1 Ekim 2010 Cuma

Baba ile oğul, anne ile evlat, kardeş kardeş olduğu halde, kitap gelince yol ayrılır. Örnek mi işte, Serkan Özburun ile söyleşi; Yirmi dördüncü yazı

Yol konusunda çok yazıldı. Bir de 'o yolun yolcusu,' denir Türkçede. Evet, kitap da o yolun yolcusu olur!

İki yalın anlamda böyle; a)Her kitap, kendi yolunun yalnız yolcusudur, b)Her kitap, öteki kitaplarla bir yolda düşe kalka yaşam uğraşısı verir. Konusuna göre kitap, ilgisiz öteki alanda yazılmış kitaplarla bir çuvala konulur. Oysa o kitap kendi yolunun yolcusu olmaktan başka bir yol tanımaz. Ne var ki o, bir kez kitap tanımı altında anılmıştır. Yolunu kimse sormaz bu kitabın. Yaşam, kendi yolunda yolcu olan o kitabı bir gün bir çuval içine alır.

Değerli İzleyici,

Her kitap için başlayan ortak yol ise bir ormandan geçer. Ağaç ile başlayan bir öykü, demek daha doğru. Böylece insan ağaç ilişkisi, insan kitap ilişkisine dönüşür. Bu ortaklık acılar ve sevinçlerle bir yol açar. Ortak payda nasıl ki ağaç ise, kitaplardaki öteki bir ortak payda insan olur. Yol burada çatallaşır. İnsanlar yol yol ayrılır kitaplar gibi.

Baba ile oğul, anne ile evlat, kardeş kardeş olduğu halde, kitap gelince yol ayrılır. İşte böyle; Hacıbektaş (1972) dört kardeşten üçüncüsü, kendi tanımı ile; 'yaklaşık 20 yıldır yayın dünyasında ve kitap dünyasındayım. Yedi yıldır da profesyonel anlamda kitapçılık, Sahaflık yapıyorum,' diyen Serkan Özburun söyleşini birlikte izleyelim.

Sevgi, içtenlik...
Tekin SonMez, 1 Ekim 2011, StockholmT: Serkan Bey sizi biraz önce tanıdık. Yaşamış kitaplar arasında yaşıyorsunuz. Yaşamış, gün görmüş kitaplarla soluk alıp veriyorsunuz. Türkiye’de sahaf var mı sizce?
S: Şimdi gerçek sahafın herşeyden önce bilgi donanımının sağlam olması lazım.
T: Sahaf derken.. donanım derken.. ne demek sahaf?
S: Yani kitapların biyografisini bilen insandır sahaf. Onun kimliğini çıkarabilendir, yani kimlik numarasını bilendir. Onun kafasına girer ve onunla ilgili ne lazımsa size sunar, budur sahaf. Bilgisayardan farklı tarafı da budur. Bilgisayar size hangi kitabın ne kadar basıldığını, belki şu anda o imkanlar onu da sunuyor ama, basılırken neler olduğunu, işte.. dünyada nerelerde bulunduğunu, yıpranmışlık değerini, işte.. kağıdın cinsini yani epey bi donanım ister.
T: Şöyle, şu yöne bir yol alalım, Serkan Özburun'un arkaplanında ne var ve kitap size nasıl ulaştı? Yani kitapla bu kadar ilişkili olmak nereden geliyor, annenizin babanızın kitap merakı var mıydı?
S: Yok, yani ben çiftçi bir ailenin çocuğuyum. Orta Anadolu'dan, yani belki de kitabi bilgi anlamında hiçbir bilgisi olmayan bir ailenin çocuğuyum.
T: 'Kitabi bilgisi olmayan bir aile,' dediniz. Açar mısınız?
S: Kitapla.. tabii ki.. yani, kitapla ilgili yani herhangi bir.. ömründe babam hiçbir kitap okumamıştır, annem de hiçbir kitap okumamıştır. Ben böyle bir ailenin çocuğuyum.T: Kitap konusu.. kitap size nasıl dokundu, siz ve kitap.. ilk nasıl oldu?
S: Evet, yani ilkokulda işte.. kütüphanedeki kitaplar, işte ders kitaplarımız, işte maarif takvimlerinin arkasını okuyup ezberlemeler. O yani sizin bilgiye olan merakınızla ilgili. Ama mesela benim ilk aldığım okuduğum kitap Don Kişot’tur.
T: Serkan Bey Don Kişot’u okudunuz! Nerede kaç yaşında ona dokundunuz? İlkokulda mı başladı?
S: Yani kaç! Sekiz dokuz zannediyorum, o civarda. Yani aslında bu insanın kendi içinde bir öz.
T: Okulun kütüphanesinden mi geldi?
S: Yok, satın aldım. Hacıbektaş’ta satın aldığım kitaplardan birisidir. Yani kendi paramla aldığım bir kitaptır. Belki de o günden bu güne, kitap dünyasının, bilgi dünyasının kısmen Don Kişotluğunu yaparım. Belki bir ruh, iz bırakmıştır üzerimde. Zaten belki de karşı tarafın kitaptan bu kadar yoksun oluşu... mesela babamın herkese söylediği şuydu, 'oğlum okursanız okuyun, okumazsanız okumayın, bu sizin hayatınız!' Yani mesela, ne bizi gidip okula yazdırdı ne bir gün okulumuza geldi, 'ne haliniz varsa görün' dedi. Ama benim kardeşim de televizyoncu ve yazardır, ben de öyleyim, diğer kardeşlerim de öyle. Dolayısıyla belki de ailedeki o yoksunluk bizi böyle bir arayışa itmiş olabilir diye düşünüyorum.
T: Babanız çiftçi, tarlası, bahçesi olan bir insan. Orada sürüyor yaşamı değil mi?
S: Çiftçi, evet! Hacıbektaş’ta, orda.. Hala bir kitap okumuşluğu yok, kitaplardan nefret ediyor.
T: Arada bir ziyaret ediyorsunuz.
S: Yani, öyle.. yılda bir görüşüyoruz.
T: ‘Kitaplardan nefret ediyor,’ dediniz. Bu söylenebilir mi?
S: Nefret etmese de.. şimdi tabii ki onun haklı olduğu taraflar var. Mesela bütün oğulları okumuş, üniversiteleri bitirmiş. Birkaç yabancı dil bilen çocuklara sahip ve o görüyor. Diyor ki, oğlum diyor, sizleri mutsuz görüyorum, ve bu mutsuz oluşunuzun bilgiyle bir alakası var. Yani bilgili insanların hayatta doğru tercihler yaptıklarına inanmıyor o.

19 Agustos 2010, Beyoğlu, Büyükparmakkapı
Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder