı başka bir adla Halep’te olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Bir meslek olarak bu sahaflık devam edecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xcJ5fiA5I/AAAAAAAADOk/U9FDrhYYBxc/s1600/CIMG0806.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 132px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xcJ5fiA5I/AAAAAAAADOk/U9FDrhYYBxc/s200/CIMG0806.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466345372842591122" /&gt;&lt;/a&gt;YANIT; Biraz karamsarım ben. Çünkü gelişen teknoloji kağıt üzerine yazmayı ortadan kaldırabilir. Belki kitaplar farklı bir kayıtta olacak. Çünkü internet ve bilgisayar ortamında hemen kopyalayıp yapıştırıp hemen önüne alabiliyorsun. Ne olabilir eski kitaplar? Antika mobilya gibi sergilenebilir, insanlar gelip seyredebilir ama okumazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitap severlere son mesajınız ne olabilir?&lt;br /&gt;YANIT;Son sözüm, eski kitaplara hassas olmak lazım! Çünkü bir kitap çok zor zahmetli bir uğraştan sonra yazılabiliyor, elimize aldığımız bir kitabı bir yazarınn ne zahmetlerle ortaya koyduğunu, ne anlatmak istediğini, ne olduğunu o devre giderek hatırasıyla birlikte kitabı ele almak ve izlemek lazım. Yeni kuşağa bu mesajım olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kırk yıl sonra Yansıma buradaydı! Nasıl geldiler?&lt;br /&gt;YANIT; Ben dergilere de hassasım, dergi de toplarım, öyle isabet birkaç defa topluca aldım, hepsini birleştirdim hazır hale getirdikten kısa süre sonra da asıl size ulaşması da beni çok sevindirdi. Dergiyle ilgili bir başka hatıram daha var sahaflar çarşısında Beyazıt’ta Sabri Bey diye bir büyüğümüz vardı, her pazar sabahı gelir yeni dergi var mı diye sorardı. Bir gün üç tane dergi getirmiştim. İkisini aldı. Yıllarca takip ettiği bir seri dergiyi iki sayı tamamladı. Onun o anki halini, sevincini hiç unutamam. Önce bir kızardı, sevindi, bir ağlamadığı kaldı. Bunlar hep güzel hatıralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-840267984372319236?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/840267984372319236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/olume-terk-edilmis-kitaplarn-arasndayz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/840267984372319236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/840267984372319236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/05/olume-terk-edilmis-kitaplarn-arasndayz.html' title='Sahaf - Kitap arkeolojisi; ölüme terk edilmiş kitapları kurtaran kitapçılar, Sayın Önder Durmuş ile söyleşi; on birinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9xczi7wh1I/AAAAAAAADOs/36kgtyPTY_U/s72-c/CIMG0775.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4876189676207302550</id><published>2010-04-30T23:15:00.000-07:00</published><updated>2010-05-02T23:02:05.437-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları  bölüm IV, öykü,  İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Onuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vIZ0vEtbI/AAAAAAAADNU/ggP5vGF-5Ac/s1600/Copy+(3)+of+CIMG0973.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 211px; height: 279px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vIZ0vEtbI/AAAAAAAADNU/ggP5vGF-5Ac/s320/Copy+(3)+of+CIMG0973.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466182918722598322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'Kuraklık geldiği zaman, pekçok kitap, göçmen kuşlar gibi daha uygun hayat koşullarının olduğu yerlere gider ve kitap kolonilerini orada kurarlar, diye bir tümceyi okuduğumda, ergenlik yaşıma basmıştım.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Uygun iklimlerde yeni kurulan kitap kolonileri için Avrupa topraklarına giden kitapların, bir süre sonra geriye dönmediklerini de duydum. İklimler, insanlar ve kitaplar arasındaki bağıntıyı daha sonra öğrendim.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın tansık olduğu söylendi! Erken, çok erken tarih öncesi yüzyıllarda insan daha nesnel arayışlarla kendine döndü. İnsanın kendine dönüşü yazma eylemi ile başlar. Kitap bu çağlarda, bu nedenle tansık olarak algı dagarına girdi. Kitap neden korkutur insanları? Kitap nasıl mutlu eder insanları? Tansık olma biraz da bu mudur? Bir yanı korku bir yanı mutluluk veren duyum nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmayarak kendinden kaçan insanla, yazarak kendisine dönme uğraşısı arasında sürdü tüm çekişme. Kitap ile yirmi dört saat yüz yüze el ele yaşayan insanlar var. Korku çağları boyunca kitap varlıksal gücünü bu insana verebildi. Bu nasıl oldu? Bu şöyle oldu; Kitabı nesnel bir zenginlik odağı gibi algı dağarında taşıyan insan ortaya çıktı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojik yıkım tehditi karşısında o insan bugün yine var. Yazmanın yeni yollarını arayan da o. Şimdi 'Elyazmaları' adlı öykümüze dönelim ve bıraktığımız yerden izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 30 Nisan 10&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vMV-A4SjI/AAAAAAAADNk/qMjwTGFb6mo/s1600/Copy+of+CIMG0384.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 146px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vMV-A4SjI/AAAAAAAADNk/qMjwTGFb6mo/s400/Copy+of+CIMG0384.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466187250540235314" /&gt;&lt;/a&gt;'O yıl bir sabah annem/babam oda eşiklerinden içeriye adım atarak başlattıkları gezintiden öncekuraklık haberi geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Annem ve babam oldukları yerde mıhlanır gibi durakaldılar.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Hiç unutmuyorum! Bana, “aslan oğlum, sen gücün yettiği kadar odanın eşiği önüne yaklaş ve içeriye gir bir adım at ve onlara, günaydın de. Senin sesini ve senin ayak seslerini işitsinler senin insan kokunu alsınlar, ve ‘insanlar biz kitapları terk etmedi,’ desinler birbirlerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hadi aslan oğlum! Göreyim seni,” dedi annem ve kıçıma bir şaplak attı. Ben, seğirtmeye başlamıştım ki, babam arkamdan: “Kaç tane odanın eşiğinden içeriye girersen, o odaların hükümdarı sen olacaksın,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ardından annem, “biz, kuraklık üzerine çıkan havadisleri öğrenip koşarak geriye döneceğiz,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ben durmadan koşuyordum ve bir oda ile eşik arasında atlamak için bocaladığım zaman, sanki birileri beni alıp içeriye hoplatıyordu. Bu kez ben, geriye dönüp uzun bir koridora çıkıyor ve bir sonraki oda ile eşik arasındaki yerde duruyordum ve birileri beni içeriye hop bırakıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bu, acaba, kitaplardan yayılan enerji olmasındı, diye daha sonraları düşünmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kaç odayı bu şekilde dolaştığımı bugün de bilmiyorum. Annem ve babam kanter içinde geriye döndükleri zaman, odaların pek çoğu henüz sabah uyanma törenini yaşamamıştı ve bu nedenle her ikisi de sinirliydi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Hızla öteki koridorlara daldılar ve böylece kitaplarla döşeli evimiz bir yıkımım kıyısından döndü. Kitaplardan fire verme konusunda annem ve babam o gün kuşkulu, tasalı konuştuydular. Kuraklık ise söylendiği kadar değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kitaplar kuraklıktan hoşlanmazlarmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kuraklık geldiği zaman, pekçok kitap, göçmen kuşlar gibi daha uygun hayat koşullarının olduğu yerlere gider ve kitap kolonilerini orada kurarlar, diye bir tümceyi okuduğumda, ergenlik yaşıma basmıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Uygun iklimlerde yeni kurulan kitap kolonileri için Avrupa topraklarına giden kitapların, bir süre sonra geriye dönmediklerini de duydum. İklimler, insanlar ve kitaplar arasındaki bağıntıyı daha sonra öğrendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'O yıl annem ve babam, erken giden kışın ardı sıra açılan kitap pazarından çok yüklü kitaplar aldılar. Bunların büyük bir bölümü Doğu’dan geldi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Beş yıl önce ısmarlanan elyazmaları ve bir bölümü taşbaskı olduğu için her ikisi de çok heyecanlıydı. Hangi dilde yazıldıklarını sorsanız söyleyemem. Dünyanın ilk dilleri, ilk alfabeleri neyse onlar da o dillerle yazılmış olmalılar.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4876189676207302550?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4876189676207302550/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/kuraklk-geldigi-zaman-pekcok-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4876189676207302550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4876189676207302550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/kuraklk-geldigi-zaman-pekcok-kitap.html' title='Elyazmaları  bölüm IV, öykü,  İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Onuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9vIZ0vEtbI/AAAAAAAADNU/ggP5vGF-5Ac/s72-c/Copy+(3)+of+CIMG0973.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-7885702871377183883</id><published>2010-04-29T01:30:00.001-07:00</published><updated>2010-05-01T09:50:03.176-07:00</updated><title type='text'>Sahaf, kitap.. Kitaplar öldürülmesin ve yaşasın ve  Sayın Selma Güner ile söyleşi; Dokuzuncu yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lGB8OaBjI/AAAAAAAADKE/xdX98t4qZIs/s1600/CIMG0849.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 204px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lGB8OaBjI/AAAAAAAADKE/xdX98t4qZIs/s320/CIMG0849.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465476621951174194" /&gt;&lt;/a&gt;Kitaplarla ilgili giz peşinde değilim. Kitaplar çocuklar gibi doğar, insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kitaplar tehlikeli sayılır, öldürülür. Ne olursa olsun kitap öldürmenin çeşitli yolları vardır. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o kitabı hemen orada öldürmek istemiş. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kitap neden öldürülmeli? Yazıldıktan sonra neden öldürülmek istenir kitap? &lt;br /&gt;Kimileyin yazarı neden olur! Salt o ad nedeniyle kitap ölüme mahkum olur. Kimileyin bir dil o kitap için ölüm fermanı getirir. Bazı dillerde kitap yazılması, yaygınlaşması yüzlerce yıl düşünülmez. Türkçe de bunlardan birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latin abacesi yazılım kulvarına girince Türkce coşmuş, kitleselleşmiş sonunda bu dil nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü de bu dille yazan bir yazara verilmiş. Bu kadar kısa sürede yazılımıyla kitleselleşen süreç hızı hiç bir dilde yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap - sahaf söyleşileri ile yukarıdaki açılardan da konulara değinme olanağı ortaya çıkacak. Bugünkü konuğumuz bir felsefeci. Selma Güner otuz yıl öğretmenlik yapmış. Işık Lisesi, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Macit Gökberk, Nermi Uygur'u öğrencilik yılllarında tanımış Rauf Mutluay öğretmeni olmuş. Şimdi söyleşiyi birlikte izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi, İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 29 Nisan 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lS8n6ORpI/AAAAAAAADKU/ykKjyI2CuHI/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 166px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lS8n6ORpI/AAAAAAAADKU/ykKjyI2CuHI/s400/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465490824249624210" /&gt;&lt;/a&gt;SORU;Sayın Selma Güner, kitap size nasıl ulaştı anımsıyor musunuz? Yoksa siz de bir kitap ortamına mı doğdunuz? &lt;br /&gt;YANIT; Okuduğum okullar açısından düşünecek olursak kitap ortamında doğduğum söylenebilir.  Babam eski pilot makinist mektebi mezunlarıdandı, annem Dame de Sion mezunuydu, bu nedenle kitapla yakından tanışma fırsatını buldum. Ortaokul yıllarında, bir arkadaştan bir bavul kitap getirdiğimi, kardeşimle birlikte okuduğumu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitaplar sizde derin iz bırakmış ki, Doğa Kitabevi kuruldu. Nasıl oldu evden kitaplar geldi mi buraya?&lt;br /&gt;YANIT; Hayır böyle birşey olmadı. 1980’li yıllardı başlarken kitap yoktu, zamanla oluşturdum. Evden kitap getirmedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Sayın Güner, sahaflık, sahaf nasıl bir duygu bu?&lt;br /&gt;YANIT; Aslında gerçek sahaf nedir sorusunu sormak gerekli. Bunu bende veya diğer arkadaşlarda bulabilir miyiz diye de bu soruyu devam ettirmeli. Gerçek sahaf, birden fazla dil bilen, yani Osmanlıca’yı bilen, Farsça’yı bilen, Rumca’yı, Ermenice’yi bilen kişidir. Bizde daha çok, ikinci el kitaplar var, bu arada tabii ki tarihi değeri olan belgeler ve eski kitaplar, resimlerden de söz edebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Saydığınız ölçeklerde sahaf var mı Türkiye’de? &lt;br /&gt;YANIT; Ben, bildiğim kadarıyla olmadığını düşünüyorum, ama bu varolmadığını göstermiyor. Benim bakış açımın dışında var olan insanlardan da söz edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Hangi dilde eski kitaplar soruluyor daha çok?&lt;br /&gt;YANIT; Eski resimlerden, İnönü’nün veya  Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerinden veya eski gazetelerden söz edebiliriz. Müzik alanında plaklardan, sinema tarihi açısından da afişlerdenlerden söz edebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitap yirmi yıl önceki kadar tehlikeli mi sizce? &lt;br /&gt;YANIT; Bugün için böyle bir olayla hiçbir arkadaş karşılaşmadı. Tabii ki yasal olmayan nitelikte basılan korsan kitaplar açısından düşünülürse bu olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Her gün gelenler.. artıyor mu azalıyor mu sayıları?&lt;br /&gt;YANIT; Öğrenciler okumaları gerekli kitapaları, sinema araştıranlar, akademisyenler meslek ilgili olanları soruyorlar; sohbet etmek isteyenler çıkıyor. Bence yeterli değil sayı. Galatasaray’da bir Taksim Gezi’de  iki kez Sahaflar Festivali yapıldı ve bu handa yansıması görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Ben de ona gelecektim girişim olarak iyi mi?.&lt;br /&gt;YANIT; İlk adım olarak evet ama, sonuçlarına bakalım, şu an sahafların dernek açısından yapısallaşmışlığı yok. En azından Beyoğlu sahafları olarak, otuz  dükkan çevremizde birçok sahaf olarak toplanmış arkadaşlarla birlikte sayısı artan kitabevlerinden söz ediyoruz. Onların bir araya gelerek bir dernek kurulma atılımı yapmaları gerekiyor. Bu derneğin bir lokale sahip olması, orada müzayede yapılması, önemli kitapların teşhir edilebilmesi iyi olur. Ben müzeden çok işlevi olan hareketli bir yer düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Bir dernek şemsiyesi altında bunun işlevi nedir?&lt;br /&gt;YANIT; İşlevsel olarak öğrencilerin akademisyenlerin şairlerin yazarların gelebileceği, imza günlerinin konuşma günlerinin seminerlerin panellerin düzenlenebileceği bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Genç kuşağa kitap severlere mesajınız nedir?&lt;br /&gt;YANIT; Şöyle söyleyim, belki varoluşçu felsefe açısından bakayım, insan kendi varlığını kendisi var eder. Bu varoluşta da kitabın yeri mutlaka olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-7885702871377183883?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/7885702871377183883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/dokuzuncu-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7885702871377183883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/7885702871377183883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/dokuzuncu-yaz.html' title='Sahaf, kitap.. Kitaplar öldürülmesin ve yaşasın ve  Sayın Selma Güner ile söyleşi; Dokuzuncu yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lGB8OaBjI/AAAAAAAADKE/xdX98t4qZIs/s72-c/CIMG0849.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4258237346979586662</id><published>2010-04-26T01:26:00.000-07:00</published><updated>2010-04-27T09:00:48.449-07:00</updated><title type='text'>Sahaflar kitapçılar... 1918'de kurulan, Türkiye'nin en eski kitabevi Kohen ve Sayın Sapan ile söyleşi; Sekizinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VTAqNXzGI/AAAAAAAADG0/nfefWjjX3Xc/s1600/Copy+of+CIMG0965.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VTAqNXzGI/AAAAAAAADG0/nfefWjjX3Xc/s320/Copy+of+CIMG0965.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464364993679445090" /&gt;&lt;/a&gt;Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum. Tünel Geçidi diye de bilinen bu duygu yükü ile dolu ortamda, hep ilgimi çekerdi vitrini ile Kohen Kitabevi nedense. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir kitabevi ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o koşullarda varoluşma düşü sarardı bir yazar olarak zihnimi. Vitrine bakar kalırdım. İçeride kimseler olmazdı. Yıllar yılı bu böyle sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplarla ilgili bir giz peşinde değildim. Kitabevinin doğum yılı idi benim için önemli olan. Şöyle ki, çok eskilerden bir hava dolardı içime vitrine bakar orada kalırdım. Yeni kuşak sorumlu yönetmen Sayın Sapan ile tanıştım sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dünyanın pekçok bölgesinde görev yüklenen bir kuşak temsilcisi Albert Bey ve bu kuşağın elde ettiği becerilerle donanmış durumda. Bu becerilerin başında dil çeşitliliği var. Dünyayı çok dil bilenler yönetiyor, diye düşünebiliriz. Konuştuğu diller Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İbranice.. ve Türkçe okuyup yazıyor. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesini bitiriyor. Çok dil bilmenin bir faydası da kitaplar konusunda ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok dil bilmek dünyayı yönetmek için yeterli ise, çok dilde yayınlanan kitap konusu ne olacak? Yüzyıllardan bu yana yine inanılmaz sayıda dil ve çeşit türleriyle varolan kitaplar ne olacak? Dünyayı mistik kitap gücü mü yönetiyor diye içinizden geçiredurun ben kitabevinin kapısından içeri girdim bile. Şimdi Sayın Sapan ile olan söyleşiyi izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi İçtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Stockhom 26 Nisan 2010&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VUT2KOANI/AAAAAAAADG8/CTiR0XKLm0A/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0973.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 209px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VUT2KOANI/AAAAAAAADG8/CTiR0XKLm0A/s400/Copy+(2)+of+CIMG0973.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464366422816587986" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; Sayın Albert Sapan, nasıl oldu da bunca dil öğrendikten sonra siz, bu kitapların arasına döndünüz?&lt;br /&gt;YANIT; Kitaplarla zaten hep beraberdim, 12-13 yaşından beri dükkana gelir giderdim. O zamanlardan beri kitap...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Ben de ona girmek istiyorum, yani kitapla nasıl oldu tamamiyle arka planda ailenizin kitapla olan bağlantısı mı? &lt;br /&gt;YANIT; Elbette öyle oldu, şimdi kitaptan daha çok.. esasında artık bizim branşımız değişti, daha çok moda dergileri ithal ediyoruz. Evet! Güncel modayı takip eden modaevlerine ve stilistlere yönelik, profesyonel çizim ve tasarım kitapları, dergileri güncel modayı takip edenlere yönelik bir branş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; '12-13 yaşından beri ben dükkana gelir giderdim,’ dediniz. Elinize ilk kitap.. hangi kitaplar elinize geldi?&lt;br /&gt;YANIT; Kitaplar hep vardı, kitaplar da vardı ama benim ilgimi kitaplarla beraber, (çünkü çok eski bir firma olduğumuz için) dergi bölümü de dikkatimi çekti. 1975’den 1980’den beri dergi ithalatı yapıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Böyle bir atmosferde kitapların yanında çokluk solgun ve öksüz çocukları çağrıştıran dergilere ilgi duymuşsunuz. Daha doğrusu o yıllara ve onlara yetiştiniz, diyebilir miyim? Bunların arasında ilk kitap hangisi oldu?&lt;br /&gt;YANIT; Yetiştim, o zamandan itibaren de dergi, hatta bu dergileri.. işte.. kolumun altına alıp pazarlamaya başlamıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; İlk okuduğunuz, unutmadığınız anısı olan kitap ‘İki Çocuğun Devri Alemi’ ya ‘Jules Verne’ olabilir mi?&lt;br /&gt;YANIT; Jules Verne idi. İlk ona başladım. İlk önce oydu benim dikkatimi çeken, ondan sonra çok imkanlarım olduğu için burda.. ben.. bir de ben Fransız okulunda okuduğum için.. çünkü sürekli yabancı dilde kitaplar vardı daha çok.. yani Türkçe kitaplarımız yoktu. Bizim okullarımızın ve bütün Fransız okullarının kitaplarını biz temin ederdik. Evet, okul kitaplarının tümünü biz getirirdik, Fransa’dan.. biz getirirdik onlara verirdik. Hatta okullara gidip kolileri orda açardık, yani ben küçük yaşta bunları yapardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Sizi ağlatan, sevindiren, güldüren kitap oldu mu?&lt;br /&gt;YANIT; Şu an aklıma gelen Jules Verne’den çok etkilendim.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SORU; Kitabın kendi evrilmesi.. Günümüzde kitapla o dönemdeki kitap arasında bir fark var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Kesinlikle var, o zamanlar sanki biraz daha insanların hayal gücünü çalıştırmasına yönelik kitaplar daha fazlaydı gibime geliyor. Şimdi herşeyin ulaşımı daha kolay, her türlü bilgiye çok daha rahat ulaşabiliyorsunuz. Bilgileri kitaplardan almak daha iyiydi. Şimdi televizyon, internet.. hatırlarım, babam eve Cumhuriyet Ansiklopedisi almıştı. Hepsini birden de getirmemişti, hergün ikişer ikişer getirebiliyordu, taşıyamıyordu ağırdı. Ben onu her gün evde karşılar, büyük bir heyecanla bakar, içini karıştırırdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;O yaştaki heyecan şimdiki çocuklarda yok mu?&lt;br /&gt;YANIT; İlkokuldaydım on yaşında filandım. Yani onu karıştırmak bile büyük bir heyecandı, artık ansiklopedilerin hiçbir kıymeti kalmadı, çocuklar bakmıyorlar bile.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;SORU; Sahaflık sözü size nasıl bir imge çağrıştırıyor?&lt;br /&gt;YANIT; Sahaflar daha çok eski ikinci el kitaplar, kullanılmış kitapları satanlar. Biz kendimizi sahaf olarak görmüyoruz, çünkü bizde ikinci el kitap yok hiçbir zaman. Biz çok eski kurulmuş olan bir firmayız, eskiden kalmış, satılmamış olanlar var.  Yoksa okunmuşlar vesaireler falan değil. Fakat babam, hatırlıyorum bana söylüyordu mesela bazı koleksiyonerlerin şeyleri, kütüphaneleri  oluyordu, onlara gidip satın alıyorlardı. Onların komple satın aldıkları şeyler oluyordu öyle imkanları vardı o zamanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Sahaf olma kriteri nedir, herkes sahaf olabilir mi?&lt;br /&gt;YANIT; Şöyle söyleyim, bilgisi olması şart ben kendimi sahaf olarak görmüyorum. Sahaflık başlı başına bir zenaat. Babam eski kitaptan anlar, Osmanlıca’dan bakar söyler, 'bu kitabın kıymeti budur,' der. Bir de bu hırsızlık olaylarından sonra sahaflık biraz daha tehlikeli birşey oldu mesela..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitap tehlikeli sayılır da, 'tehlike' dediniz, nasıl?&lt;br /&gt;YANIT; İşte bazı eski sinagoglara girip Tevrat çalıyorlar, sayfalarını sayfa sayfa satmaya kalkıyorlar veya çalınmış altın yazılı Kuran olabiliyor, yani biraz daha riskli oldu denebilir. Eski kitapları, çok eski kitapları alıp satmak daha riskli oldu ve eski kitaplar artık bulunmuyor zaten. Bulunmuyor, ben hatırlıyorum mesela gravür kitapları getirirlerdi babama, onlardan vardı, onlar çok azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Karamsar bir tablo içinde kitabın geleceği var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Bence günden güne azalıyor. İnternetin bilgisayarın gelişmesiyle kitaplar cep telefonlarına girdi çok pratikleşti, sayfa çevirip kitap okumak insanlara külfetli geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitapsever yeni kuşaklara mesajınız ne olsun? &lt;br /&gt;YANIT; Şimdi kitap kokusu farklı bir şey. Kitabın içindekini hissetmek kitapları okumak, onu elinize almak o apayrı bir şey. Yeni nesil.. kızlarımı eğittiğimi zannediyorum, onlar çok kitap okuyorlar fakat onların çocuklarının okuyacaklarını sanmıyorum. Yeni kitapçılık da farklı bir şey olacak. İşte.. kendi bilgisayarınızı götüreceksiniz kitapçıya, kitapçı yükleyecek ona, ordan okuyacaksınız, öyle olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Çok küçük yaşta ellerine kitap mı verdiniz?&lt;br /&gt;YANIT; Evet! İlk önce Türkçe başladık. İngilizce ve Türkçe okuyorlar. Şimdi büyük kızım sosyolojide, küçük kızım, o da resme meraklı güzel sanatlar lisesinde okuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Türkiye'de ilklerden mi? Kaç yıllık kitabevi burası?&lt;br /&gt;YANIT; 1918’de kuruldu. İki kızkardeş tarafından. Evet. İki kızkardeş tarafından kuruldu ve ondan sonra devam etti. 1955-60’a kadar çalıştılar, sonra babam devraldı. Zaten onlarla beraberdi, onların yanına daha on yaşında falan girdi, onların yanında çalışmaya. Teyzeleriydi zaten, onların da başka kimseleri yoktu, babama devrettiler. Kurum olarak eski evet. İsim olarak biz bunu devam ettiriyoruz. Yani Türkiye’nin en eski kitabeviyiz diyebiliyoruz. Biz 1918’de kurulduk ve o zamandan beri devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Tünel.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4258237346979586662?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4258237346979586662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/kitapevi-sahaf-nedir-ne-degildir-ikisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4258237346979586662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4258237346979586662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/kitapevi-sahaf-nedir-ne-degildir-ikisi.html' title='Sahaflar kitapçılar... 1918&apos;de kurulan, Türkiye&apos;nin en eski kitabevi Kohen ve Sayın Sapan ile söyleşi; Sekizinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VTAqNXzGI/AAAAAAAADG0/nfefWjjX3Xc/s72-c/Copy+of+CIMG0965.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1419373193968115400</id><published>2010-04-25T13:21:00.000-07:00</published><updated>2010-04-25T16:43:42.846-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları  bölüm III, öykü, İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Yedinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9SlZjCMUTI/AAAAAAAADGc/lTDyeJTMK0U/s1600/Copy+of+Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 198px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9SlZjCMUTI/AAAAAAAADGc/lTDyeJTMK0U/s320/Copy+of+Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464174106227003698" /&gt;&lt;/a&gt;"Elmaslarla, altunlarla kitapların eşit tutulduğu günlerde anne rahmine düşmüş olmamı bir tansık olarak yorumlayanlar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Annem ve babam bu parlak günlerin doruklarındaki görkeme yetiştiklerini söylemekten çekinmezlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Her söz, kutsal bir iksir gibiydi. Her kelime amber kokan kutularda saklanan merheme benzer bir işlem görürdü insanlar arasında.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blog salt kitap vitrinlerinde haftanın listesine giren kitapları izleyenlere değil, tarihin labirentinde okurunu bekleyen kitaplara ulaşma yollarında çözüm arayan kitap severlere yöneldi. Bu nedenle sahaflar ve sahaflık konusu söyleşi konusu oldu. Edebiyat kıyısında gezinen bireyleri de; roman, deneme, öyü, anı, günce okumayı sever okurlara da kitap varlığı açısından yöneldi bu blog. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabı nesnel bir varlık olarak eline alan ve elinde bir süre tutan bir insan düşünün. Tarihle yoğrulmuş olan bir kitap bu insanın elinde bir an duracak. Kitabın içsellik konumu bir yanda dursun. Kitabı nesnel bir zenginlik odağı gibi algı dağarında taşıyan insan bu blog ile sesini duyuracak.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Varlık olarak bir kitabı nesnelliği ile alıyor elimizde tutuyor Elyazmaları adlı öyküyü bıraktığımız yerden sürüyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 25 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9TMTH5sAFI/AAAAAAAADGk/-26BcegES_8/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 104px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9TMTH5sAFI/AAAAAAAADGk/-26BcegES_8/s400/Copy+(2)+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464216876817842258" /&gt;&lt;/a&gt;'Kars denilen unutulmuş kentin şimdilerde pek dikkat çekmeyen bir yerinde, yanlara ve derinliğine genişleyen bir evin en ışıklı odasında doğduğum, söylendiğinde, nerede o oda diye sordum. Odayı görmek istiyorum, dedim. Orada annemim doğum hazırlıkları sırasında bıraktıkları, raflarda çocuklar için olanlar ve kanepenin üstünde unutulan kitap, hiç biri yer değiştirmeden öğlece duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Dünyanın her yerinden gelen çerçilerin getirdikleri çeşit çeşit kitaplarla kurulan pazarda, annemin ve babamın bu pazara alışveriş için yaptıkları gezilerde ben de bulundum, birkaç yaşından sonra. Renk renk kitapların, eşek, katır ve deve sırtında taşınarak getirildiği Kars Kitap Pazarı, o zamanlar dünyanın en büyük alışveriş merkezi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Fakat alışveriş konularının en önemli değiş tokuş maddesi de (afedersiniz madde sözü için) kitaplarmış o günlerde. Kitapla altun, gümüş, elmas değiş tokuşu. Daha neler neler! Takascılar ve yardımcıları, aylarca önceden çalışır ve pazarın açılışına bir hafta kala hanları, hamamları, kervansarayları dolaşırlardı. En iyi elmasların hamamlarda korunduğu, en değerli kitapların ise kervansarayların orta katlarında tutulduğu bilinirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Altun değerinde bir elyazması isteyenle, gümüş değerinde bir papirüsün üstündekiler karşılıklı uzun pazarlıklarla değiş tokuş edilirdi. Bu ahenkli uğultular Kars Platosu’nu doldurduğu günlerde bu dünyaya geldim. Kafkasya'dan, Karadenize Afrika’ya, Balkanlara dağıtılmak üzere, “Kitap Kervanları” Ani’den Kars Kalesi varoşlarına değin uzanırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Elmaslarla, altunlarla kitapların eşit tutulduğu günlerde anne rahmine düşmüş olmamı bir tansık olarak yorumlayanlar da çıktı. Annem ve babam bu şaşalı parlak günlerin doruklarındaki görkeme yetiştiklerini söylemekten çekinmezlerdi. Her söz, kutsal bir iksir gibiydi. Her kelime amber kokan kutularda saklanan merheme benzer bir işlem görürdü insanlar arasında. Şimdi söz’ün de yazı’nın da kıymeti harbiyesi kalmadı, diyenler var çoğunlukta. Oysa o günlerde her şey farklıydı, anlatılır gibi değildi hiç bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Özel sandıklarda, özel ve renk renk ciltlerle Kars’a getirilen her dilden kitapla birlikte, ayrıca temiz parlak camekanlarda olanlar da vardı. Haftalar boyu süren alışveriş değiş tokuş pazarlıkları sürerdi. Ben annemim ya babamım dizlerine tutunarak yürüdüğüm günlerde, boynuma halis hint ipeklisinden yapılmış keten astarlı bir çanta koydular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'O yıl kar erken kalkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bir kuraklık haberi gırla gidiyordu ahali arasında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kış boyu sığırların telef, celeplerin yok olduğu rivayetleri, sayısız kitaplarla dolu odalarımızı geçer ve en ortada annemle babamım uyudukları odaya dek gelirdi. O yıl bir sabah annem ve babam, oda eşiklerinden içeriye adım atarak başlattıkları gezintiden önce bu kuraklık haberi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bir an annem ve babam oldukları yerde mıhlanır gibi durakaldılar. Hiç unutmuyorum! Bana, “aslan oğlum, sen gücün yettiği kadar odanın eşiği önüne yaklaş ve içeriye gir bir adım at ve onlara, günaydın de. Senin sesini ve senin ayak seslerini işitsinler senin insan kokunu alsınlar, ve ‘insanlar biz kitapları terk etmedi,’ desinler birbirlerine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hadi aslan oğlum! Göreyim seni,” dedi annem ve kıçıma bir şaplak attı. Ben, seğirtmeye başlamıştım ki, babam arkamdan: “Kaç tane odanın eşiğinden içeriye girersen, o odaların hükümdarı sen olacaksın,” dedi. Ardından annem, “biz, kuraklık üzerine çıkan havadisleri öğrenip koşarak geriye döneceğiz,” dedi.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1419373193968115400?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1419373193968115400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-iii-bolum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1419373193968115400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1419373193968115400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-iii-bolum.html' title='Elyazmaları  bölüm III, öykü, İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Yedinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9SlZjCMUTI/AAAAAAAADGc/lTDyeJTMK0U/s72-c/Copy+of+Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-3613364342317043679</id><published>2010-04-14T00:22:00.001-07:00</published><updated>2010-04-14T03:50:58.036-07:00</updated><title type='text'>Sahaflar - kitapçılar ; Simurg sahaf ve kitapyayın kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi 3. Son bölüm; Altıncı yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8V5Alef-AI/AAAAAAAAC9k/hpmyntoUwmw/s1600/CIMG0384.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8V5Alef-AI/AAAAAAAAC9k/hpmyntoUwmw/s320/CIMG0384.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459903174223591426" /&gt;&lt;/a&gt;Sahaflar! Kitapçılar! Sahaf kitapçı mıdır, değil midir? Neden ve nasıl? Bakış açıları ile söyleşiler sürecek. Bu blog hem sahaf hem kitapçı için bir forum yeridir. Söyleşiler arka arkaya geliyor. Bu ara Elyazmaları adlı öykü de bize eşlik edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni kitapları istekle izleyen ve esasta aramakla bulunmayan kitapların özel adresi olan Simurg Kitabevi kurucusu İbrahim Bey’le son bölüm. Sahaflık konulu söyleşinin ilk iki bölümü önceki sayfalarda. Özetle verdiği özyaşamı şöyle; '1959’da Aydın’da doğdum. İzmir’de ortaokul, liseyi okudum. Edebiyat fakültesini bitirdim, memur  olamadım. İstanbul’a iş aramaya geldim, orada askerliği bitirdim. 1988’den beri İstanbul'dayım.'&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlk bölümlerde; 'Sahaf kitapçı değildir, sahaflık gönül işidir,' diyen İbrahim Bey, bu bölümde kendisini tanıtıyor; 'Kitaba para verecek insan kalmıyor Türkiye’de,' sözü de sosyal ekonomik durum saptaması olarak öne çıkıyor.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 14 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8WApb2pI7I/AAAAAAAAC9s/Fh2w7ZBRvP8/s1600/Copy+of+CIMG0357.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 236px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8WApb2pI7I/AAAAAAAAC9s/Fh2w7ZBRvP8/s400/Copy+of+CIMG0357.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5459911572596532146" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; İbrahim Bey, şöyle bir konuya değindiniz; birisi bir kitap ister, diye alıp bekletmek.. Sizin çok geniş bir çevreniz oluyor değil mi? Bu çevreyi nasıl kazanıyorsunuz?&lt;br /&gt;YANIT; Doğru işi yaptığınız sürece çevre işte büyüyor. Kendiğilinden büyüyor. Denizde dalgalar genişler, aynı öyle yaptığın iş zaten gerekli reklamı sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; kitap aşıkları.. böyle insanlar tanıdınız mı?&lt;br /&gt;YANIT; Çok miktarda kitap mecnunu, kitap tutkunu.. manyaklık derecesinde seven, dediğimiz o tip insanlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Sizin önünüzde size yol gösteren oldu mu? Sahaflık konusunu kendi el yordamınızla mı buldunuz? &lt;br /&gt;YANIT; Ben şöyle, benim alışveriş ettiğim bir sahaf dükkanı ekonomik zorluk içindeydi. Kitaplara haciz konmuştu bu işe başlamak zorunda kaldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Çocuklara kitap zevki nasıl verilebilir?&lt;br /&gt;YANIT; Şimdi benim oğlan mesela ilkokul ikiye gidiyor, ben buna küçüklüğünden beri kitap alırım, benim almamla da ilgili değil etrafında kitap gören çocuk kitapla gelişiyor. Evde de 7-8 bin kitabımız var, eşim de üniversite mezunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Eşiniz de aynı meslekte mi?&lt;br /&gt;YANIT; O da akademisyen şu anda, Boğaziçi Üniversitesinde eski Türk Dili ve Edebiyatı hocası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitapla sahaflıkla ilgili ne tavsiye edersiniz, bu meslekte geleceğe bir mesajınız var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Tekin Hocam kitap ve sahaf hani geleceğe.. bir mesajımız olacak zaten, şimdi ben ilkin alakasız bir şey söyleyeceğim, şiirle şiir üzerine yazılmış bir yazının değerlendirilmesiydi bir şairin onun hocasının sözüydü, şöyle; ‘içinde bulunmayan şiiri başka yerde arama’ diye. Sahaflık, kitapların korunması.. gelecekle ilgili toplumun içinde olmayan bir şeyi monte etmek mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; sahaflık açsısından kitabın geleceği var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Türkiye dünyada en az kitap okuyan ülkelerden biri. Ben çok umutlu bir gelecek göremiyorum sahaflık açsısından. Kütüphanelere önem vermeyen, kütüphaneleri yaptırmayan, en değerli kitaplarını korumayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Kitapla ilgili başınızdan geçen olay.. Kitap olarak bazı dönemlerde ürkütücü gibi algılandı. kitapları yakma, toplama gibi bir olay başınızdan geçti mi?&lt;br /&gt;YANIT; Kitaba yasak koymak.. kitap toplamak.. gibi bakış açıları bana çok komik geliyor ve onlar üzerinde durmak istemiyorum yani daha doğrusu üzerinde durmaya değer bulmuyorum.  Hocam başka bir şey.. Türkiye’de kitaba para verecek insan kalmıyor. Bence problem bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık 2009 Beyoğlu, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-3613364342317043679?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/3613364342317043679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/soru-bir-sey-soylediniz-bir-kitap.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3613364342317043679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/3613364342317043679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/soru-bir-sey-soylediniz-bir-kitap.html' title='Sahaflar - kitapçılar ; Simurg sahaf ve kitapyayın kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi 3. Son bölüm; Altıncı yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8V5Alef-AI/AAAAAAAAC9k/hpmyntoUwmw/s72-c/CIMG0384.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-700898012010931304</id><published>2010-04-08T09:22:00.001-07:00</published><updated>2010-07-27T10:04:01.027-07:00</updated><title type='text'>Simurg kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi 2. bölüm; sahaflar kitapçılar kitapçılar sahaflar; Beşinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77Jub4aZvI/AAAAAAAACws/-yZ_Ft0oFM4/s1600/Copy+of+CIMG0437.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77Jub4aZvI/AAAAAAAACws/-yZ_Ft0oFM4/s320/Copy+of+CIMG0437.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458021598015153906" /&gt;&lt;/a&gt;İnsan olmadan kitap olmaz. Elyazmaları adlı öyküm iki bölümle burada yayımlandı. Aralıklarla sürecek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu öyküde elyazmaları ile yaşayan sahaf bir anne/baba ardılı bir oğul var. Yaşayan, diyorum. Çünkü kurgu böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öykünün ilk fragmanları Kültür Senatosu’nun konuğu olarak Berlin’de (1991) yaşamaya başladığım günlere rastlar. Bir yazarın yaşamına bağımlı yazma konusu burada yine öne çıkıyor. Bir örnek vereyim. Hindistan (1990) Guatemala/ Meksika  (1991) gezginliğim ardılı Berlin'e geldim. Niyetim Hindistan'da ilk yazımını yaptığım 'BenAras' romanımı tamamlamaktı. Yazma başladı fakat, Söylence Berlin adlı romanım iki ayda ilk yazımıyla masama kondu. Kondu, sözünde alegori, eğretileme var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bir şey daha oldu. Ben, Kars Platosu ile dolup taşıyordum. Bir yazarın böyle birkaç ayrı kulvarda yaşaması ve bunlardan sonuç çıkarmak oldukça girift bir durum sunuyor yazarın yaşamına. Elyazmaları'nın bulunduğu öykü fragmanları o günlerde içsel monologlar olarak kağıtlara aktı. Bilinç akışı tekniği ile yazdığım bunlardan birkaçı Söylence Berlin romanıma da girdiler. Şöyle ki ben,  BenAras romanımı da o günlerde tamamlayamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları adlı öykü, Kars Platosu Öyküleri, adlı kitapta (2004) NİS Media yayınlarında okura sunuldu. Öykü, kitap insan ilişkisini içeriden vermesi nedeniyle, modern Türk Öykücülüğü'nde bir doruktur. Bakın bir algı oluşsun diye 'içeriden verme' tanımını kullandım. Sahaf kitapçı mıdır, değil midir? Buradan nereye geleceğim, bakın!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim açımdan bu öykü ile sınırlarını(2004) kesinleştirdiğim bir olgu; arkaik evrelerle doruğa çıkan, nesnelleşen bir gerçekliktir sahaf ve kitapçı arasındaki olgu. Bu olgu, bugün gerçeklik sınırlarını aşabilir. Fakat Elyazmaları adlı öykü yaşam ve ölüm gibi, felsefi açıdan varoluş bağımlılığı varoluş nedeni gibi sahaf/kitap sorusuna içerden bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya neden geldik? Önceki yazıda sahaf kitapçı konusunun benim açımdan bir olayla güncelleştiğini yazdım. Yansıma'da ilk yazılarını yayımladığım (Mehmet) Veysel Batmaz,Türkiye'den ayrılıktan yaklaşık 30 yıl sonra ikinci bir buluşmada dedi ki; 'Tekin Abi, seni bir sahafla tanıştıracağım. İbrahim Bey'i daha önceden tanımam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat İbrahim Bey, otuz yıl önce oradan ayrılıken, ona bırakmışım gibi Kanatsız Kuş, adlı kitabımı masanın üstüne bıraktı. Bu kitabın onda olduğunu bilmiyordum. Bu olay bir iki yıl sonra yaptığımız söyleşide; sahaf kitapçı değildir, tümcesi ile örtüştü. Sahaf kitapçı değildir,' diyen İbrahim Bey ile olan söyleşinin öteki bölümünü izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 9 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77YN5VHHxI/AAAAAAAACw0/IXmfoOnPb-U/s1600/Copy+(2)+of+CIMG0357.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 394px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77YN5VHHxI/AAAAAAAACw0/IXmfoOnPb-U/s400/Copy+(2)+of+CIMG0357.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458037531658886930" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; İbrahim Bey, ailede bu kitap hastalığı var mıydı?&lt;br /&gt;YANIT; Babamda yok ama babam Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu. Daha doğrusu dedem ölüyor, işte son sene bırakmak zorunda kalıp geliyor köyde işlerin başına.. yani 1956’dan beri, ben doğmadan önceden beri babam Aydın.. Kuyucak’ta Cumhuriyet okuyan üç kişiden biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Demek ki sizde böyle bir arka plan var, biraz rastlantısal bir arka plan ve bununla birlikte bir sevgi de içinizde büyüyor, bu doğuştan olmaz diyorsunuz ama bunu nasıl açıklayacaksınız? Sizi algılayalım. Bir varoluş nedeni olarak, kendinizi nerede buldunuz?&lt;br /&gt;YANIT; Hocam, şimdi varoluş nedeni kitap, düşünüyorum herşeyi paylaşma duygusundan kaynaklanıyor. Bildiğim herşeyi paylaşırım, yani, ikincisi kim ne arıyorsa onu mutlaka bulup vermek isterim. ne arıyorsa hiç önemli değil, kitabın içeriği. ne istiyorsa onu alıp bulup vermek çok güzel benim için. Tek şiarım bu, bu da beni sanki.. yani bunun için yaratılmışım gibi bir melekem de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Her kitap her adama verilmez, dediniz Böyle ise her meslek her adama verilmez! Herkes sahaflık yapamaz mı?&lt;br /&gt;YANIT; Doğru söylüyorsun hocam herkes sahaflık yapamaz. Sahaflık hassasiyet isteyen, ilgi isteyen.. yani bilmeyen adamdan sahaf olmaz. Birçok insan okumuyor. Yani sadece Osmanlıca bilmekle de sahaf olunmaz.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77Z4JtlQ2I/AAAAAAAACw8/xz8iJak-QhE/s1600/CIMG0346.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 154px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77Z4JtlQ2I/AAAAAAAACw8/xz8iJak-QhE/s320/CIMG0346.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458039357122626402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SORU; Salt 'Osmanlıca bilmek' yetmez, başka şeyler de olmalı, anlamı çıkıyor bu sözden. Bunu biraz açar mısınız?&lt;br /&gt;YANIT; Hocam, yani bir kere kitap olayında kitap hakimiyeti kitabı bilmekten geçiyor, çok kitap görmekten geçiyor. Yani gördüğü kitaplara böyle koyun gibi bakmamak, hepsine de eline alıp içine bakmak gerekiyor.. yani nasıl.. anlamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Peki bir şeye daha dokunalım! Kitapla olan ilişkiyi bize anlatın. Şimdi kitapla sahaf arasında farklı bir ilişki var! Kitaba dokunmak, kitabı ele almak, sevmek, okşamak mı? Kitapla bire bir konuşmak mı? Hangisi? Nasıl?&lt;br /&gt;YANIT; Tam öyle değil de, yani şimdi eğer mesleğine saygın varsa, bu kitabı sen, kim isteyebilir senden, Tekin Sönmez isteyebilir!, Yani hangi kitabı kimin isteyebileceğini bilirsin ve o kitapları o kişi için bekletmeye başlarsın, ilgili kitapları kitapları toplarsın, geldiğinde ona verirsin. Kitapla benim ilişkim bu. Bu kitap kimin işine yarar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Bu mesleği sürdürecek bir kuşak geliyor mu yoksa sizinle tamamen bitecek mi? Sahaflığın geleceği var mı?&lt;br /&gt;YANIT; Hocam teknoloji bayağı tahribat yapacak bizde. Yeni kuşakların kitap duygusu, yani kitap duygusu taşımamadan... yani mesela hocam şöyle deyim, 15 yıl önce sokakta salatalık satan adamların salatalık kokusu üç sokak öteden duyulurdu,  şimdi o kokular gitti, yani kitap duygusu da onun gibi bir şey biliyor musun, yani kitap duygusu olan insan herhalde artık yetişmiyor.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık, 2009 Beyoğlu, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-700898012010931304?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/700898012010931304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/700898012010931304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/700898012010931304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/blog-post.html' title='Simurg kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi 2. bölüm; sahaflar kitapçılar kitapçılar sahaflar; Beşinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S77Jub4aZvI/AAAAAAAACws/-yZ_Ft0oFM4/s72-c/Copy+of+CIMG0437.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-4888326949212917819</id><published>2010-04-08T09:15:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:05:26.421-07:00</updated><title type='text'>İnsan olmadan kitap, kitap olmadan insan olmaz. Sahaflar, kitapçılar ve yazarlar; Dördüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S74kwK8tV9I/AAAAAAAACwc/Y4EAYxzzkCI/s1600/Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 157px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S74kwK8tV9I/AAAAAAAACwc/Y4EAYxzzkCI/s320/Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5457840208410925010" /&gt;&lt;/a&gt;Yansıma'da ilk yazılarını yayımladığım (Mehmet) Veysel Batmaz,Türkiye'den ayrılıktan yaklaşık 30 yıl sonra ikinci bir buluşmamızda dedi ki; 'Tekin Abi, seni bir sahafla tanıştıracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önceki ilk gidişimiz mi yoksa ikincisi mi İbrahim Bey bir kaç dakika yitti ve döndü 'Kanatsız Kuş' adlı şiir toplamı kitabımı masanın üstüne koydu. 'Bunu oğlumun adına.. lütfen,' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Bey'i önceden tanımam. Adını da ilk kez duydum ve yaptığı işin kapsamını bilmiyordum. O gün duygu yüklü birkaç dakika yaşadım. Sahaflar, Kitaplar blog girişinde belirttim bunu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan olmadan kitap olmaz. Burada kitap insan ilişkisi konusunda durmayacağım. Fakat sahaf sözcüğünün ne olduğu, işte o gün algı dağarıma işlendi. Daha önce  kitapçılarda ve sahaflarda  bulundum. Hiçbirinden böyle bir davranış beklemedim. Burada sahaf ile kitapçı, ve sahaf ile sahaf arasındaki fark sanırım biraz ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir konu daha var; yazar, yaşam ve yapıt üçgeni.. yazarın ve yapıtın arkapalanı, örmekse bu tür karşılaşmalar her yazar arkaplanı için bir gönderme yapar ve iz bırakır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hitit, Roma, Bizans, Osmanlı gibi yazınsal metinleriyle varsıl birikimlere dayalı bir ülke burası. Ne görüyoruz? Sahaflarla kitapçılardaki durum, bu toprakların arkaik dönemle kıyaslanamayacak kadar yoksul oluşunu sergiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kanıtı yazarlara ve kitaplara hoyrat davranışı hoşgören toplumsal bir refleksin oluşmasıdır. Salt yönetici değil, eli kalem tutanların birbirlerine hoyratlıkları; ardılı kuşağın, önceki kuşağa yaklaşımı; yayınevi, yazar ilişkileri de hoyrat ve kaba saba bir çizgide ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın, gazete köşe yazarlarının yazma becerisizliği değil, zihinsel çöküş değil söz konusu. Yazara, kitaplara hoyrat davranışı hoşgösterir toplumsal refleksin oluşmasına katkı veren yazar ve gazete köşe yazarlarının birbirlerini kurban etme eğilimleridir söz konusu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar-kitap mezarlıkları oluşturan bir yoksullaşmadır bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu koşullarda sahaf ve kitap konusunu yanyana iki kulvarda koşturmak bana, şöyle ki bu satırların yazarına heyecan ve yaşam gücü veriyor. Çünkü insan olmadan kitap, kitap olmadan insan olmaz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 8 Nisan 2010, Stockholm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-4888326949212917819?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/4888326949212917819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/simurg-kurcusu-ibrahim-ylmaz-ile.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4888326949212917819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/4888326949212917819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/simurg-kurcusu-ibrahim-ylmaz-ile.html' title='İnsan olmadan kitap, kitap olmadan insan olmaz. Sahaflar, kitapçılar ve yazarlar; Dördüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S74kwK8tV9I/AAAAAAAACwc/Y4EAYxzzkCI/s72-c/Copy+of+Copy+of+CIMG0424.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-8965236230093674433</id><published>2010-04-06T19:46:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:26:27.191-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları bölüm II, öykü; İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir. Kitaplar değiştikçe insanlar; Üçüncü yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;'Annem ve babam, öğretilerini bana şöyle betimlediler. Kitaplarla ilişki, insanlarla ilişkiye benzer. İnsan sesi işitmeyen kitaplarda başlayan hüzün ne eksik ne fazla hüznün yarattığı acılı titreşimlerle yoğunlaşan enerjiden söz ettiler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Kitap dolu odaların, insanlara küserek içlerine doğru kapandıklarını, o uğultulu depremsi geceden sonra biliyorum artık.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykülerin ilk fragmanlarla ortaya çıkması Berlin Duvarı’nın yıkılış sonrası Avrupa’yı saran belirsizlik rüzgarlarının şiddetle estiği; siyasal, ekonomik ve güçler dengesi planında Sovyetler Birliği’nin bıraktığı boşluğun hangi güçlerce doldurulacağının kestirilemediği yıllara rastlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırların yazarı olarak, o günlerde bir yıl kadar süren Nepal ve tüm Hindistan’da (1990) yaşamıştım. Hindu üçlemeye bağlı Lord Siva’yı ve onun öteki isimlerinden “Ardahanisvara”yı öğrenmiş ve bunun Sanskritçe kaynağını kavramakla birlikte, Kars Platosu’ndaki Ardahan ilişkisini düşlemeye başlamıştım. Berlin Senatosu Kültür Başkanlığı davetiyle Berlin’de yaşamaya yazmaya başladım. Doğu Berlin diye adlandırılan bölgede kamu için varolan eski ucuz lokantalar kapılarını açık tutuyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu anlamda iki Berlin’i de bir uçtan öteye yürüye yürüye, BenAras isimli romanda tasarladığım Kars Platosu düşüyle dolaşıyor, odama dönüp bu sınır kent’ten İpek Yolu ile Hindistan’a varan söylencelerin izdüşümlerini, serbest tasarımlarını karalıyordum. Elyazmaları o günlerin izini taşır. Bu öykünün II. bölümünü izleyeceğiz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, 4 Nisan 2010, Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jR5cpAI9I/AAAAAAAACs8/bX8cwsbfa5o/s1600/CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 369px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jR5cpAI9I/AAAAAAAACs8/bX8cwsbfa5o/s400/CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341733430272978" /&gt;&lt;/a&gt;'Durum böyle olunca, kitapların sessizce yok olmalarını da doğal karşılamam gerekiyor. Fakat ben böyle bir dönem için yetiştirilmedim. Kitaplarla yükselen bir dönemin çocuğuyum ben. Üzerlerine konmaya çalışan kara sineklerden nefret ederim. Yıllardır elimde tutttuğum sinek raketini kullanmamak için gayret etmem yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Evimin duvarla korunan çevresinde okumayı sever insanların azalması, bunların yerinde hayvanların giderek çoğalması sonucu, yaz boyu açıkta duran at gübrelerinden üreyen sinekler gitgide çoğalmaya başladı. Böyle oldukça evimle ben ve kitaplarım, daha derin yeraltına doğru kaymaya devam ediyoruz. Ne yapacağımı bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Çoğalan sinekler, her yerde olduğu gibi, benim bulunduğum eve de ulaşıyorlar. Sımsıkı kapadığım pencere aralarından giremezseler, kendilerine girecek ayrı bir yol, boşluk bulmakta zorluk çekmiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ermeni marangozların yaptıkları panjurlu pencere kapaklarını bu nedenle çokluk açmıyorum artık. Ben ve kitaplarım kuru havanın girmediği yeraltına doğru indikçe, kendi kendime hayıflanmam işe yaramıyor. Sabahleyin erken uyanmam da yetmiyor artık. Ben mi kocadım, kitaplar mı yoruldu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu tek başına sinekler de değil. Kitaplara doğru daha iki adım atmadan, oradan bana doğru hafif hafif öksürme sesleri geliyor. Kitapların da kısık kesik öksürdüğünü söylersem, usumu iyice yitirdiğime karar vereceksiniz. Bunu söylememin böyle bir riski var.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Daha emeklediğim günlerdi. İçinde yaşadığımız bu evin her odası kitap raflarıyla doluydu. Annem ve babam aralarında konuşurlardı. “Eskisi kadar yeni kitap alacak paramız kalmadı,” derdi annem. “Yeni, yepyeni kitap alamayacaksak, evimizin sınırları da zamanla duracak demektir,” derdi babam o günlerde. Sonra ne oldu?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'O gün içimdeki bir sezgiyle, evimizin sınırlarının kitaplarla başladığını hissettim. Şimdi, çocukluğumda içinde koştuğum odalar yok. Kitap sayısı mı azaldı, ben mi gizemli dehlizlerle gezindiğim odaların yollarını karıştırmaya başladım. Eski odaları göremiyorum artık.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Yıllarca önceydi evde bir gece deprem duyumuyla uyandığımda yataktan fırladım, kitapların bulunduğu odalara koştum. Ben bir oda eşiğinin önüne vardığım zaman, odanın kitap raflarıyla içe doğru kapandığını gördüm. Aslında deprem yoktu. Annemin babamın söylediklerime göre kitaplar intihar ediyordu.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Onların intihar ettiklerine inanamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Çünkü kitapları intihardan caydırmak için, onların bir insan olarak beni görmeleri yeterdi eskiden. Fakat bu defa durum çok farklı. Ben daha bir eşik önünde durup içeriye bir adım atmadan, öteki odadan titreme sesleri geliyordu. Oysa benim, bir eşikten içeriye tek adım da olsa atmam yeterdi kitaplar için.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'O gece sabaha kadar, bir koridordan  ötekisine koşarak helak oldum. Sanki bütün bir ova, bütün bir Kars Platosu yangın altındaydı da, benim elimde bir hortum, oradan oraya seğirtip duruyordum o gece.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'O geceden sonra, eşikten içeri ayak atabildiğim odalar geride kaldı. Annem ve babam, son kez güle söyleye elele tutuşarak gitmeden ve beni tek başıma bırakmadan önce bu tılsımı bana söylemişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Neden daha önce söylemediler? Oda kapısının eşikle olan ilişkisinin, eşikle insan ilişkisine bağlı olduğunu o son gün öğrendim. Bundan ötürü benim işim her sabah kalktıktan sonra, eşiklerden içeriye bir adım atmak ve akşama dek öteki odaları da ziyaret etmek.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Çünkü uzun bir süredir, kitapları ziyaret eden yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Annem ve babam, öğretilerini bana şöyle betimlediler. Kitaplarla ilişki, insanlarla ilişkiye benzer. Birkaç gün insan sesini işitmeyen kitaplarda başlayan hüzün, ne eksik ne fazla, bu hüznün yarattığı acılı titreşimlerle yoğunlaşan bir enerjiden söz ettiler. Kitap dolu odaların, insanlara küserek içlerine doğru kapandıklarını, o uğultulu depremsi geceden sonra biliyorum artık. Benim alın yazım da bu! Son nefesime dek, bu rafları aynı boy kitaplarla dolu odalarda yaşamak yazgımmış.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;'Ne yapsam bunu değiştiremiyorum.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-8965236230093674433?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/8965236230093674433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-ii-oyku-insanlar-degistikce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8965236230093674433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/8965236230093674433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-ii-oyku-insanlar-degistikce.html' title='Elyazmaları bölüm II, öykü; İnsanlar değiştikçe, kitaplar  değişir. Kitaplar değiştikçe insanlar; Üçüncü yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s72-c/Copy+of+CIMG0457.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-1345684812679507705</id><published>2010-04-05T11:26:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:39:49.730-07:00</updated><title type='text'>Simurg kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi; sahaflar ve kitapçılar, kitapçılar ve sahaflar; İkinci yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7or63ZjRfI/AAAAAAAACt0/9wsr4OmdBSk/s1600/CIMG0343.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 305px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7or63ZjRfI/AAAAAAAACt0/9wsr4OmdBSk/s320/CIMG0343.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456722188816303602" /&gt;&lt;/a&gt;Yeni kitapları da izleyen ve sayısı çok az kitapların özel yeri Simurg'u kuran İbrahim Bey görüntüde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Batmaz, beni İbrahim Bey’e götürdü ve tanıştırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parmakkapı’da ikinci kat bir yerdi. Ardılı gidişim, kısa bir an, İbrahim Bey bir süre kayboldu ve elinde ‘Kanatsız Kuş’ adlı şiir toplamı kitabımla döndü. "Oğlumun adına..’ dedi. Böyle insanın içine işleyen incelik sahibi bir insan. Şimdi onunla Beyoğlu, Tünel’e yakın bir sokak içinde açtığı yeni kitabevinde sahaflık konusunda söyleşeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahaf sözcüğü Türkçe değil. Bu çevrelerde alışılmış, kullanım yerini algı ve olgu kapsamında sağlamlaştırmış sahaf ve sahaflar, kitap ve kitapçılarla işlevsel işbirliği içinde. İşlevsel işbirliği ortak paydası var bunların arasında. Bir anlamda biri ötekinin uzantısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yeni basım bir kitap, yirmi yıl  geçmeden sahaflarda bulunabilir. İşlevsel işbirliği ortak paydası budur. Sahaf sözcüğü köken olarak insan zihninde aykırı bir yer tutmaz bu ortak payda nedeniyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap ve sahaf ayrılamaz bir içsellikle yakındırlar birbirlerine. Ne yapalım ki 'kitap' da Türkçe sözcük değil. Her ikisi sözcük kökenleriyle değil, çağrışım işlevselliği ve kitleselleşme, yaygınlaşma ve toplumun ortak bilincinde yer yapmaları ve algı konusunda ikircik yaratmamaları ile zihinlerde yaşayıp gidiyor. Şimdi söyleşiyi birlikte izliyoruz.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez &lt;br /&gt;4 Nisan 2010 Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7o1qvyjJJI/AAAAAAAACuE/CpKLBBnk8MQ/s1600/Copy+of+CIMG0357.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 236px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7o1qvyjJJI/AAAAAAAACuE/CpKLBBnk8MQ/s400/Copy+of+CIMG0357.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456732907012039826" /&gt;&lt;/a&gt;SORU; İbrahim Bey çok kısa doğrudan girelim hemen, sizce sahaflık nedir? Sahaf, Türkçesi yok. Yani nasıl bir duygu veriyor size? Sadece bir tanımlama adlandırma değil, aynı zamanda bu ses size nasıl bir dünya çağrıştırıyor, kitaplarla bir hayal dünyası mı veriyor size? &lt;br /&gt;YANIT; Sahaflık, yani gerçekten kitapçılık değil, kitapçılık diye bakmamak lazım. Kitapçılık mekanik bir iş. Sahaflık tamamen ruhu olan bir iş. Kitap alışverişinden çok bilgi alışverişinin yapıldığı bir yerdir. Para kazanmak için yapılan bir iş değil tamamen gönül işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Gönül işi dediniz! Bir hobiden fazla bir şey mi?&lt;br /&gt;YANIT; Hocam, tamamen.. tabii kesinlikle bir gönül işi. Hobi  çok basit kalır! Basit kalır yani bir misyon üstlenmişsin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU;Ne adına misyon? Kitap adına mı bilgi adına mı?&lt;br /&gt;YANIT; Kitapların doğru insanlara ulaştırılması. Kitabı düzgün insanlara vermek, her kitap herkese verilmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Her kitap herkese değil, dedin. Doğrusu nasıl?&lt;br /&gt;YANIT; Kayserilinin dediği gibi... yani pastırma herkese satılmaz der onlar da. Yani yemesini kesmesini bileceksin. Bu sahafık da öyle birşey, yani değerli kitapları doğru düzgün adreslere ulaştırma, her kitabın bir değeri, her kitabın gerçekten bir alıcısı var. Eskilerin dediği bir laf vardır, sahaflık yapacak kişinin sınırsız parası, tavansız deposu olması lazım. Herşeyi alıp bir yere koyacaksın, muhafaza edeceksin, biri gelip birgün mutlaka soruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Elinle koymuş gibi bulup vereceksin değil mi?&lt;br /&gt;YANIT; Tabii, çok düzenli bir arşivin olması lazım, ondan öte  çok düzenli bir arşivcin olması lazım. Arşivcin yoksa, yapamazsın, müşterilerinle, buraya gelen kitap dostlarıyla muhabbet mi edeceksin, onların istediklerini mi vereceksin, onları yönlendirecek misin, yoksa depoyla mı uğraşacaksın, arşivle mi uğraşacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Sahaflık bir ruh, dünya dedin, nasıl tanımlanır, aşk gibi bir şey mi bu? Nasıl geldi bu ruh?&lt;br /&gt;YANIT; Aynen öyle aşk gibi bir şey. Anadan doğma denmez tabii ama sanki öyle yani bunu açıklayamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Arka plan? Annede babada kitap merakı var mı?&lt;br /&gt;YANIT; İlkokul üçten dörde geçtiğim sene bir tanıdğımız İzmir’de Jules Verne’in 'İki Sene Mektep Tatili'ni aldı, ben de onu okudum. O tarihten sonra, sürekli ‘kitap kitap’ diye babamın başının etini yedim. Ondan sonra kitap hastalığı başladı bende. Yıl 1970.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SORU; Peki babanızda var mıydı bu kitap hastalığı?&lt;br /&gt;YANIT; Babamda yok ama babam Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu. Daha doğrusu dedem ölüyor, işte son sene bırakmak zorunda kalıp geliyor köyde işlerin başına.. yani 1956’dan beri, ben doğmadan önceden beri babam Aydın.. Kuyucak’ta Cumhuriyet okuyan üç kişiden biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık, 2009 Beyoğlu, İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-1345684812679507705?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/1345684812679507705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/yeni-kitaplar-da-izleyen-ve-esasta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1345684812679507705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/1345684812679507705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/yeni-kitaplar-da-izleyen-ve-esasta.html' title='Simurg kurucusu İbrahim Yılmaz ile söyleşi; sahaflar ve kitapçılar, kitapçılar ve sahaflar; İkinci yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7or63ZjRfI/AAAAAAAACt0/9wsr4OmdBSk/s72-c/CIMG0343.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2022026599976916629.post-5356278221188308644</id><published>2010-04-04T10:01:00.000-07:00</published><updated>2010-04-12T01:44:04.822-07:00</updated><title type='text'>Elyazmaları, öykü... İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir... Kitaplar değiştikçe insanlar...  İlk yazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s1600/Copy+of+CIMG0457.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 148px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s200/Copy+of+CIMG0457.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341153034946130" /&gt;&lt;/a&gt;'Evimin duvarla korunan çevresinde okumayı sever insanların azalması, bunların yerinde hayvanların giderek çoğalması sonucu, yaz boyu açıkta duran at gübrelerinden üreyen sinekler gitgide çoğalmaya başladı. Böyle oldukça evimle ben ve kitaplarım, daha derin yeraltına doğru kaymaya devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Yıllarca önceydi evde bir gece deprem duyumuyla uyandığımda yataktan fırladım, kitapların bulunduğu odalara koştum. Ben bir oda eşiğinin önüne vardığım zaman, odanın kitap raflarıyla içe doğru kapandığını gördüm. Aslında deprem yoktu. Annemin babamın söylediklerine göre kitaplar intihar ediyordu.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli İzleyici,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda boşluk gördüğüm için, "Kitapçılar ve Sahaflar" başlıklı blog yayına girdi. Kitaplar üzerine kısa sözler, kısa yorumlar arada bir güncel yazımla sunulacak. Sahaflarla söyleşiler burada yayımlanacak. İlkin bir öykü var. "Elyazmaları" adlı öykü bu konuya yazınsal metin tekniği ile yaklaşıyor. Birlikte ilk bölümünü izleyelim.&lt;br /&gt;Sevgi, içtenlik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez &lt;br /&gt;4 Nisan 2010 Stockholm&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jR5cpAI9I/AAAAAAAACs8/bX8cwsbfa5o/s1600/CIMG0424.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 369px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jR5cpAI9I/AAAAAAAACs8/bX8cwsbfa5o/s400/CIMG0424.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5456341733430272978" /&gt;&lt;/a&gt;'Kars’da ne zaman yapıldığı tarihlenmemiş bir evde yaşıyorum. İç kısmındaki duvarlarda saklı elyazması kitapların konulması için özel bölmeleri var bu evin. Bu kitapların boylarına göre düzenli görünmeleri hoşuma gidiyor. Her sabah uyanır uyanmaz ilk işim, kitapların hangisi bu gece yine yer değiştirdi diye oraya koşuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Benim uyuduğum bölme ile kitapların bulunduğu yer arasında fazla bir mesafe yok. Hani gece bir çıtırtı olsa uyanacak kadar hafif bir uykum var. Bu nedenle kitaplardan çıkan çıtırtılar bile kulaklarımda zil sesleri gibi yankır. Ben böyle eğitildim. Çocukluğum bu evde geçti. Doğduğum zaman, kitaplarımızın sayısı daha da çokmuş. Son zamanlarda kitapların sayısında bir azalma başladı gibi hissediyorum nedense.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kitaplar bu durumu bana belli etmemek için aralarında şifreli bir işaret kararlaştırmışlar sanki. Uzaktan baktığım zaman, aralarında seyrek boşluklar görüyorum. Yine hangisi gitti, kuşkusu ağır basıyor. Bunun üzerine o tarafa yöneliyorum. Sessizce, eski tahtalarda gıcırtı çıkmasın diye adım atışlarıma kulak kesilmem yetmiyor. “Bunlar yaşayan son kitaplar,” dediydi bir gün annem. O sırada tabakları yıkamaktaydı. “Bu yüzden de bu kitapların kulakları deliktir,” dediydi bunun üzerine babam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Birbirlerinin yüzlerine bakarak gülümsemişti her ikisi de. Ben mutfakla kitaplar arasındaki uzun mu uzun koridorda koşuyordum. Her şey şaka gibiydi. Bu sözleri sonradan, çok sonradan aklım yerine oturduktan sonra düşündüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bu olaydan birkaç gün sonra şöyle bir konuşma daha geçti: “İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir...” Bunu söyleyen yine annemdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitaplar değiştikçe insanlar...” diye tamamlayan yine babam olmuştu. Ardından yine bakışa bakışa gülüşmüştüler sessizce. Beni küçük yaşta felsefenin tozlu yollarına atmak istememiş olmalılar ki böyle oyunsu bir tarzla bana bir şeyler fısıldamak istediler. Bunu çok sonraları anladığımı itiraf ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Galiba ilk dersi böylece hazırlıksız o gün aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Henüz okul önlüğü giyecek yaşta değildim. Hazırlıksızca aldığım ilk dersten sonra bir gün yine annem, ‘Kitapların tanımadığı insanlar akın akın geliyor’ diye pazar yerinde işittiğini söyledi ve: “İnsanlar çok çok değiştikçe, kitaplar kaybolmaya başlar,” dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Aradan şunca yıl geçti. Unutmuyorum! Kitapların iz bırakmadan raflardan yitip gitmeleri konusunda kuşkularım pekişti. Kitaplık raflarındaki gizemli boşluklar sinirlerimi de bozuyor artık. Herhangi bir sakarlık olmasa bile, kitapların duyarlı olmaları, benim bütün planımı değiştiriyor. Rafların arasında uzaktan gördüğüm boşluk, tüylerimi diken diken ediyor her seferinde. Sanki bir cellat, bir kelle daha düşürdü kanlı tekneye, diye us geçirip ürperme yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Sessizce dönüyor, dönüşümü bile belli etmeden o yöne birkaç adım atıyorum. Uzaktan gördüğüm aralardaki boşluğu, hangi yöne aktığı belli olmayan durgun denizin ılgın yelle kıpırdayışı gibi, kitaplarda derin dalgalı hareketi görüyorum. Uzaktan ayırdına vardığım boşluk kayboluyor, ben ortaya çıkar çıkmaz. Hiçbir şey olmamış gibi kitaplar ilk koyuldukları gibi, her zaman sımsıkı raflarda düzenli duruşlarıyla gözlerime yansıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ya gözlerimde ya da zihnimde bir yanılsama var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Onların sessizce ve bana haber vermeden yitişleri, bir şeyin sona doğru koşusunu hatırlatıyor bana. Ne yapsam durmayacaklar. İçimde uzunca bir süredir, derin bir yara ağzı gibi bana acı veren bir korku var. Kitapların beni terkedecekleri bir güne doğru, ilerlediğimi hissediyorum. Kitaplarla kapışmaktan hoşlananların gide gide çoğaldığını gösteren istatistikler de fazladan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Yeni doğan her on kişiden yedisi hayatı boyunca eline bir kitap bile almamış son on yıl içinde. Önümüzdeki yüzyıl sonunda, bu sayı bire düşecekmiş, haberlerde tartışma gündemi oluşturan konu da bu. Durum böyle olunca, kitapların sessizce yok olmalarını da doğal karşılamam gerekiyor. Fakat ben böyle bir dönem için yetiştirilmedim. Kitaplarla yükselen bir dönemin çocuğuyum ben.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2022026599976916629-5356278221188308644?l=kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/feeds/5356278221188308644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-bir-oyku-insanlar-degistikce.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5356278221188308644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2022026599976916629/posts/default/5356278221188308644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/2010/04/elyazmalar-bir-oyku-insanlar-degistikce.html' title='Elyazmaları, öykü... İnsanlar değiştikçe, kitaplar da değişir... Kitaplar değiştikçe insanlar...  İlk yazı'/><author><name>Tekin SonMez</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10824812044151351040</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='21' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/SXKsvxQqStI/AAAAAAAAABw/61DhJxADCOU/S220/mendilli.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S7jRXqf-RlI/AAAAAAAACs0/RgcT6BBaOBM/s72-c/Copy+of+CIMG0457.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
