2 Mayıs 2010 Pazar

Sahaflık, Kitap kokusu, kağıt kokusu Tommiks Teksas takas ederek başlayan bir öykü, Sayın Halil Bingöl ile söyleşi; On üçüncü yazı

Kitap okuma yasakları ile ünlü korku çağı yıllarında, kitap kokusu ile çıldırma 'vakaları' görüldüğü söylenir. Buna 'delilik' diyenler vardır.

Kitap insan arasında süren mistik ilşikidir bu. Kitap kokusu aslında şöyle ki kağıt mürekkep kokusudur. Bu bir anlamda insanın kendine dönme yolunu arayışı sırasında o yola bir eşikten atlama aşamasında olur. Çoğu kişi o eşikten atlama sırasında düşer ve orada kalır. Kitap kokusu sarmıştır beynini. Çok az kişi oradan çıkıp yazma eylemine başlar.

Değerli İzleyici,

Bir de insan kokusu alamayan kitapların ('Elyazmaları' adlı öyküde olduğu gibi*) göçmen kuşlar gibi farklı iklimlerde kitap koloniler kurarak insanlardan uzaklaştıkları söylenir.

İklimler, insanlar, kitaplar bağıntısı tartışılan bir başka konudur. Şimdi Tommiks Teksas takası ile başlayan bir öykü, Sayın Halil Bingöl ile olan söyleşiyi izleyelim.
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez 2 Mayıs 2010SORU; Sayın Halil Bingöl, ‘Tommiks Teksas takas ederek başladık,’ dediniz. Başladığınız yerde duramadınız mı?
YANIT; Başladıktan sonra durmak mümkün değildir.Daha sonra lise bittikten sonra üniversite yıllarında seyyar tezgahlar açmaya başladık Beyazıt meydanında Cumartesi Pazar günleri, genellikle Pazar günleri müsaade ediyordu belediye. Eski, Fransızca okul kitapları, ders kitapları alıp satmakla başladım, daha sonra güncel romaları ve eski okunmuş kitapları alıp satmaya başladım. Bu 66 yılından bu tarafa doğru, bu günlere geldi.

SORU;’ Bu günlere geldi,’ derken ‘Eyüp’de Şafak sineması,’ önünden mi buraya, bu Aslı Han sahasına çıktınız?
YANIT; Galatasaray Aslıhan pasajı sahasından önce 75-76’lı yıllarda Beyazıt sahasına çıktık oradan, 83 yılında sahaflar çarşısının içerisine girdik, bir dükkan boşaldı, orayı kiraen tuttuk, 94 yılına kadar orada Hacı Muzaffer Ozak’ın başkanlığındaki çarşının onun ustalığı, onun şemsiyesi altında çok önemli bilgiler öğrendik bu meslekle ilgili ve 85 yılında rahmete kavuşmasından sonra çarşının dengesi zaten bozuldu. Muzaffer Ozak, o bizim meslek pirimizdi.

SORU; 66, Eyüp’de Şafak sineması önü, ilk küme burası. Anlaşılan gol peşinde koşuyorsunuz. 83, Beyazıt sahası, 94 sahaflar çarşısı içerisi...Halil Bey küme yükseliyor.. Bir de ‘meslek pirimizdi’ dediğiniz bir orkestra şefi, milli takım baş antrönürü gibi, Muzaffer Ozak Bey. Saha değişiyor, birinci lige çıktınız, çimen sahaya çıktınız fakat kitap..kitap yok! Peki kitapla nasıl bir bağ alış verişi oldu? Kaç yaşında kitabın kokusu çarptı sizi, evde var mıydı o kitaplar?
YANIT; Evet vardı babadan.. Osmanlıca kitaplar babamdan kalma kitaplarım vardı. Bir ara (maliye muhasebe bölümü mezunuyum) serbest mali müşavirlik yaptım ama bu eski kitap tutkusu beni tekrardan bu işe döndürdü.

SORU;Kitap tutkusu, kokusu babadan kalma kitaplarla mı?
YANIT;Evet, bu böyle değişik bir çikolata kokusu vardır eski kitabın, her eski kitapta olmaz o. Olmuyor, o 30’lu yılların 40’lı yılların kağıdının özel bir karışımı mı diyelim, asitten çıkan bir koku mu diyelim amanla çikolata kokusu gelmeye başlıyor. Vanilyayla karışık böyle çikolatalı bir koku, sayfaları karıştırırsanız zaten o kokuyu alıyorsunuz bu koku beni çok etkiledi. O kokuyu duymak için o kitapların arasından çıkmamaya başladım. Evet. O kokunun arkasından koştum, kitabın sihirli bir kokusu vardır. O koku beni bu kitapların içine sardı sarmaladı ve...

SORU; Şimdi burası çimen saha, birinci lig! Galatasaray Aslıhan pasajı sahası! Kaç yılında geldiniz buraya?
YANIT; Ben buraya 94 yılında geldim. Beyazıttaki durum, ayarı bozuldu. Evet, üstadımızı kaybettik, oranın ayarı bozuldu. Kutup kaybolunca, kutup dediğim yani baş, merkez kutup kaybolunca dengeler bozuldu. O dengeydi.

SORU; Siz ona gelinceye kadar, pir'e gelinceye kadar kitap kokusuyla gidiyordunuz, ona gelince ne oldu koku?
YANIT; Ona gelince iş değişti, koku devam etti, bilgi seviyemiz yükseldi esnaflığın sırlarını bize açtı.

SORU;Sahaflık nedir,tanımlar mısınız, doktorluk gibi mi bu?
YANIT; Şimdi sahaflık efendim, kağıdı bilen, kağıda elini sürdüğü zaman o kağıdın hangi yılda imal edildiğini anlayacak kadar... Evet, kağıdın doktoru, yazının doktoru, kitabın doktoru, cildin doktoru, o cildin hangi yılda yapıldığını malzemesinden baktı mı anlayacak. Sahaf bu! Kitabın alimi. O kadar, bitti...

SORU; Kaç tane böyle alim var şu anda Türkiye’de? Bir isim verdiniz biraz önce Muzaffer bey, o ailim miydi?
YANIT; Şimdi şu anda kaç tane alim var, diyelim iki elin parmağını geçmeyecek. O alimdi. Onun da bir alimi vardı.

SORU; O bir okuldan mı geliyordu yoksa mektepsiz miydi?
YANIT; Bunlar hep mektepsizdir. Okulu yok zaten. Mektebi yok ki bunun.. görerek, biz de burda görmek. Bizim alıp satmak derdimiz değil, görmek.. ‘alamadığıma değil diyor, göremediğime yanarım,’ derdi bizim üstadımız.

Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.
*Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.

Sahaflar - kitapçılar, Elyazmaları bölüm V, öykü; Kitap kokusu, yazarak kendine dönme istenci verir insana; On ikinci yazı

Kitap kokusu, matbaa, mürekkep kokusu, kağıt kokusu, sıcaktan, nemden yeraltında korunan eski kitap kokusu... Kitap kokusu, yazarak kendine dönme istenci verir insana. İnsan olmadan kitap, kitap olmadan insan olmaz dedim daha ilk başlarda. İnsanı yazmaya doğru çekip götürenlerin arasında kitap kokusu da vardır. Korku çağları boyunca kitap varlıksal gücünü dayatır ve duyumsatırken, koku duyumu ile insanı çeker.

Kitap okumadan uzak korku çağında kitap kokusu çılgınlığı başlar. Bu koku peşinde koşma ve bunu bulamıyorsa geceleri sayıklama da vardır yazar olmanın keşif masasında. Yazmayarak kendinden kaçan insan tanımaz bu kokuyu ve bu koku gelince sarsılmaz. Eski çağlarda gizli saklı kitap okuyanlar, okudukları için suçlanarak yakılan insanlar oldu.

Sorgulama yapılmıyordu bu insanlar içeriye alındıklarında.

Eski kitaplar, bu kişilere yaklaştırılıyor ve fakat kitaplar bu insanların ellerine verilmiyordu. Bir kitap işkencesiydi bu.

Bunları kara mizah sananlar olacaktır. Evet kara mizah! Kara mizah güldürmez, rahatsız eder ve bunun için de kara mizahtır, diyenler çıkacaktır. Bu satırların yazarı diyor ki; kara mizah güldürmüyorsa, ağlatır. Dahası var!

Kitap okusunu alıp kitaba el süremeyenlerin bazıları çıldırır, buradan yakılmaya göderilirdi; onlara büyücü ve cadı yaftası takılırdı. O insan bugün de var! Şimdi teknolojik yıkım tehditi karşısındaki yine o insandır. Kitap, kağıt, mürekkep kokusu almadan yazmanın yollarını arayan da o.

Şimdi 'Elyazmaları' adlı öyküyü kaldığı yerden izleyelim.
Sevgi, İçtenlik...
Tekin SonMez, 2 Mayıs 2010'O yıl annem ve babam, erken giden kışın ardı sıra açılan kitap pazarından çok yüklü kitaplar aldılar. Bunların büyük bir bölümü deve, katır ve hacı kervanlarıyla Doğu’dan geldi.

'Beş yıl önce ısmarlanan elyazmaları ve bir bölümü taşbaskı olduğu için annem ve babam her ikisi de çok heyecanlıydı. o kitapların hangi dilde yazıldıklarını sorsanız söyleyemem.

'Dünyanın ilk dilleri, ilk alfabeleri neyse onlar da o dillerle yazılmış olmalılar. Şimdi her sabah ilkin onların bulundukları bölmeyi geziyorum. İlk atladığım eşik onlarındır.

'Bu kitaplar evimizin odalarındaki raflarda duruyor. Erken giden kar sonrası yaşanan hengameli bahar, yaz ve güzden sonra erken gelen karla insanlar yuvalarına döndü. En çok sayıda kitap o kış okundu. Galiba son kış oldu bu. Artık, kimsenin gelip bu papirüsleri okuduğu yok.

'Yazı peşinde koşan seyyahlar tarafından kapımız da açılmıyor. Nereye gitti kitap seyyahları, bilen yok.'

Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Sahaf - Kitap arkeolojisi; ölüme terk edilmiş kitapları kurtaran kitapçılar, Sayın Önder Durmuş ile söyleşi; on birinci yazı

Kitaplarla ilgili öyküler kulaktan kulağa işlenir. Anadolu, Trakya basılı eserler için okyanus oldu ilk çağlarda. Bu topraklara elyazmaları anayurdu denilirse şaşırmayın. Pagan evrelerde de basılı eserler çok değerliydi.

Kapadokya mistik anlatılar için günün teknikleriyle yazılım yurdu olurken, Roma gücünü yitiriyordu. Anadolu'da basılı eserlerle yöneticiler arasında yüzlerce yıl çekişme oldu ve ele geçenlerin çoğu yakıldı. Yapıt yazar arasındaki simetrik ilişki ne demekse yapıt yönetici arasındaki asimetrik ilişki de o demektir. Anadolu yakılmış kitaplar mezarlığıdır bu toprakları yönetenlerin güçlerini kökleştirme ve egemenliklerini ayakta tutma uğruna. Evet!

Roma İmparatorluğu da son evreleriyle bu konuda doruk yaptı Anadolu'da. Unutmayalım ki Anadolu yeryüzünün ilk en büyük İmparatorluğu olan Roma'ya evsahipliği yaptı.

Değerli İzleyici,

Ölüme terk edildiklere sırada kurtarılmış kitaplar vardır. Bunların arasındayız. Birkaç sayı eksiği ile Yansıma Dergisi takımını satın aldığım yerdeyim. Otuz iki yıl önce mesleğe başlayan Malatya 1956 doğumlu Önder Bey karşımızda.
Sevgi, İçtenlik...

Tekin SonMez, 1 Mayıs 2010SORU; Sayın Önder Durmuş neden kitap ve neden böyle ölüme terkedilmiş kitapları kurtarmak uğruna kendinizi harcadınız? Kaç yaşındaydınız elinize ilk kitap değdiğinde?
YANIT; İlk ve orta okulu Pötürge’de, Liseyi Malatya’da okudum. Kitap okuma sevgim üçüncü sınıfta Pötürge’de, başladı diyebilirim. Böyle eski kitaplar alır okurdum, mesela çizgi roman, herkesin hayatında çizgi roman vardır, ya da tarihi romanlar çocukluğumda çoğunu okumuşumdur.

SORU; Önder Bey, sahaflık nedir size göre? yani pek çok insan sahaflığa dışarından bakınca işin derinliğini anlamıyor, siz bize bunun derinliğini gösterir misiniz?
YANIT; sahaf böyle zor bulunan .. yani aslında eski olan, kıymet ifade eden her şeyi bilmek ve onu yani nesli tükenen kitabı bulup ortaya çıkartmak.. ve bu bir meslek.

SORU; Arkeoloji gibi bir durum mu çıkıyor ortaya?
YANIT; Öyle bir şey galiba. Evet yani kitap üzerine şöyle bir şey, ben o kitaplar, mesela ne kadar değerlidir ancak onu hissedebiliyorsun, ancak aldıktan sonra bir araştırma yapıp bunun kıymeti şu kadardır, bir araştırmadan sonra isabet ediyor, ama şöyle, başta şunu belirtmek istiyorum, benim böyle köklü bir edebiyat tarih veya diğer konuda pek öyle esaslı bir bilgim yok, yakın dönem kitaplarda bilhassa mezun olduğum okuldan dolayı teknik konulu kitaplara hakimiyetim var, çocuk kitaplarına hakimiyetim var. Osmanlı dönemi ayrı bir dal, ayrı bir ilim evet yani o farklı bir şey. Ben daha çok Cumhuriyet dönemini bilirim.

SORU; Cumhuriyet dönemi ve daha çok fen kitapları mı?
YANIT; Evet! Biraz öyle! Edebiyat ikinci planda kalıyor.

SORU; Önder Bey Bize elinizde olanlardan bir kitap önerin deyin ki Tekin bey bu kitap bir definedir. Edebiyat olsun!.
YANIT; Evet! Edebiyat olsun! Refik Halit Karay’ın Yezidin Kızı, ilk baskısı başka bir adla Halep’te olmuş.

SORU;Bir meslek olarak bu sahaflık devam edecek mi?

YANIT; Biraz karamsarım ben. Çünkü gelişen teknoloji kağıt üzerine yazmayı ortadan kaldırabilir. Belki kitaplar farklı bir kayıtta olacak. Çünkü internet ve bilgisayar ortamında hemen kopyalayıp yapıştırıp hemen önüne alabiliyorsun. Ne olabilir eski kitaplar? Antika mobilya gibi sergilenebilir, insanlar gelip seyredebilir ama okumazlar.

SORU; Kitap severlere son mesajınız ne olabilir?
YANIT;Son sözüm, eski kitaplara hassas olmak lazım! Çünkü bir kitap çok zor zahmetli bir uğraştan sonra yazılabiliyor, elimize aldığımız bir kitabı bir yazarınn ne zahmetlerle ortaya koyduğunu, ne anlatmak istediğini, ne olduğunu o devre giderek hatırasıyla birlikte kitabı ele almak ve izlemek lazım. Yeni kuşağa bu mesajım olabilir.

SORU; Kırk yıl sonra Yansıma buradaydı! Nasıl geldiler?
YANIT; Ben dergilere de hassasım, dergi de toplarım, öyle isabet birkaç defa topluca aldım, hepsini birleştirdim hazır hale getirdikten kısa süre sonra da asıl size ulaşması da beni çok sevindirdi. Dergiyle ilgili bir başka hatıram daha var sahaflar çarşısında Beyazıt’ta Sabri Bey diye bir büyüğümüz vardı, her pazar sabahı gelir yeni dergi var mı diye sorardı. Bir gün üç tane dergi getirmiştim. İkisini aldı. Yıllarca takip ettiği bir seri dergiyi iki sayı tamamladı. Onun o anki halini, sevincini hiç unutamam. Önce bir kızardı, sevindi, bir ağlamadığı kaldı. Bunlar hep güzel hatıralar.

Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.

30 Nisan 2010 Cuma

Elyazmaları bölüm IV, öykü, İnsanlar değiştikçe, kitaplar değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Onuncu yazı


'Kuraklık geldiği zaman, pekçok kitap, göçmen kuşlar gibi daha uygun hayat koşullarının olduğu yerlere gider ve kitap kolonilerini orada kurarlar, diye bir tümceyi okuduğumda, ergenlik yaşıma basmıştım.

'Uygun iklimlerde yeni kurulan kitap kolonileri için Avrupa topraklarına giden kitapların, bir süre sonra geriye dönmediklerini de duydum. İklimler, insanlar ve kitaplar arasındaki bağıntıyı daha sonra öğrendim.'

Değerli İzleyici,

Kitabın tansık olduğu söylendi! Erken, çok erken tarih öncesi yüzyıllarda insan daha nesnel arayışlarla kendine döndü. İnsanın kendine dönüşü yazma eylemi ile başlar. Kitap bu çağlarda, bu nedenle tansık olarak algı dagarına girdi. Kitap neden korkutur insanları? Kitap nasıl mutlu eder insanları? Tansık olma biraz da bu mudur? Bir yanı korku bir yanı mutluluk veren duyum nedir?

Yazmayarak kendinden kaçan insanla, yazarak kendisine dönme uğraşısı arasında sürdü tüm çekişme. Kitap ile yirmi dört saat yüz yüze el ele yaşayan insanlar var. Korku çağları boyunca kitap varlıksal gücünü bu insana verebildi. Bu nasıl oldu? Bu şöyle oldu; Kitabı nesnel bir zenginlik odağı gibi algı dağarında taşıyan insan ortaya çıktı.

Teknolojik yıkım tehditi karşısında o insan bugün yine var. Yazmanın yeni yollarını arayan da o. Şimdi 'Elyazmaları' adlı öykümüze dönelim ve bıraktığımız yerden izleyelim.
Sevgi, İçtenlik...

Tekin SonMez, 30 Nisan 10'O yıl bir sabah annem/babam oda eşiklerinden içeriye adım atarak başlattıkları gezintiden öncekuraklık haberi geldi.

'Annem ve babam oldukları yerde mıhlanır gibi durakaldılar.

'Hiç unutmuyorum! Bana, “aslan oğlum, sen gücün yettiği kadar odanın eşiği önüne yaklaş ve içeriye gir bir adım at ve onlara, günaydın de. Senin sesini ve senin ayak seslerini işitsinler senin insan kokunu alsınlar, ve ‘insanlar biz kitapları terk etmedi,’ desinler birbirlerine.

'Hadi aslan oğlum! Göreyim seni,” dedi annem ve kıçıma bir şaplak attı. Ben, seğirtmeye başlamıştım ki, babam arkamdan: “Kaç tane odanın eşiğinden içeriye girersen, o odaların hükümdarı sen olacaksın,” dedi.

'Ardından annem, “biz, kuraklık üzerine çıkan havadisleri öğrenip koşarak geriye döneceğiz,” dedi.

'Ben durmadan koşuyordum ve bir oda ile eşik arasında atlamak için bocaladığım zaman, sanki birileri beni alıp içeriye hoplatıyordu. Bu kez ben, geriye dönüp uzun bir koridora çıkıyor ve bir sonraki oda ile eşik arasındaki yerde duruyordum ve birileri beni içeriye hop bırakıyordu.

'Bu, acaba, kitaplardan yayılan enerji olmasındı, diye daha sonraları düşünmeye başladım.

'Kaç odayı bu şekilde dolaştığımı bugün de bilmiyorum. Annem ve babam kanter içinde geriye döndükleri zaman, odaların pek çoğu henüz sabah uyanma törenini yaşamamıştı ve bu nedenle her ikisi de sinirliydi.

'Hızla öteki koridorlara daldılar ve böylece kitaplarla döşeli evimiz bir yıkımım kıyısından döndü. Kitaplardan fire verme konusunda annem ve babam o gün kuşkulu, tasalı konuştuydular. Kuraklık ise söylendiği kadar değildi.

'Kitaplar kuraklıktan hoşlanmazlarmış...

'Kuraklık geldiği zaman, pekçok kitap, göçmen kuşlar gibi daha uygun hayat koşullarının olduğu yerlere gider ve kitap kolonilerini orada kurarlar, diye bir tümceyi okuduğumda, ergenlik yaşıma basmıştım.

'Uygun iklimlerde yeni kurulan kitap kolonileri için Avrupa topraklarına giden kitapların, bir süre sonra geriye dönmediklerini de duydum. İklimler, insanlar ve kitaplar arasındaki bağıntıyı daha sonra öğrendim.

'O yıl annem ve babam, erken giden kışın ardı sıra açılan kitap pazarından çok yüklü kitaplar aldılar. Bunların büyük bir bölümü Doğu’dan geldi.

'Beş yıl önce ısmarlanan elyazmaları ve bir bölümü taşbaskı olduğu için her ikisi de çok heyecanlıydı. Hangi dilde yazıldıklarını sorsanız söyleyemem. Dünyanın ilk dilleri, ilk alfabeleri neyse onlar da o dillerle yazılmış olmalılar.'

Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.

29 Nisan 2010 Perşembe

Sahaf, kitap.. Kitaplar öldürülmesin ve yaşasın ve Sayın Selma Güner ile söyleşi; Dokuzuncu yazı

Kitaplarla ilgili giz peşinde değilim. Kitaplar çocuklar gibi doğar, insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler.

Bazı kitaplar tehlikeli sayılır, öldürülür. Ne olursa olsun kitap öldürmenin çeşitli yolları vardır. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o kitabı hemen orada öldürmek istemiş.

Kitap neden öldürülmeli? Yazıldıktan sonra neden öldürülmek istenir kitap?
Kimileyin yazarı neden olur! Salt o ad nedeniyle kitap ölüme mahkum olur. Kimileyin bir dil o kitap için ölüm fermanı getirir. Bazı dillerde kitap yazılması, yaygınlaşması yüzlerce yıl düşünülmez. Türkçe de bunlardan birisidir.

Değerli İzleyici,

Latin abacesi yazılım kulvarına girince Türkce coşmuş, kitleselleşmiş sonunda bu dil nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü de bu dille yazan bir yazara verilmiş. Bu kadar kısa sürede yazılımıyla kitleselleşen süreç hızı hiç bir dilde yok.

Kitap - sahaf söyleşileri ile yukarıdaki açılardan da konulara değinme olanağı ortaya çıkacak. Bugünkü konuğumuz bir felsefeci. Selma Güner otuz yıl öğretmenlik yapmış. Işık Lisesi, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu. Macit Gökberk, Nermi Uygur'u öğrencilik yılllarında tanımış Rauf Mutluay öğretmeni olmuş. Şimdi söyleşiyi birlikte izliyoruz.
Sevgi, İçtenlik...

Tekin SonMez, 29 Nisan 2010SORU;Sayın Selma Güner, kitap size nasıl ulaştı anımsıyor musunuz? Yoksa siz de bir kitap ortamına mı doğdunuz?
YANIT; Okuduğum okullar açısından düşünecek olursak kitap ortamında doğduğum söylenebilir. Babam eski pilot makinist mektebi mezunlarıdandı, annem Dame de Sion mezunuydu, bu nedenle kitapla yakından tanışma fırsatını buldum. Ortaokul yıllarında, bir arkadaştan bir bavul kitap getirdiğimi, kardeşimle birlikte okuduğumu hatırlıyorum.

SORU; Kitaplar sizde derin iz bırakmış ki, Doğa Kitabevi kuruldu. Nasıl oldu evden kitaplar geldi mi buraya?
YANIT; Hayır böyle birşey olmadı. 1980’li yıllardı başlarken kitap yoktu, zamanla oluşturdum. Evden kitap getirmedim.

SORU; Sayın Güner, sahaflık, sahaf nasıl bir duygu bu?
YANIT; Aslında gerçek sahaf nedir sorusunu sormak gerekli. Bunu bende veya diğer arkadaşlarda bulabilir miyiz diye de bu soruyu devam ettirmeli. Gerçek sahaf, birden fazla dil bilen, yani Osmanlıca’yı bilen, Farsça’yı bilen, Rumca’yı, Ermenice’yi bilen kişidir. Bizde daha çok, ikinci el kitaplar var, bu arada tabii ki tarihi değeri olan belgeler ve eski kitaplar, resimlerden de söz edebiliyoruz.

SORU; Saydığınız ölçeklerde sahaf var mı Türkiye’de?
YANIT; Ben, bildiğim kadarıyla olmadığını düşünüyorum, ama bu varolmadığını göstermiyor. Benim bakış açımın dışında var olan insanlardan da söz edilebilir.

SORU; Hangi dilde eski kitaplar soruluyor daha çok?
YANIT; Eski resimlerden, İnönü’nün veya Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerinden veya eski gazetelerden söz edebiliriz. Müzik alanında plaklardan, sinema tarihi açısından da afişlerdenlerden söz edebiliyoruz.

SORU; Kitap yirmi yıl önceki kadar tehlikeli mi sizce?
YANIT; Bugün için böyle bir olayla hiçbir arkadaş karşılaşmadı. Tabii ki yasal olmayan nitelikte basılan korsan kitaplar açısından düşünülürse bu olabilir.

SORU;Her gün gelenler.. artıyor mu azalıyor mu sayıları?
YANIT; Öğrenciler okumaları gerekli kitapaları, sinema araştıranlar, akademisyenler meslek ilgili olanları soruyorlar; sohbet etmek isteyenler çıkıyor. Bence yeterli değil sayı. Galatasaray’da bir Taksim Gezi’de iki kez Sahaflar Festivali yapıldı ve bu handa yansıması görüldü.

SORU; Ben de ona gelecektim girişim olarak iyi mi?.
YANIT; İlk adım olarak evet ama, sonuçlarına bakalım, şu an sahafların dernek açısından yapısallaşmışlığı yok. En azından Beyoğlu sahafları olarak, otuz dükkan çevremizde birçok sahaf olarak toplanmış arkadaşlarla birlikte sayısı artan kitabevlerinden söz ediyoruz. Onların bir araya gelerek bir dernek kurulma atılımı yapmaları gerekiyor. Bu derneğin bir lokale sahip olması, orada müzayede yapılması, önemli kitapların teşhir edilebilmesi iyi olur. Ben müzeden çok işlevi olan hareketli bir yer düşünüyorum.

SORU; Bir dernek şemsiyesi altında bunun işlevi nedir?
YANIT; İşlevsel olarak öğrencilerin akademisyenlerin şairlerin yazarların gelebileceği, imza günlerinin konuşma günlerinin seminerlerin panellerin düzenlenebileceği bir yer.

SORU; Genç kuşağa kitap severlere mesajınız nedir?
YANIT; Şöyle söyleyim, belki varoluşçu felsefe açısından bakayım, insan kendi varlığını kendisi var eder. Bu varoluşta da kitabın yeri mutlaka olmalıdır.

Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.

26 Nisan 2010 Pazartesi

Sahaflar kitapçılar... 1918'de kurulan, Türkiye'nin en eski kitabevi Kohen ve Sayın Sapan ile söyleşi; Sekizinci yazı

Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum. Tünel Geçidi diye de bilinen bu duygu yükü ile dolu ortamda, hep ilgimi çekerdi vitrini ile Kohen Kitabevi nedense.

Böyle bir kitabevi ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o koşullarda varoluşma düşü sarardı bir yazar olarak zihnimi. Vitrine bakar kalırdım. İçeride kimseler olmazdı. Yıllar yılı bu böyle sürdü.

Değerli İzleyici,

Kitaplarla ilgili bir giz peşinde değildim. Kitabevinin doğum yılı idi benim için önemli olan. Şöyle ki, çok eskilerden bir hava dolardı içime vitrine bakar orada kalırdım. Yeni kuşak sorumlu yönetmen Sayın Sapan ile tanıştım sonunda.

Bugün dünyanın pekçok bölgesinde görev yüklenen bir kuşak temsilcisi Albert Bey ve bu kuşağın elde ettiği becerilerle donanmış durumda. Bu becerilerin başında dil çeşitliliği var. Dünyayı çok dil bilenler yönetiyor, diye düşünebiliriz. Konuştuğu diller Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İbranice.. ve Türkçe okuyup yazıyor. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesini bitiriyor. Çok dil bilmenin bir faydası da kitaplar konusunda ortaya çıkıyor.

Çok dil bilmek dünyayı yönetmek için yeterli ise, çok dilde yayınlanan kitap konusu ne olacak? Yüzyıllardan bu yana yine inanılmaz sayıda dil ve çeşit türleriyle varolan kitaplar ne olacak? Dünyayı mistik kitap gücü mü yönetiyor diye içinizden geçiredurun ben kitabevinin kapısından içeri girdim bile. Şimdi Sayın Sapan ile olan söyleşiyi izleyelim.
Sevgi İçtenlik...

Tekin SonMez, Stockhom 26 Nisan 2010SORU; Sayın Albert Sapan, nasıl oldu da bunca dil öğrendikten sonra siz, bu kitapların arasına döndünüz?
YANIT; Kitaplarla zaten hep beraberdim, 12-13 yaşından beri dükkana gelir giderdim. O zamanlardan beri kitap...

SORU; Ben de ona girmek istiyorum, yani kitapla nasıl oldu tamamiyle arka planda ailenizin kitapla olan bağlantısı mı?
YANIT; Elbette öyle oldu, şimdi kitaptan daha çok.. esasında artık bizim branşımız değişti, daha çok moda dergileri ithal ediyoruz. Evet! Güncel modayı takip eden modaevlerine ve stilistlere yönelik, profesyonel çizim ve tasarım kitapları, dergileri güncel modayı takip edenlere yönelik bir branş.

SORU; '12-13 yaşından beri ben dükkana gelir giderdim,’ dediniz. Elinize ilk kitap.. hangi kitaplar elinize geldi?
YANIT; Kitaplar hep vardı, kitaplar da vardı ama benim ilgimi kitaplarla beraber, (çünkü çok eski bir firma olduğumuz için) dergi bölümü de dikkatimi çekti. 1975’den 1980’den beri dergi ithalatı yapıyoruz.

SORU; Böyle bir atmosferde kitapların yanında çokluk solgun ve öksüz çocukları çağrıştıran dergilere ilgi duymuşsunuz. Daha doğrusu o yıllara ve onlara yetiştiniz, diyebilir miyim? Bunların arasında ilk kitap hangisi oldu?
YANIT; Yetiştim, o zamandan itibaren de dergi, hatta bu dergileri.. işte.. kolumun altına alıp pazarlamaya başlamıştım.

SORU; İlk okuduğunuz, unutmadığınız anısı olan kitap ‘İki Çocuğun Devri Alemi’ ya ‘Jules Verne’ olabilir mi?
YANIT; Jules Verne idi. İlk ona başladım. İlk önce oydu benim dikkatimi çeken, ondan sonra çok imkanlarım olduğu için burda.. ben.. bir de ben Fransız okulunda okuduğum için.. çünkü sürekli yabancı dilde kitaplar vardı daha çok.. yani Türkçe kitaplarımız yoktu. Bizim okullarımızın ve bütün Fransız okullarının kitaplarını biz temin ederdik. Evet, okul kitaplarının tümünü biz getirirdik, Fransa’dan.. biz getirirdik onlara verirdik. Hatta okullara gidip kolileri orda açardık, yani ben küçük yaşta bunları yapardım.

SORU; Sizi ağlatan, sevindiren, güldüren kitap oldu mu?
YANIT; Şu an aklıma gelen Jules Verne’den çok etkilendim.

SORU; Kitabın kendi evrilmesi.. Günümüzde kitapla o dönemdeki kitap arasında bir fark var mı?
YANIT; Kesinlikle var, o zamanlar sanki biraz daha insanların hayal gücünü çalıştırmasına yönelik kitaplar daha fazlaydı gibime geliyor. Şimdi herşeyin ulaşımı daha kolay, her türlü bilgiye çok daha rahat ulaşabiliyorsunuz. Bilgileri kitaplardan almak daha iyiydi. Şimdi televizyon, internet.. hatırlarım, babam eve Cumhuriyet Ansiklopedisi almıştı. Hepsini birden de getirmemişti, hergün ikişer ikişer getirebiliyordu, taşıyamıyordu ağırdı. Ben onu her gün evde karşılar, büyük bir heyecanla bakar, içini karıştırırdım.

SORU;O yaştaki heyecan şimdiki çocuklarda yok mu?
YANIT; İlkokuldaydım on yaşında filandım. Yani onu karıştırmak bile büyük bir heyecandı, artık ansiklopedilerin hiçbir kıymeti kalmadı, çocuklar bakmıyorlar bile.

SORU; Sahaflık sözü size nasıl bir imge çağrıştırıyor?
YANIT; Sahaflar daha çok eski ikinci el kitaplar, kullanılmış kitapları satanlar. Biz kendimizi sahaf olarak görmüyoruz, çünkü bizde ikinci el kitap yok hiçbir zaman. Biz çok eski kurulmuş olan bir firmayız, eskiden kalmış, satılmamış olanlar var. Yoksa okunmuşlar vesaireler falan değil. Fakat babam, hatırlıyorum bana söylüyordu mesela bazı koleksiyonerlerin şeyleri, kütüphaneleri oluyordu, onlara gidip satın alıyorlardı. Onların komple satın aldıkları şeyler oluyordu öyle imkanları vardı o zamanlar.

SORU; Sahaf olma kriteri nedir, herkes sahaf olabilir mi?
YANIT; Şöyle söyleyim, bilgisi olması şart ben kendimi sahaf olarak görmüyorum. Sahaflık başlı başına bir zenaat. Babam eski kitaptan anlar, Osmanlıca’dan bakar söyler, 'bu kitabın kıymeti budur,' der. Bir de bu hırsızlık olaylarından sonra sahaflık biraz daha tehlikeli birşey oldu mesela..

SORU; Kitap tehlikeli sayılır da, 'tehlike' dediniz, nasıl?
YANIT; İşte bazı eski sinagoglara girip Tevrat çalıyorlar, sayfalarını sayfa sayfa satmaya kalkıyorlar veya çalınmış altın yazılı Kuran olabiliyor, yani biraz daha riskli oldu denebilir. Eski kitapları, çok eski kitapları alıp satmak daha riskli oldu ve eski kitaplar artık bulunmuyor zaten. Bulunmuyor, ben hatırlıyorum mesela gravür kitapları getirirlerdi babama, onlardan vardı, onlar çok azaldı.

SORU; Karamsar bir tablo içinde kitabın geleceği var mı?
YANIT; Bence günden güne azalıyor. İnternetin bilgisayarın gelişmesiyle kitaplar cep telefonlarına girdi çok pratikleşti, sayfa çevirip kitap okumak insanlara külfetli geliyor.

SORU; Kitapsever yeni kuşaklara mesajınız ne olsun?
YANIT; Şimdi kitap kokusu farklı bir şey. Kitabın içindekini hissetmek kitapları okumak, onu elinize almak o apayrı bir şey. Yeni nesil.. kızlarımı eğittiğimi zannediyorum, onlar çok kitap okuyorlar fakat onların çocuklarının okuyacaklarını sanmıyorum. Yeni kitapçılık da farklı bir şey olacak. İşte.. kendi bilgisayarınızı götüreceksiniz kitapçıya, kitapçı yükleyecek ona, ordan okuyacaksınız, öyle olacak.

SORU; Çok küçük yaşta ellerine kitap mı verdiniz?
YANIT; Evet! İlk önce Türkçe başladık. İngilizce ve Türkçe okuyorlar. Şimdi büyük kızım sosyolojide, küçük kızım, o da resme meraklı güzel sanatlar lisesinde okuyor.

SORU; Türkiye'de ilklerden mi? Kaç yıllık kitabevi burası?
YANIT; 1918’de kuruldu. İki kızkardeş tarafından. Evet. İki kızkardeş tarafından kuruldu ve ondan sonra devam etti. 1955-60’a kadar çalıştılar, sonra babam devraldı. Zaten onlarla beraberdi, onların yanına daha on yaşında falan girdi, onların yanında çalışmaya. Teyzeleriydi zaten, onların da başka kimseleri yoktu, babama devrettiler. Kurum olarak eski evet. İsim olarak biz bunu devam ettiriyoruz. Yani Türkiye’nin en eski kitabeviyiz diyebiliyoruz. Biz 1918’de kurulduk ve o zamandan beri devam ediyor.

Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Tünel.

25 Nisan 2010 Pazar

Elyazmaları bölüm III, öykü, İnsanlar değiştikçe, kitaplar değişir.. kitaplar değiştikçe insanlar; Yedinci yazı

"Elmaslarla, altunlarla kitapların eşit tutulduğu günlerde anne rahmine düşmüş olmamı bir tansık olarak yorumlayanlar var.

'Annem ve babam bu parlak günlerin doruklarındaki görkeme yetiştiklerini söylemekten çekinmezlerdi.

'Her söz, kutsal bir iksir gibiydi. Her kelime amber kokan kutularda saklanan merheme benzer bir işlem görürdü insanlar arasında.'

Değerli İzleyici,

Bu blog salt kitap vitrinlerinde haftanın listesine giren kitapları izleyenlere değil, tarihin labirentinde okurunu bekleyen kitaplara ulaşma yollarında çözüm arayan kitap severlere yöneldi. Bu nedenle sahaflar ve sahaflık konusu söyleşi konusu oldu. Edebiyat kıyısında gezinen bireyleri de; roman, deneme, öyü, anı, günce okumayı sever okurlara da kitap varlığı açısından yöneldi bu blog.

Kitabı nesnel bir varlık olarak eline alan ve elinde bir süre tutan bir insan düşünün. Tarihle yoğrulmuş olan bir kitap bu insanın elinde bir an duracak. Kitabın içsellik konumu bir yanda dursun. Kitabı nesnel bir zenginlik odağı gibi algı dağarında taşıyan insan bu blog ile sesini duyuracak.

Varlık olarak bir kitabı nesnelliği ile alıyor elimizde tutuyor Elyazmaları adlı öyküyü bıraktığımız yerden sürüyoruz.
Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez, 25 Nisan 2010, Stockholm'Kars denilen unutulmuş kentin şimdilerde pek dikkat çekmeyen bir yerinde, yanlara ve derinliğine genişleyen bir evin en ışıklı odasında doğduğum, söylendiğinde, nerede o oda diye sordum. Odayı görmek istiyorum, dedim. Orada annemim doğum hazırlıkları sırasında bıraktıkları, raflarda çocuklar için olanlar ve kanepenin üstünde unutulan kitap, hiç biri yer değiştirmeden öğlece duruyordu.

'Dünyanın her yerinden gelen çerçilerin getirdikleri çeşit çeşit kitaplarla kurulan pazarda, annemin ve babamın bu pazara alışveriş için yaptıkları gezilerde ben de bulundum, birkaç yaşından sonra. Renk renk kitapların, eşek, katır ve deve sırtında taşınarak getirildiği Kars Kitap Pazarı, o zamanlar dünyanın en büyük alışveriş merkezi idi.

'Fakat alışveriş konularının en önemli değiş tokuş maddesi de (afedersiniz madde sözü için) kitaplarmış o günlerde. Kitapla altun, gümüş, elmas değiş tokuşu. Daha neler neler! Takascılar ve yardımcıları, aylarca önceden çalışır ve pazarın açılışına bir hafta kala hanları, hamamları, kervansarayları dolaşırlardı. En iyi elmasların hamamlarda korunduğu, en değerli kitapların ise kervansarayların orta katlarında tutulduğu bilinirdi.

'Altun değerinde bir elyazması isteyenle, gümüş değerinde bir papirüsün üstündekiler karşılıklı uzun pazarlıklarla değiş tokuş edilirdi. Bu ahenkli uğultular Kars Platosu’nu doldurduğu günlerde bu dünyaya geldim. Kafkasya'dan, Karadenize Afrika’ya, Balkanlara dağıtılmak üzere, “Kitap Kervanları” Ani’den Kars Kalesi varoşlarına değin uzanırdı.

'Elmaslarla, altunlarla kitapların eşit tutulduğu günlerde anne rahmine düşmüş olmamı bir tansık olarak yorumlayanlar da çıktı. Annem ve babam bu şaşalı parlak günlerin doruklarındaki görkeme yetiştiklerini söylemekten çekinmezlerdi. Her söz, kutsal bir iksir gibiydi. Her kelime amber kokan kutularda saklanan merheme benzer bir işlem görürdü insanlar arasında. Şimdi söz’ün de yazı’nın da kıymeti harbiyesi kalmadı, diyenler var çoğunlukta. Oysa o günlerde her şey farklıydı, anlatılır gibi değildi hiç bir şey.

'Özel sandıklarda, özel ve renk renk ciltlerle Kars’a getirilen her dilden kitapla birlikte, ayrıca temiz parlak camekanlarda olanlar da vardı. Haftalar boyu süren alışveriş değiş tokuş pazarlıkları sürerdi. Ben annemim ya babamım dizlerine tutunarak yürüdüğüm günlerde, boynuma halis hint ipeklisinden yapılmış keten astarlı bir çanta koydular.

'O yıl kar erken kalkmıştı.

'Bir kuraklık haberi gırla gidiyordu ahali arasında.

'Kış boyu sığırların telef, celeplerin yok olduğu rivayetleri, sayısız kitaplarla dolu odalarımızı geçer ve en ortada annemle babamım uyudukları odaya dek gelirdi. O yıl bir sabah annem ve babam, oda eşiklerinden içeriye adım atarak başlattıkları gezintiden önce bu kuraklık haberi geldi.

'Bir an annem ve babam oldukları yerde mıhlanır gibi durakaldılar. Hiç unutmuyorum! Bana, “aslan oğlum, sen gücün yettiği kadar odanın eşiği önüne yaklaş ve içeriye gir bir adım at ve onlara, günaydın de. Senin sesini ve senin ayak seslerini işitsinler senin insan kokunu alsınlar, ve ‘insanlar biz kitapları terk etmedi,’ desinler birbirlerine.

'Hadi aslan oğlum! Göreyim seni,” dedi annem ve kıçıma bir şaplak attı. Ben, seğirtmeye başlamıştım ki, babam arkamdan: “Kaç tane odanın eşiğinden içeriye girersen, o odaların hükümdarı sen olacaksın,” dedi. Ardından annem, “biz, kuraklık üzerine çıkan havadisleri öğrenip koşarak geriye döneceğiz,” dedi.'

Elyazmaları, Tekin SonMez, Kars Platosu Öyküleri, NİS Media Ya, ilk bası 2004, İst.